İçeriğe geç

1884'e Uyanırsak

Bölüm 3 · 6 dk okuma

1884'e Uyanırsak

Bölüm 3

Oldubitti Olmadan

E: Şimdiik, durumumuzu tamamiyle kapsayan kusursuz bir hikayeye ihtiyacımız var. Ama diyeceklerimi sonuna kadar yargılamadan dinle. Ben diyorum ki biz aynı köyün mensuplarıymışız, köyümüze de düşman bir köy varmış. Güyyaaa köye saldırmışlar, biz de önceden hazırladığımız (çünkü her an tetikteymişiz) bu acil durum çantalarını kapıp kısa yollardan kaçmışız. Tüm köy savunmaya gitmiş ama sen yine güyyaaa imamın oğlu olduğundan camideymişsin ve kopan gürültü patırtıyı fark etmemişsin. Ben seni gelip uyarmışım, öyle kaçmışız. Ve bir şey daha, sözlüymüşüz gibi davranmalıyız yani görücü usulü anlaşılmış, birbirimizi pek tanımıyoruz, sadece birbirimizin yüzünü biliyoruz, yoksa benim seni uyarmaya gelmiş olmam, birlikte kaçmamız falan yanlış anlaşılır. Biliyorum çok uçuk geliyor ama bir düşün olur mu? Olmaz da diyebilirsin tabii ama ben başka bir seçenek bulamadım.

F: Bir dakika, ne? Sakın bana bunları şimdi uydurdum deme!

E: Ya, iki dakkada nasıl aklıma gelsin, iyi misin? Tüm yol boyunca bunları düşündüm ben. Sana senin kim olacağını tekrar söyleyeyim mi? İmamın oğlu olman, çok beyefendi durman lazım. Kur'an okumayı biliyor muydun sen?

F: Ne, biraz- Baştan bir anlatsana sen şunu. Ne uydurdun sen öyle ya? İmamın oğlu mu olacağım? Ayrıca sözlenmek de nereden çıktı? Daha birbirimizi tanımıyoruz bile!

E: Ya bak, -özet geçer- bence bu hikaye işimizi görür. Tabi eğer sözlenmek istemiyorsan kardeş de olabilirdik, ama zerre benzemediğimiz için hayatta inanmazlar diye öyle dedim. İstersen biraz düşün tabii, sonuçta ben teklif etmiş oluyorum. Evet tanışamadık henüz, ani olduğu için özür dilerim ama ağırdan alırsak hem biz ne yapacağımızı bilemeden yiyecekler bitebilir hem de bir köye rastgelirsek ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı şaşırırız. Yoksa ben de isterdim tanışacak anlaşacak vaktimiz olsun. Yine bir yere varana kadar fikrini düşünebilirsin yani. Buyur, ne düşünüyorsun?

F: Düşünemiyorum! Beynim yandı! Şimdi biz sözlü olmazsak falan durumu idare edemez miyiz diyorsun? İnanmazlar?

E: İnanmazlar. Düşünsene, sen olsan sen de inanmazsın. Bu zamanda bir yerden çıkıp gelen iki genç ne derlerse desinler ahalinin onlar hakkında düşüneceği ilk düşünce köyden kaçtıkları yönünde olur. Daha iyi bir fikrin varsa söyle, onu yapalım. Öbür türlü ne deriz insanlara?

F: Hadi bu dediğin oldu, bir şekilde anlaşıp sözlendik, millete de öyle dedik, sonra? Ömür boyu orada kalamayız herhâlde. Ne iş yapacağız da yaşayacağız biz? Hem kendi evimiz bile olamayacak muhtemelen. Nasıl para kazanıp yaşamayı düşünüyorsun? Üstelik sözlenmek konusunda gerçekten ciddi misin sen? Sırf zamanda geri gittik diye sözlenmek zorunda olduğumuzu kim diyor ya?

E: Tabiiki ciddiyim, yoksa neden böyle bir şey diyeyim? Sence 1884'te herhangi bir kişi bizim bu durumumuza ne gözle bakar? Bu devirde nasıl hareket edeceğimizi kestiremez ve bir hata yaparsak bizi casus ya da kaçak falan bile sanabilirler. Ve bunu ciddi olarak teklif ediyorum, sana garip gelmiş olabilir ama ben zaten öyle çok nazlanamam ki farkındaysan durumumuz da naz yapılabilecek bir durum değil zaten. Ve ben formalite icabı evliliğe tamamen karşıyım. O yüzden senin kararından emin olman çok önemli. Yaşama ve yerleşmeye gelince... Köyde kalamayız zaten. Ne arazimiz var, ne hayvanımız; ne işimiz var köyde? Zaten ben de o işlerden çok anlamam, hemen anlarlar köylü olmadığımızı. Birkaç hafta kalır, bir iki iş yapıp para kazanır, at alırız. Sonra da İstanbul'a gidip iş buluruz. Hem sen dil biliyorsun, İstanbul'da bu çok işimize yarar. Bir medreseye gidebilirsin. Ben de bu devirde varsa kız öğretmen okulunda okur, olabilirsem matematik öğretmeni olurum herhalde. Olamazsam da bir çaresine bakarım Fuat, bize iş mi yok? Bu devirde işsizlik sorunu falan da yok bildiğim kadarıyla. Ama bütün bunları bir köy bulana kadar düşünecek çok vaktin var zaten. Yani içini rahat tut. Neyse, biz en iyisi bir köy bulalım önce, yapacak daha iyi bir şey yok gibi görünüyor çünki.

F: Aslında dediklerinde haklılık payı var, evet. Düşüneceğim bunları.

E: Ben teklifimi etmiş olayım. Ben, seninle bu talepte bulunan kişi olarak, sana seninle evlenme isteğim konusunda samimi olduğuma dair söz verebilirim. Belki biraz içinde bulunduğumuz durum sebebiyle olmuş olabilir ama bu samimiyetimi geçersiz kılmaz, sonuçta bu teklifi ben yaptım. Ve tabiiki ileride evleneceğim insan olarak sana olan sadakatimin bir nebze olsun azalmayacağından da emin olmanı rica ediyorum. Her ne kadar tartışsak, üzülsek veyahut birbirmizi üzsek de, sonunda barışmaya çalışacağıma ve geldiğimiz vakitteki bazı kızlar gibi gurur yapıp saçma triplere girmeyeceğime söz veriyorum. Gülüyorsun. Ben de gülüyorum. Bunu birbirimize güvendiğmiz şeklinde yorumluyorum. Bu sözler ağzımdan hangi güçle çıkıyor bilmiyorum ama, emin ol söylediğim her şeyde samimiyim.

F: İnan bana samimiyetinden en ufak bir şüphe duymadım, ve evet, ben de sana güveniyorum. Aslında başta beni kandırdığını, sık sık zaman yolculuğu yapan biri olduğunu falan düşünmüştüm ama öyle olsa bile çok fark etmeyecek gibi. Sana güvendiğimi belirtmekle birlikte bu sorunun cevabını yanıtsız bırakacağım çünkü düşünmeden bir cevap verirsem sonuçlarına katlanmak zorunda kalabilirim.

E: Eğer cevabın müspet olursa o zaman o sefer de sen bana teklif et.

F: Evet doğru. Onu da senin yapmana izin vermem. Peki o zaman erkenci kuş, yol mu alsak acaba? Deminden beri adını andığın köye varmamız daha ne kadar sürecek?

E: Eh yolumuz var hâlâ tabii, doğru diyorsun, devam edelim.

* * * * * *

F: Şu karşıdan duman mı çıkıyor? Evet! SONUNDAAA!!!

E: Hani, nerede? Aaa eveeet! Ay şükürler olsun, saatlerdir yürüyoruz, ayaklarım şişti! (Oracığa çöker.)

F: Oturalım artık! E: Aynen! On beş dakika oturalım, on dakika kadar daha yürürsek varırız oraya herhâlde. Yine iyi, beklediğim kadar uzun sürmedi. Bir gün boyunca yürümek zorunda kalırız diye korkmuştum. Bak, her şey konuştuğumuz gibi, tamam mı?

F: Tamam tamam, anladık! Oldu olacak isimlerimizi de değiştir!

E: Bizim isimlerimizde bir sıkıntı yok da, anne babalarımızın isimlerini koymamız lazım. Ve tabii ki yol boyunca bunları da düşündüm! Bize kesin önce babalarımızın kim olduğunu sorarlar. Seninkinin adı Selim ya da Abdullah olabilir. Benimkinin adı Mehmet ama vefat etmiş olması lazım. Amcam Ahmet bana bakıyormuş, annem de dedemle kalıyormuş çünkü amcam beni eğiteceğine dair babama söz vermiş. Bunları konuştuk ama unutma diye tekrar ediyorum.

F: Nolur sus artık Efide, kendimi tiyatroda gibi hissediyorum ya! Tamam anladık, salak değilim heralde!

E: Tamam tamam sustum. İstersen artık yürümeye başlayalım. Bu arada Fuat, sen Kuran okumayı biliyor muydun?

F: Biraz, ama şuan pek düzgün okuyamam. Niye sordun ki?

E: Eyvah eyvah... Dua edelim de yol yorgunusun diye bir şey demesinler. Biz şimdi senin imamın oğlu olduğunu söylediğimizde Kur'an'ı iyi bilen ilim sahibi biri sanılacaksın. Eğer Kur'an okumanı vs. isterlerse ne deriz, bilemiyorum. Sen hep yorgunluğunu öne sür, sakın öyle çok konuşma ki çaktırmayalım. Ben de sesimi çıkarmayacağım. İstanbul'a ne kadar çabuk gidersek o kadar- Bir dakika... Şu gördüğüm... Fu- Fuat, benim şu gördüğümü sen de görüyor musun? Şu atı yani?

F: Aa evet, terk mi edilmiş? Sahibi nerdedir acaba? Yakınlarda olmalı. Kimse atını bir yere bağlayıp uzağa gitmez sonuçta.

* * * * * *

Sizce bu at neyin nesi, kimin fesi? Tahminlerinizi bekliyorum! En az üç tahmin yorumu olmadan bu hikâye devam etmiyooor! Ah keşke daha çok okurum olsa, böyle binlerce falan :)) Bir kalp, bir yorum, mutluluktan uçuyorum! 🥰❤️

Bölüm sonu

1 yorum

  • Bu bölüm nispeten kısa arkadaşlar ama bir sonraki bölüm bunun iki katı falan olacak ve atımızın başına gelenler hakkında en az 3 yorum almadan maalesef bir sonraki bölümü eklemeyeceğim. :,( Neden bu kadar az okurum var inanın bilmiyorum nasıl ciddi ve güzel bir pazarlama yapabilirim acaba? Bana yardımcı olabilecek her türlü kimse ve fikre açığım 😔🩵