İçeriğe geç

5117734

Bölüm 2 · 4 dk okuma

5117734

Bölüm 2

2- İfadesizleștirilmiș

Sağ tarafımdaki Sera'ya göz attıktan sonra dizimde uzanmış Ella'ya baktım. Şunu söyleyebilirdim ki o an benden daha endişelilerdi ve kendilerini her an kaybedebilirlerdi. Ella, çok uykulu görünüyordu. Ama her ne desem de uyumayacağını biliyordum, sözümü asla dinlemezdi, her ne dersem diyeyim.

Uzun bir süre boyunca, rüyamı düşünüp bir yandan dizimde yatan Ella'nın saçlarıyla oynadım. Gerçekten daha gerçek... Bu beni ciddi anlamda ürpertiyordu. Kızlara anlatıp anlatmamam konusunda emin değildim. Onca şeyi günlüğüme yazmakla kafayi yerim diye korkmuyor da değildim hani, bazen insan dertleşebileceği bir sese muhtaç olabiliyor.

"Yeter! Ellerindeki çabuk bırakıp Lin'in yanına git! Bir kere sözümü dinlesen olmaz mı yani? Toz ol!" Harika.. Şimdi kapıya baktığımda, gözyaşlarına boğulmuş Elif'in oradan hızlıca çıkıp yatak odasına gideceğini biliyordum. Elin, onu her ne kadar çok sevse de Elif asla yerinde durmazdi ve Elin, düzeni severdi. Bu kadar karmaşa onun için çıldırtıcı olmalıydı. Elif için de üzülüyordum. Daha yaşı kücüktü nasılsa...

Dediğim gibi de oldu. Elif, mutfağın kapısını tekmeyle açtı ve oradan koşarak çıktı. Gerçekten kavga mı etmişlerdi? Suratından tek bir ifade anlayamıyordum.

"Lin, iyi olacak mısın?"

Öksürmeye başladım, kendi tükürdüğümü yutmuş olmalıydım ki bu beklenmedik bir soruydu. Sera'ya baktım, yüzüme küçük bir gülümseme yerleştirdim, bu onun en sevdiğiydi.

"Hadi ama Sera, sadece bir kabustu. En kısa zamanda iyi olup, size birer kahve ısmarlayacağım, neli seversen!"

Sera bana baktı, tedirgindi ama bu söylediğimle gülümsedi.

"Olabileceğinden daha iyi bir kahve olsun, lütfen."

Olabileceğinden daha iyi...

Deja vu yaşamıştım, rüyam hakkında yani. Her neyse, dedim kendime, bunu boşver Lin.

O sırada elinde üstü kahve ve abur cuburla dolu olan tepsiyle Elin geldi. Canı sıkılmış görünüyordu. Elindeki tepsiyi masaya bırakıp birşeyler homurdanarak yatak odasına ilerledi. Elif'i birkaç kez azarlayıp, onu koltuğunun altına alıp geri gelecekti. Bu her zaman böyleydi ve şimdi de böyle olmak zorundaydı.

O odaya giderken, Ella dizimden kalkıp usulca esnedi ve başını omzuma koydu. Gidip kahvelerimizi aldım. Oldukça tatlı görünüyorlardı. Kendimi ilk defa daha iyi hissetmiştim. Bu saniyeler, bu an... Sonsuza kadar sürmesini dilerken, ani bir refleksle nedenini bilmeyerek arkamı döndüm.

Elin, duvara kendini atmış duruyordu. Yüzü bembeyaz, doğrudan bize bakıyordu. O an, saatin sesini duydum. Tik tak... Tik.. Tak...

"ELİF YOK." Gözlerime bakarak söylemişti bunları.

"Ne saçmalıyorsun Linie? Saklanmıştır bir yerlere"

Ella bunu dedikten sonra hızlıca ayağa kalktı. Endişesini belli etmemeye çalışıyordu.

Yüzüme kan gitmiyor gibiydi. Vücudum sanki hareket edemiyordu.

Çünkü bu grupta geçirdiğimiz süre ne olursa olsun hepimiz, Elin'in böyle bir durumda emin olmadan bize bunu söylemeyeceğini bilirdik.

Etrafıma baktım, şimdi hepimiz ayaktaydık. Sera resmen üşüyor gibiydi, gözlerinden yaşlar akıyordu ve bu durdurulamaz hale gelmişti. Ella titriyordu, daha saniyeler önce gözleri kapanmak üzereyken şimdi olabildiğince açmış bütün evin içinde gezdiriyordu o mavi gözlerini.

Bense, ifadesizleştirilmiştim. Hissetmiyordum, tek duydugum şey, saatin tik tak sesiydi.

Her bir tik sesinde, görüntü bulanıklaşıyor.

Her bir tak sesinde farkına variyor, canlanıyorum.

Bu döngü sonsuza kadar sürecek miydi? Elin'e baktım. "NE DURUYORUZ DIŞARI ÇIKALIM. ÜSTÜNÜZE BİRŞEYLER GİYİN ÇABUK." diyerek mutfağa girdi. Orada onu arıyor olmalıydı.

Dediği şey kafama vardığında koşarak odamıza gittim, en hızlı şekilde montumu üstüme attım. Benim oda ortağım, şuan kayıp olan Elif'ti. Yüzüm yine beyazlaşmıştı. Bu şekildeyken pencerenin açık olduğunu gördüm.

Fakat bu bir sorun yaratiyordu. Dışarıda korkunç bir fırtına vardı ve böyle bir durumda, camları açıp açmamak, Elin'in kontrolünde olurdu. Her zaman. Fakat bu sefer, birileri, başka birisi açmıştı. Bunu düşünecek kadar vaktim olmadığını farkettiğimde bana onlarca kez seslenildiğini farkettim. Elif'i buluruz umuduyla, onun da montunu aldım ve kapının önüne çıktım.

"Ne diye oyalanıyoruz? Hemen inelim!" Ella'ydı bu, kızarmış gözleriyle beraber Ella'ydı.

Elini sıkıca tuttum ve dışarı çıktık. Kapının önünde arabayla beraber Elin bekliyordu bizi. Sera, hızlı olduğundan ark koltuğa oturmuş bize hızlı olmamız konusunda kızıp duruyordu.

" Kemerlerinizi takın, hemen." Öyle de yaptık , kemerlerimizi bağladık.

Hemen dibimde kafasını cama koymuş sessizce ağlayan Ella vardı, kafasını elimle tutup omzuma yasladım. Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Yapabildiğim tek şey bu aptalca şeydi. Düşündüm. Hayatımda hiç bundan fazla acı çekmiş miydim? Şimdi acı, fazlasıyla gerçekti.

"Hayır, ormanda da değildi..."

Elin, ormandan çıkmış boş gözleriyle bize bakıyordu. Artık umudu kalmamıştı. Ve bizim de..

"Bütün sokağı gezdim, kimse ona benzer birini görmemiş. Siktir!"

Çok sinirliydim, cidden kimse nasıl görmezdi.Gözlerimi artık tutmuyordum. Umutsuz bir vücut benim icin hep bir hiçti. Artık bir hiçim, dedim kendime. Ve suçluyum, onun kaybından.

Suratını hep okurdum, bu sefer okuyamamıştım, bir şeyler yapmalıydım.

Bense, öylece durdum. İğreniyordum, en çok kendimden iğreniyordum.

Sera ve Ella, birbirine sarılmış karın ortasında ağlıyorlardı. Seranın saçları darmadağınken, Ella'nın elleri küçük küçük yaralardan kan olmuştu, Elif'i bulamadıkça bir yerlere yumruk atıyordu, sinirden.

Ben böyle umutsuzca orada dikilmişken, arkama değen bir nefesle, irkildim. Arkamı döndüğümde, sarmaşıklar, yine beni sarmıştı.

Tam orada, rüyamda gördüğüm gibi. Simsiyah gözleri olan biri. Görünüşü ne kadar normal olsa da siyah kömür gözlü bir genç. Normalce bana bakıyordu. Oysa benim için hiç de normal değildi.

Elleri ceplerinde, ağzına bir sigara almıştı. Son kez üfledi, yere atıp ayakkabısıyla ufaladı. Keşke, bir süre daha üfleseydi diye düşündüm, o cümleleri duyduğumda, daha çok beklemeyi diledim.

"Ne yani, aptal kardeşinizin toz olmasını istememiş miydiniz? Ben de onu toz ettim."

Ben de onu toz ettim...

Gittikçe korkunçlaşacak geleceğimiz, iki çift kömürle bize bakıyor. Elleri emin, ayakları sert. Bu sefer, hissediyoruz. Sesini duyuyoruz

.

Çünkü Bu sefer onun kızıl gözleri, bir çift kömüre bağırıyordu.

Şimdi ne yapacağız?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.