Bir yıldırım daha düştü. Ayers ilgiyle yağmurlu havayı seyrederken odanın içinde ki iki kişi için aynı şey söylenemezdi. Ayers merakla koltukta yatan Enzo’ya döndü
-Deneklerden ne haber?
Enzo bu işten sorumluydu ama bugün sorumluluklarını terk edecek kadar korkuyordu. Üçü de burada çalışıyordu ve hepsinin de belli başlı görevleri vardı.
“Yerine getiremedikleri görevleri.”
-Aşağıya inemedim.
Ayers daha fazla sorgulamadı Enzo’nun korktuğu çok açıktı. Yanında battaniyeye sarılmış bir şekilde oturan Lian’ın da ondan farkı yoktu.
Yanı başında duran işlemeli bastonunu aldı. Üzerinde ne anlama geldiğini bilmediği bir takım yazılar yazıyordu. Bunun anlamını merak etse de kütüphanede karıştırdığı kitaplardan bir sonuç elde edememişti.
Sağ bacağına çok yüklenmeden ayağa kalktı. Ayers bu haliyle dışarıdan kolay bir av gibi görünse de asla öyle değildi. Tekrar Lian ve Enzo ‘ya baktığında Lian’ın çoktan ayağa kalktığını görmüştü.
Lian aralarından ne küçükleriydi. Ayers için daima küçük bir kardeş gibiydi. Battaniyesinden ayrılmadan Ayers’in peşine takıldı.
-korktuğunu sanıyordum.
-evet bu yüzden yanına geliyorum.
Ayers birazdan oda da yalnız kalacak olan Enzo’ya döndü.
-Sen korkmuyorsun sanırım.
Enzo bu cümleyi bekliyordu ki anında ayağa kalktı. Hızlı adımlarla ilerleyen Ayers ve Lian’a yetişti. Üçü birlikte taştan koridorda ilerlediler.
Enzo ve Lian korkmakta haklılardı. Bu kalenin kasvetli bir havası vardı.
Karanlık koridoru sadece bir kaç meşale aydınlatıyordu. Dönen merdivenlerden dikkatli bir şekilde indikten sonra. Mahzenin önüne gelmişlerdi. Ayers kilitli tahta kapıyı Enzo’dan aldığı anahtarla açtıktan sonra kilidin yere düşmesine izin verdi. Kapıyı iterek içeri girdi. Lian tereddüt etse de Ayers’in peşinden ayrılmamıştı.
İçeride ki görüntü her zamanki gibiydi.
Kan ve cesetler...
Ölen denekler...
Enzo, Ayers ve Lian'ın yanından ayrılıp soğuk odanın içinde ilerledi. Ağlama sesi duyduğuna emindi.
İşte tam karşısındaydı hatırladığı son anısı.
Kömür karası saçları olan bir adamdı. Dizlerini kendine çekmişti. Ağladığı çok açıktı.
-İyi misin?
Adam duyduğu sesten irkilerek kafasını kaldırdı ama yüzünde en ufak korku belirtisi yoktu. Bu o gözler değil miydi.
"Ölümü bekleyen gözler."
"Vicdan azabı çeken gözler."
"Geçmişi bugüne taşıyan bakışlar."
Ayers çoktan Enzo’nun yanına gelmişti. Hızla yerde oturan adamın yanına geçti ama yüzünü görünce olduğu yerde kalakaldı tereddüt etse de yeniden yürümeye başladı ve kuzgun karası saçları olan adama doğru gülümsedi.
Bir kez daha;
"Yüzünde ki kanı görmezden geldi."
"Gözyaşlarını görmezden geldi."
"Kanayan yaralarını görmezden geldi."
Çünkü aynı değil miydi?
Üçünün de hatırlamak istemediği o şey tam karşılarındaydı.
Geçmişleri...