İçeriğe geç

29 MAYIS'34

Bölüm 1 · 3 dk okuma

29 MAYIS'34

Bölüm 1

Şahmerdanların Gölgesinde: 1453’ün Son Baharı

Konstantinopolis’in üzerine çöken sis, nisan ayının serinliğini daha da keskinleştiriyordu. Şehrin bin yıllık surlarının üzerinde duran Doğu Roma (Bizans) muhafızı Lukas, elindeki paslı mızrağa daha sıkı sarıldı. Günlerdir kulaklarında patlayan o dehşet verici ses yine başlamıştı: Toprak sarsılıyor, ardından gökyüzünü yırtan bir uğultu şehri esir alıyordu.

Surların birkaç yüz metre ilerisinde, Osmanlı ordugahının merkezinde ise bambaşka bir telaş vardı. Genç Sultan II. Mehmed, çadırının önündeki devasa döküm kalıplarının arasında yürüyordu. Gözleri, tarihin o güne kadar gördüğü en büyük kuşatma silahına kilitlenmişti: Edirneli döküm ustası Urban’ın eseri olan, Şahi adı verilen muazzam fırlatıcıya.

Sultan Mehmed, sadece bir asker değil, aynı zamanda mühendislik dehasına sahip bir entelektüeldi. Surların ardındaki Bizanslıların, Avrupa’dan gelecek bir yardım umuduyla direndiğini biliyordu. Ancak onun planı, Papa’nın kadırgalarından çok daha hızlı işlemek zorundaydı.

"Urban Usta," dedi genç Sultan, sesindeki kararlılık rüzgarın uğultusunu bastırıyordu. "Bu canavarın namlusu bir kez daha sıcaklıkla çatlamayacak, değil mi? Edirne’deki denemede çıkan o sesi unutmadım."

Macar asıllı dökümcü Urban, alnındaki teri şalvarının kollarıyla silerek eğildi. "Hünkarım," dedi. "Bronz karışımına bu kez tam kıvamında bakır ekledik. Şahi, değil bu taş surları, dünyayı yerinden oynatacak güçtedir. Ancak soğuması için zaman gerek. Acele edersek namlu infilak eder."

Mehmed başını salladı. Zaman, şu an için en pahalı lükstü. Surların üzerinde yürüyen Bizans askerlerini görebiliyordu. İmparator XI. Konstantinos’un şehri teslim etmeyeceğini bildiği gibi, kendisinin de bu surların altından dönmeyeceğini tüm dünya biliyordu.

Kuşatmanın ilerleyen günlerinde, Haliç’in girişine çekilen devasa zincir Osmanlı donanmasının içeri girmesini engelliyor, Bizans’a denizden lojistik destek sağlıyordu. 20 Nisan günü yaşanan deniz savaşında Osmanlı gemilerinin Bizans ve Ceneviz kadırgalarına karşı başarısız olması, orduda bir moral bozukluğuna yol açmıştı.

Mehmed, o gece çadırında haritaların üzerine kapandı. Klasik askeri taktikler tükenmişti; imkansızı başarmak gerekiyordu. Vezirlerin "kuşatmayı kaldıralım" fısıltılarına inat, tarihin akışını değiştirecek o emri verdi: "Gemiler karadan yürütülecek."

21 Nisan’ı 22 Nisan’a bağlayan gece, Tophane rıhtımından başlayıp Kasımpaşa’ya uzanan hat üzerinde binlerce asker, manda ve öküz eşliğinde hummalı bir çalışmaya girişti. Askerler, devasa ağaç kütüklerini zeytinyağı, iç yağı ve donyağı ile harmanlayarak kaygan raylar oluşturdular.

Lukas, surların üzerinde sabaha karşı nöbet tutarken Haliç yönünden gelen garip sesleri duydu. İlahi bir melodi, bir zikir sesi gibiydi bu. Gün ağarırken gözlerine inanamadı. Osmanlı kadırgaları, yelkenleri açık bir şekilde, ormanın içinden, tepeleri aşarak Haliç’in durgun sularına birer birer iniyordu. Bizans için bu, psikolojik kırılmanın başladığı andı. Şehir artık tamamen çember içine alınmıştı.

Haftalar süren bombardıman, surlarda telafisi imkansız gedikler açmıştı. Urban’ın şahmerdanları görevini yapmıştı; bin yıllık Roma surları artık yorgun birer taş yığınından ibaretti.

29 Mayıs sabaha karşı, nihai hücum boruları çalındı. Mehmed, atının üzerinde ordusunun önündeydi. Ulubatlı Hasan isimli bir yeniçeri, kurşun yağmuru altında surların tepesine doğru tırmanmaya başladı. Göğsüne saplanan oklara rağmen elindeki sancağı Topkapı surlarının burcuna dikmeyi başardı. Sancağın dalgalandığını gören Osmanlı ordusu, sel gibi gediklerden içeri aktı.

Akşama doğru, Sultan II. Mehmed, beyaz atının üzerinde şehre girdi. Doğruca Ayasofya’ya doğru ilerledi. Binaya zarar verilmesini kesin bir dille yasakladı, kubbenin altına gelindiğinde atından inerek toprağa secde etti. Bizans muhafızı Lukas’ın mızrağı artık yerdeydi; İmparator Konstantinos ise surlarda çarpışarak ölmüştü.

Bir çağ kapanıyor, insanlık tarihi yeni bir döneme, ateşli silahların ve mutlak imparatorlukların çağına adım atıyordu. Genç Mehmed, artık sadece bir sultan değil, tarih kitaplarının yazacağı "Fatih" idi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.