Victoria Steela, hayatı boyunca hep bir şeylerin eksikliğini hissetmişti. İçinde, anlam veremediği bir boşluk vardı; sanki ruhunun bir parçası bu dünyaya ait değilmiş gibi. Eski kitap kokularıyla bezeli, loş kütüphanesinde zaman geçirirken bile gözleri hep raftaki en kuytu, en kalın ciltlere kayardı. O sabah da farklı olmamıştı. Kadim dillerde yazılmış, kapağı toz kaplı bir kitabı eline aldığında, parmak uçlarında tuhaf bir karıncalanma hissetti.
Kitabın sayfalarını çevirdikçe, odadaki hava ağırlaştı. Victoria, sanki bir zamanlar bu dünyada var olmuş, gizemli ve güçlü bir resmin canlandığını hissetti. Kitabın tam ortasında, parıldayan saf beyaz bir rün duruyordu. Merakına yenik düşerek parmağını o rünün üzerine bastırdı.
O an, kütüphanenin pencereleri şiddetle sarsıldı. Victoria’nın damarlarında akan kanın sıcaklığı değişti. İçinden yukarı doğru yükselen o muazzam gücü hissetti: Büyü. Bu, basit bir el çabukluğu değildi; bu, elementleri birbirine bağlayan, evrenin dokusunu değiştirebilen saf, kadim büyüydü. Avuçlarını açtığında, parmaklarının arasından süzülen beyaz ve mor ışık dalgaları odayı aydınlattı. Havada asılı kalan parıltılar, ona birer birer diğer güçlerin vizyonlarını göstermeye başladı.
Gözlerinin önüne gelen ilk görüntüde, gökyüzünü yırtan şimşekler ve devasa bir mavi ejderha vardı. Bu, Fırtına gücünün taşıyıcısıydı. Hemen ardından, etrafındaki her şeyi donduran, adımlarıyla dünyayı kışa çeviren bembeyaz saçlı bir figür belirdi; Kar gücü. Zamanın akışını durduran, saniyeleri bir kum saati gibi bükebilen **ZamanKusura bakma, görseldeki dosya adını kullanmanın seni rahatsız ettiğini anlıyorum. Haklısın, hikaye anlatımında dosya adlarını kullanmak büyüleyici atmosferi bozuyor.
O sahneyi, dosya adı yerine daha betimleyici ve hikayeye entegre bir dille, Victoria'nın o kadim gücü keşfini daha derinlemesine hissettirecek şekilde yeniden yazdım: