
Dolu Kadehi Ters Tut:#22
Redd:Onlar Bile Üzülürler
Zack hemsey:The WaIy
IAMX:Wildest wind
fictionist:City at War
of verona:Hurt
sena şener:Porselen kalbim
berkay altunyay:Zor mu
"Gerçekten o sokağa giricek misin Nil?"
Ellerini gögsünün altında birleştirmiş,beni izliyordu.
Armin'e kısa bakış atıp botlarımın bağcıklarını bağlamaya devam ettim.
"Orası #22. Sokak biliyorsun değil mi Nil?!"
"Armin sakin ol sadece depodan bir kaç şey alacağım."
Botlarımın bağcıklarını bağladıktan sonra Armin'in yanına gitmek için ayaklandım. Armin'in önünde durup kulağına fısıldadım.
"Merak etme bir şey olursa ilk seni arıyacağım"
Armin yüzünü ekşirti, gülmeye başladı.
"Çok iyisin sağol, içim rahatladı resmen"
"Ben çıkıyorum. Vedat abi'ye söylersin"
Vedat abi çalıştığım pastanenin müdürüydü. Zor durumdayken Armin ve beni işe almıştı.
Armin'in yanından ayrılıp kapıya doğru ilerledim.
"Şunu bil ki seni seviyorum."
"Kapişş"
Gülümsedim.
"Bende seni seviyorum.."
"Kapiş..."
Armin uzaktan öpücük yolladı.
Dudaklarımı büküp ona karşılık verdim.
Kapı kolunu açıp dışarıya çıktım. Saat epey geçti Ay'ın ışığı sokakları aydınlatıyordu.
Kapıyı arkamdan kapatıp basamaklardan indim.
Soğuk rüzgarlı hava tenimi ısırıyordu. Fakat bu önemli değildi. Biraz ilerde olan motorsikletime bindim kaskımı takıp Adrese doğru yolaldım. Yaşadığım yer bir kadının geceleri tek gezebileceği yerler değildi.
Motosikletimi durdurdu. başımı çevirip tabelaya baktım.
#22. Sokak...
Sanırım burası olmalıydı. Motosikletimi uygun bir yere park edip motosikletimden indim. Kaskımı çıkartıp oturma yerine bağladım.
Sakin sokağa benziyordu.
Cebimden adres yazılı kağıdı çıkarıp ezberlemeye çalıştım.
"7.Bina.."
"7. Bina.."
"7. Bina"
Tamamen ezberlediğime emin olup kağıdı deri ceketime attım.
Dümdüz yürüdüm Binaların isimleri yazıyordu.
"4. Bina.."
"5. Bina"
"6. Bina"
"7.Bin-"
İşte! Burası olmalıydı.
Aslında bina gibi görüntüsü yoktu hiç penceresi yoktu.
Daha çok sığınma yerlerini benziyordu.
Cebimden anahtarı çıkartıp kapıyı açtım. İlk gözüme çarpan şey pas kokmasıydı elimle lambayı bulabilmek için duvarı taradım. Sonunda bir düğmeye bastım ve ortalık aydınlandı
Gözlerimle almak istediğim kutuyu aradım.
Gözlerimin daldığı yere doğru yürüdüm.
"Alet çantası.."
Kutu küçüktü o yüzden tek gelmiştim. Kutuyu iki elimle kaldırıp kapıya doğru yöneldim. Kapıyı bacağımla ittirip pas kokulu yerden çıktım.
Kutuyu yere bıraktım depo benzer yere tekrar girip ışığı ve kapıyı kilitledim. Kutuyu tekrar alıp motorsikletime doğru yürüdüm dümdüz geldiğim için motorsikletimi kolaylıkla görebliyordum gözüm apartman dairelerine kaydı, Sahi neden hiçbirinin lambası yanmıyordu?.
Saat o kadar geçte değildi üstelik.
"Telefon çalıyor..."
Telefonum çalıyordu arayan büyük ihtimalle Armin'di.
Kutuyu tek elime alıp telefonumu aldım.
Armin arıyor...
Telefonu açtım
"Arm-"
Dirseğime aldığım darbeyle telefonumu düşürdüm, korkuyla bana kimin çarptığını gözlerimle aramaya çalıştım.
Arkamı döndüğümde hızla koşan adamı gördüm.
Biraz yavaşlayıp arkasını döndüğünde gülümsedi.
"BAĞIŞLA BENİ" diye bağırdı.
Şaka olmalıydı! Hem bana çarpıyor hemde dalga geçer gibi mi konuşuyordu?!
"Alçak herif.." diye döküldü dudaklarımdan.
Gözüm yerde olan telefonuma kaydı. Paramparça olmuştu!
Üstüne üstelik telefonumu daha yeni almıştım!
Telefonumu almak için eğildim.
Resmen ikiye ayrılmıştı.
Onu bu ay maaşımla almıştım ve maaşıma 1 ay daha vardı.
S
Sabah güneşini yarı açık kalan perdemden sızıdırıyordu.
Gözlerimi bururşturarak açtım gözüm masamda duran pusulaya takıldı.
Dün bana çarpan adamdan düşmüştü sanırım.
Almakla biraz tereddüt edip sonra çöpe atarım diye almıştım.
Sahiden neden çöpe atmıyordum ki?
Yataktan kalktım. Saate bakmak için duvarda asılan duvar saatine baktım
7:12
Mesaime daha iki buçuk saat vardı.
Gardolabımı açıp sade düz tşört ve sade rahat edebilceğim pantolan seçip giyindim.
İşim bittikten sonra yine gözüm masamda duran pusulaya takıldı. Ona baktıkça dün geceyi hatırlıyordum.
Masamda duran pusulayı alıp gardolabimdaki bir tane hırkanın cebine koyup odamdan çıktım.
Tek yaşıyordum o yüzden kimse kaçta gelip gittiğimi sormuyordu.
Mutfağa gittim su ısıtıp kendime kahve yaptım ardından kendime fazla geleceğini düşündüğüm sandiviç yapıp televizyon karşısına oturdum.
Sandiviçimi ve kahvemi bitirip onları mutfağa götürdüm tekrar saate baktım.
9:00
Sanırım çıkmam gerekiyordu.
Botlarımın bağcıklarını bağlayıp evimden çıktım. Kapıyı ardımdan kitleyip anahtarı kapüşonlu sweatshirt'imin cebine attım.
Dış kapıdan çıktım evimin önünde gece park ettiğim motosikletime bindim pastananenin yolunualdım.
Motosikletimi uygun yere park edip motosikletimden indim.
Kaskımı çıkartıp oturma yerine bağladım.
Pastaneyi ilk ben açıyordum oyüzden herkesten önce ilk benim gelmem gerekiyordu.
Pastanenin kilidini açıp içeriye girdim kapıda KAPALI yazan
Yeri açık olarak değiştirdim.
Mutfağa gidip Vedat abi ve Armin'e, diğer çalışanlar için
Çay koydum mutfak masasına oturup diğerlerini bekledim.
Kapı açıldı Asmin gelmişti gözleri tedirginlikle beni ararken mavileri benimle buluştu. Koşarak yanıma gelip bana sımsıkı sarıldı.
"Dün gece seni defalarca aradım NİL!"
iki kolumdan tutup beni görüş açısına aldı.
"Dün gece seni aradım ve hemen kapandı neler oluyor kızım?!"
Yalan bulmalıydım..
Yalan bulmalıydım...
Buldum!
"Eve dönerken motosikletimde telefonumu düşürdüm...
Paramparça oldu.."
Armin ellerini kollarından çekerek kaşlarını çattı.
"
Dikkatsizsin kızım.. Bunun için üzülme eski telefonumu alabilirsin"
Armine sarıldım.
"Teşekkür eder-"
"Sarılma roundunuz bittiyse müşterileri alabilirsiniz"
Kafamı kapıda yaslanmış olan Serkan'a çevirdim.
Dişlerini göstererek gülüp bizi izliyordu kollarımı Armin'den kaldırıp müşterilere doğru yürüdüm bu pastane böyleydi işte çok fazla dolu olurdu bazenleri yukarı katı açmak zorunda kalıyorduk.
Elimdeki not kağıdıyla istekleri yazıp Armin'e verdim.
Diğer müşterilerin siparişlerini almak için giderken Vedat abi arkamda konuştu.
"Nil kızım spariş var"
Not kağıdını kot pantolonumun arka cebine koyup Vedat abinin yanına gittim.
"Al kızım adres bu"
Eliyle verdiği kağıdı okudum.
"#22.Sokak 22. Bina"
Ne #22. Sokak mı?
Zihnimde yankılanırken Serkan elimden kağıdı aldı okumaya başladı.
"Ben giderim" dedi Vedat abiye
"Seninle fırıncıya gidicez serkan"
"Diğerleriyle de gidebilirsin vedat abi"
"Uzatma Serkan."
"Sen gidebilirsin kızım"
Başımı sallayıp son kez serkana baktım.
"Sadece dikkatli ol.."
Pastaneden dışarı çıktım park ettiğim motorumun yanına gidip bindim.
Orada neyle karşılaşacağım hakkında tek bir tahminim yoktu.
Fakat dün gece bana çarpan adam dışında başka bir şey olmamıştı. İçime rahatlamaya çalışırken sokağın önünde durdum. Tabelaya tekrar baktım
#22.Sokak.
Of çekerek motorumdan indim paketi alıp sokağa girdim.
Terkedilmiş gibi görüntüsü vardı sanki yıllardır burada kimse yaşamamıştı insanlar bu sokaktan neden korkuyorduki?
Başımı binalara çevirdim hiçbirinde hareketlenme yoktu tabi bunlara bina denilirse.
Yolgittikçe sokak tenhalaşıyordu.
"İMDAT YARDIM EDİN"
Sesin gürlüğüyle tüylerim ürperdi.
Durdum sesin sahibini aramaya çalıştım fakat bu başarılı olmadı. Hem bağıran kişiyi bulsam ne yapıcaktım ki onu kurtarıcakmıydım?
Başımı iki yana sallayıp yoluma devam ettim. Bir kaç dakika sonra bir binanın önünde durdum.
22.Bina
Burası olmalıydı hiç camı olmayan binaya baktım bir kaç dakika tereddüt etsemde kapıyı çalmaya yetkindim.
Elim kapı tokmağına vurcakken kapı açıldı.
Kapının ardındaki adam..
Dün gece gördüğüm adamıydı?
O yeşilleri..
Evet o buydu!
Gözlerim gözleriyle buluştu.
"Sparişimi vericek misin yoksa bana bakmaya mı devam ediceksin?"
Sanırım beni tanımamıştı gözlerimi yeşillerinden kaçırdım.
"Sana bakmıyordum! Ayrıca sana neden bakayım ki?!"
Dişlerini göstererek güldü.
"Ama hâlâ sparişimi vermiyorsun koli kızı .."
Hayır.. beni tanımıştı..
Kaşlarımı çattım özür dilemiycek miydi?
"Gerçekten özür dilemicek misin?"
"Özür dilemek benim tipim değil koli kızı..
Dalga mı geçiyordu bu adam?
Hem suçlu hem güçlü.
"SENIN YÜZÜNDEN TELEFONUM KIRILDI!"
Ses tonum haddinden fazla çıkmıştı.
Elini cebine koyup cüzdan çıkardı cüzdan para alıp bana uzattı
Yüzümü ekşirttim.
"Dalga geçiyorsun herhalde?"
"İstediğin bu değil mi koli kızı?"
Siparişini eline verip hızlı adımlarla basamakları indim.
Hâlâ arkamdan baktığını hissedebiliyordum..
Hızlı adımlarla ara sokaktan ayrılmaya gayret gösterdim sağa dönüp kestirme olduğunu düşündüğüm sokağa girdim.
Buhar kokuları geliyordu biraz daha ilerledikten sonra bir kaç adam gördüm. Grupça serserinin büyük bir varil etrafında toplanıp ateş yaktıklarını gördüm. Beni görünce kısa boylu olan diğerlerine işaret etti. Adımlarımı ister istemez hızlandırdığımda arkamı dönmek istemedim. Eğer dönersem peşimi bırakmazlardı. Sağ taraftan yürümeye devam ettim. Yürüyüşümü biraz daha hızlandırdım. Kalp atışlarım istemsizce hızlanırken arkamdan birisinin seslendiğini duydum.
"Beyler, bir dişi kokusu alıyorum, sizede geldi mi"
8 kişiydiler. Kısa boylu pis pis sırıtırken bu anın bitmesini diledim, içimden. Karşı tarafta olduğum için bana fazla yakın değildiler. Fakat sokakların darlığı mesafeyi azaltıyordu.
Adımlarım yeterli değildi ama yettirmeye çalışıyordum.
Onları arkamda bıraktığım da ikisi peşimden gelmeye devam etti. Biri konuşmaya devam etti. Bacaklarım ve ellerim deli gibi titriyordu elimi yumruk yaparak tırnaklarımı derime geçirdim. Lütfen bu artık bir son bulsun..
Korku bu sefer beni başka yerimden vurmuştu. Biri konuşmaya devam etti
"Ne güzel yürüyor hızlı hızlı sincap gibi."
Yüzümü buruşturup adımlarımı daha da hızlandırdım.Arkamdan konuşmaya devam ediyorlardı ve ben onların leş konuşmalarına şahit oldukça yüzümdeki ekşimis ifade bir an gitmiyordu. Sokak lambaları yanmaya başlayınca gücümü toparladım ve koştum arkamdan gelenler peşimi bırakmıyordu ayak seslerini duyabiliyordum. Elim birden deri ceketimdeki lazım olur diye koyduğum katlanabilir bıçağa gitti onu kavradım ve avucuma hapsedip adımlarımı yavaşlatarak yaklaşmalarını bekledim.
Ayak sesleri gitgide yaklaştığında dudaklarımı ısırıp hamle yapmalarını bekledim. İçlerinden biri kolumu tuttuğunda aniden dönüp koluna derin ve uzun sıyrık attım. Diğeride kolumu tuttuğunda bacağına derin sıyrık atarak her ikisine de tekme savurdum. Yüzlerindeki acıyla sersemleştiklerinde acıyan yerlerini tuttular.
"Piç kuruları" diye küfüredip vakit kaybettetmeden önüme dönüp koşmaya devam ettim. Bıçağı genellikle yanımda taşırdım fakat uzun zamandır ihtiyacım olmamıştı.
İnsanlar kötüydü, insanlar çok kötüydü.
Sokak lambalarını takip ederek nefes nefese koşarken arada bir arkama bakmayı ihmal etmiyordum tabii. Bir müddet daha koştum, sokak lambalarının bittiği görüp de tökezlediğimde ilerideki binadan sola döndüm. Fakat dönmemle birine çarpmam bir oldu.
Çarptığım kişi ne olduğunu bile anlamayamadan beni duvara yaslamış, kendi bedeniyle duvar arasında kalmamı sağlamıştı.
Ellerini ağzıma koyduğunda ise gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı.
Bedenim titrerken adamın soğuk parmakları tenime basılan mühür gibi yakıyordu canımı.yüzünü tam seçemiyordum. O sırada sokağa sokağa giren araç bize doğru yaklaşmaya başladı. Alnına dökülen saçlarının arkasında saklanan yeşil gözleri vardı fakat sadece bu kadarını görebilmiştim çünkü yüzünü ezberime dökecek kadar zamanım olmamıştı.
Beni sıkı sıkı tutmaya devam ederken "bu sokak'ağa bir daha girme koli kızı!"diye konuştu gözlerim irileşti. Bu ses.. az önce sprarişini götürdüğüm yeşil gözlü adama aitti.
Gözlerim iyice büyüdüğünde ellerinin içine hapsettiği dudaklarım kımıldatamamıştım bile. Nefesim sıklaşırken aralık dudaklarından çıkan buhar tenimi ısıtıyordu. Sırtımı duvara iyice bastırıp bana biraz daha yaklaştığında gözlerimin içine baktı. Geri çekildiğinde nefesimi düzene sokmaya çalışırken bir kaç saniye onu izledim. "Kimden kaçıyorsun?"
Diye sordu titreyen yüz hatlarıma aldırış etmeden ona karşı koymaya çalışıp "sana ne?" dedim
Cevap vermek zorunda değildim.
Çene kasları seğirdiğinde sağ gözünü biraz daha kıstı
"Bana doğruları söylemek için vaktin yok. Kimden kaçıyorsun dedim."
Tehditkâr ses tonu ve sert bakışlarıyla üzerimdeki etkisini arttırıyordu.
"Köpeklerden"deyiverdim hızlıca.
"Burada köpek olmaz" dedi buz gibi sesiyle.
Eli hafif sola dönük olan elime set çekmiş, kaçmama engel oluyordu.
"Niye yasaklı bölge mi burası"
Dedim alay geçiyormuşcasına.
Çatık kaşları kalktığında "bir nevi"dedi. Neden bahsettiğini anlayamadan hafifçe geri çekildiğinde bunu fırsat bilip elini duvardan çeker çekmez kaçmaya çalıştım ama beni yine durdurdu ama beni yine durdurdu.
"Dur." dedi soğuk soğuk fısıldayarak.
"Eğer şimdi gidersen seni bulurlar." Benim hakkımda ne düşündüğünü anlıyamıyordum, bilmemin bir önemi var mıydı, onuda bilmiyordum. Nefesimi normal seviyesinde tutmaya çalıştığım sıra gözlerine bakmaya devam ettim ve elimi deri ceketimin cebine attım. Bıçak oradaydı cr şua anda onu kullanmamam için hiç bir sebep yoktu. Tepkisizliğini korurken ona hissettirmeden bıçağı almalıydım.saçlarım esen rüzgarın etkisiyle yüzüme çarpıyor görüşümü kısıtlıyordu fakat ciddi problem değildi.
Yavaş hareketlerle bıçağı sıkıca kavrayıp çarçabuk cebimden çıkartarak gözünün tam altına derin sıyrık attım.
Kolumu koluna doğru indirip bir kez daha kısa kollu olduğu için çıplak tenine bir kez daha sıyrık attım. Fevri bir hareketle bileğimi sıktı buda bıçağın düşmesine sebep oldu. Bir yandan acıyla kıvranıyor bir yandanda kaçmamam için kollarımı tuttuğunda olduğum yerde debelemeye başladım.
Kolumu tuttuğu eli güçsüzleşti bunu fırsat bilerek koşmaya başladım. Arkamda acıyla kıvrandığını biliyordum.
Bir kaç dakikadır koşuyordum nereye gittiğim hakkında tek bir bilgim yoktu ama nereye gitmek istediğimi çok iyi biliyorum, evime...
Nefes nefese kaldığımda durdum biraz soluklanmalıydım.
İlerdeki tabelayı görünce azda olsa rahatladım motosikletimde ordaydı.
Son radde koşarak motosikletime bindim bu lanet yerden bi an önce çıkmak istiyordum.
Pastaneye vardığımda serkan gelmişti beni gördüğünde yanıma gelip beni baştan aşağı süzdü,iyi olduğumu görünce yüzüne sevimli gülümseme ekledi.
"İyiyim anneciğim, sağol" dedim dalgageçermişcesine.
Dudağını kıvırıp bana öpücük yolladı, bende ona karşılık verdim. serkan ve armin çocukluk arkadaşlarımda serkan ve ben aynı liseyi bitirmiştim, armin on birinci sınıfta çalışmak zorunda olduğundan okuldan ayrılmıştı.
"İyi olduğuna sevindim." Dedi tok ses tonuyla.
Gülümseyip müşterilerin sparişlerini
almaya devam ettim.
İş çıkışı hep birlikte motosikletimize binip mahallenin biraz uzağında kalan göl kıyısına indik.
Ücra bir köşede kaldığından burayı sadece biz bilirdik.
Burayı seviyordum, hem herkesten uzaktı hem de sessiz-
di. Bazen kendimi dinliyordum, bazen mahkeme salonum oluyordu. Ağacın kenarına oturup ağaçlarla oynadıktan sonra ayağa kalktım. Serkan düşünceli şekilde gölü izlerken Armin telefonla uğraşıyordu. Muhtemel pastanede yeni tanıştığı çocuk ile konuşuyordu.
"Kimin cüzdanlarına göz diktin armin?" Diye sordum ellerimi pantolonumun arka cebine soktum.
Hakan Armine dönüp hafifçe gülümsedi.
Şebnem omuz silkip dudak büktü.
"Fakir bu çocuk kurtulmanın yollarını arıyorum, napıcam işte." Başımı sallayıp omuz silktim "engelle ozaman armin'inciğim"
Armin gözlerini devirdiğinde serkan bana baktı.
"Kırma kızın hayallerini belki aradığı kişiyi bulur." Dedi armine göz kırparak.
"Nerde bende o şans lan." Deyip serkanla bana baktı.
"Biz niye fakiriz ya" hakan arminin bu davranışına kıkırdayarak güldü.
"Saçmalama armin biz fakir değiliz. Sadece diğerleri fazlasıyla zengin."
Geceleri çok geç gelirdim, sabahları pastaneye gider, akşamları kafede geç saate kadar çalışırdım. Hayatımda farklı şeyler nadiren olurdu veya hiç olmazdı.
"Zengin koca tek çare zaten tam okuyamadım. Okusamda ne olcaktı ki, arkadaş."
Dedi armin tok ses tonuyla onunda acısı büyüktü aslında babası geceleri içer annesini döverdi. Annesi evlere temizliğe gidiyordu babası ise evde oturup paralarını yiyordu, Armin'de buna katlanamıyarak on birinci sınıfta okuldan ayrılarak çalışmaya başladı aslında bizim mahalledeki herkes birbirine benzerdi yıkık dökük hayatları vardı. O duvarlara saklanırdık.
Babaların bağırması annelerin "ben ne yapacağım?." Çares-
sizliğiyle örtülürdü perdeler. Benim annem ve babam yoktu veya uğruna öleceğim kardeşim. Ben böyleydim işte küçük yaşlarda iki çocukla karşılaştım onlar benim ailem olmuştu,
Uğruna ölebilceğim kişiler olmuştu, onlar bana sevmeyi öğre-
tti bense onlara "sizi sonsuza dek seviceğim" sözünü vermiştim.
"Ay nolur şuna zengo koca bulun" dedi serkan cılız bir sesle.
"Of sus be geri zekalı" dedi armin ağız bükerek
Serkan, arminin koluna vurduğunda dudaklarımdan sessiz kahkaha çıktı. Serkan ve Armin didişirken ben kendi yanlızlızlığıma hapsolmuş, bu sabahı anımsamıştım.
Motosikletlerimize binip evlerimizin yolunu tuttuk. Akşam olmak üzereydi sanırım mesaime yarım saat kalmıştı.
Mahallemize girdiğimizde etraftaki kuru gürültü buraya ait olduğumu hissediyordu bu his gerçekten paha biçilmezdi.
Burası benim çocukluğum, gençliğim,korkularım ve sevinçlerimi içinde barındıran defterimdi.
Serkan ve armini öpücüklere boğup eve girdim.
Bir yandan kapıyı kapatırken bi yandan da anahtarları cebime atıp salona geçtim.
Mutfağa girip bu sabah yaptığım sandiviçin devamını yedim.
Mesai saatim geldiğinde bu sabah giydiğim kokuşmuş kıyafetleri değiştirmek için odamdaki gardolabımın yanına gittim. Üstüme salaş düz beyaz renkli tişört giyindim, altıma siyah bedenimi tam sıkan tayt giydim. Gri hırkamı giyeceğim zaman elim gri hırkama sürttüğünde duraksadım.
Bu sanırım pusulaydı.
Burada olmaması gerektiğini de biliyordum.
Gün içinde bu sabah yaşadığım o korkunç olay aklımdan bir türlü çıkmıyordu.
Berbattim. Yorgundum ve zaman üzerime aktıkça ben içinde kayboluyordum.
Cam kırıklarıyla doluydu ruhum benim ağladıkça kanıyordu, sustukçe kalbime batıyordu. Kimseye sesimi dahi duyuramıyordum.
Kanatlarım vardı ama çırpındığını kimse görmüyordu,
Çünkü herkes kördü..
Arminin verdiği telefona çekmecemde duran hattı çıkartıp taktım.
Hattımı taktığım anda arminden büsürü cevapsız ara-
ma,ve nerede olduğumu soran mesajlarıydı.
Gözüm bir anda arminden gelmeyen mesaja kenetlendi.
05******23
"Sende bana ait bir şey var.."
Gözlerim büyüdü mesaja girip diyer yazdığını okudum.
"Koli kızı..