İçeriğe geç

1884'e Uyanırsak

Bölüm 2 · 6 dk okuma

1884'e Uyanırsak

Bölüm 2

Karışık Kafalar

Bütün bunlar da ne? Yaşadığımız şey her neyse hâlâ çözemedim, noluyor ya?!? Zamanda geriye mi gitmişiz? Evet, galiba gerçekten de 145 yıl geriye gitmişiz, üstümüzde bu zamanın kıyafetleriyle hem de! Şu üstümdeki gömlekle şalvar ne kadar tuhaf, ondaki çarşafımsı kıyafetler de bir o kadar acaip. Ve 1884'ün Nisan ayının- kaçıncı günüydü ya? O kadarını da hatırlayamayacağım, of! Bütün bunlar bir yana, isminin Efide olduğunu söyleyen şu kızın rahatlığına bak! Sanki her Allah'ın günü zamanda geriye gidiyor! Olabilir mi böyle bir şey? Şu başıma gelen şeyden sonra neden olmasın ki? Beni kandırıyor bile olabilir. Üstelik adaptasyon hızı da fişek gibi. Hiç zamanda geriye gitmişiz falan dert ediyor gibi de görünmüyor. Harita da çıktı çantadan, pusulayla da yön bulacağım diyor resmen. Sence sorun sadece mekan değişikliği mi?!? Demek istedim ama dikkatini tüm gücüyle pusulaya verdiği için sadece ters bir bakış attım. Olaylara bu kadar çabuk adapte olabilmesi beni biraz aptal gibi hissettirmişti ama bunu nasıl normal karşılayabilirim ki?!? Yani şuan 1884'teyiz abi, 1884. Bak bizi geç, babamızı geç, dedemizi geç, dedemizin babasını geç, dedemizin dedesi belki doğmuştur! O da belki! Teknolojisiz, internetsiz, telefonsuz hatta kısmen de kamerasız bir devirdeyiz! Şu anda bırak savaş, cumhuriyet; ortada neredeyse düşman yok! Başta Osmanlı var, 2. Dünya Savaşını bırak daha ortalıkta 1. sinin adı bile geçmiyor. Daha Atatürk yeni doğmuş, 3 yaşında olmalı şu an! Yani biz yaşça büyük mü oluyoruz bu durumda?!? Şaka gibi ya her şey! Sahip olduğum birkaç tarih bilgim zihnimdeki turunu tamamladığında Efide'ye dönüp baktım. Yönü bulmuş gibi görünüyordu.

​

E: Bak, şu yönde ilerlememiz lazım.

F: Tamam, yürüyelim o zaman, dedim ve yola koyulduk.

Ceketimin cebinde bulduğum köstekli saati çıkarıp saate baktığımda yaklaşık bir saattir aralıksız yürümekteydik. Efide arada bir dönüp bana bakmak dışında hiçbir şey yapmamıştı, bana mısın demiyordu. Yorgunluktan bacaklarım sızlamaya başlamıştı ancak kendimi salmamaya kararlıydım. Pes etmeyeceğim, şu kız yürüyorsa ben de yürürüm, ne var! Durup bir mola vermek geliyor mu aklına acaba? Gerçi oturup da ne yapacağız, konuşup dertleşecek halimiz yok. Açıkçası benim de pek konuşasım yok zaten. Geride kalan ailelerimizi mi konuşacağız yoksa bu zamanda nasıl hayatta kalacağımızı mi? İkisi de üzerine hiç düşünmek istemediğim ama düşünmekten de kendimi alamadığım konular sonuçta.

E: Aa, saat mi o? F: Evet.

E: Saat kaçmış peki?

F: 10 buçuğa geliyor.

E: Kaç saattir yürüyoruz, biliyor musun?

F: Galiba yaklaşık bir saat oldu. Yürümeye başladığımızda 9 buçuk gibiydi.

E: Yaa... Bayağı yol gitmişizdir herhalde. Ben yoruldum biraz, mola verelim mi?

F: SONUNDA, dedim ve yere çöktüm.

E: Keşke yorulduğunu daha önce deseydin, bir mola verirdik...

F: Öyle koşar adım yürürken ne dememi bekliyorsun?

E: Affedersin. Aslını istersen ben de biraz ne yapacağımı şaşırdım, o yüzden öyle hızlı hızlı yürüdüm. Tamam, sanki çok, yani işte soğukkanlı gibi davranıyor olabilirim ama yok, gerçekten değilim, bu olanlara şaşırmadığım anlamına gelmez yani. Tuhaf davrandığım için özür dilerim. Biraz gerildim de. Aslında ben de yorgunum. Daha önce söylemem lazımdı, pardon.

F: Önemli değil. Başımıza gelen şey de pek normal değil zaten.

Yani sen zamanda 145 yıl geri giden kaç kişi tanıyorsun?

E: Kendini tanıtırsan bir tane tanıyabilirim! Tanışmak için pek fırsatımız olmadı, istersen bu molayı böyle değerlendirelim.

F: Hmm... Yani ben kendim hakkımda neler diyebilirim, bir düşüneyim. Adım Fuat ama bunu demiştim zaten. 21 yaşındayım. Üniversite üçüncü sınıftayım, Fransız Dili ve Edebiyatı okuyor-dum, tercümanlık ya da çevirmenlik düşünüyor-dum, artık bir kıymeti kalmadı gerçi. Az daha gitseymişiz Fransız İhtilalini yakalayacakmışız. Öyle işte.

E: Aaa, öyle deme. Dil bilmek her zaman işe yarar. Dua et bilgisayar mühendisi falan değilmişsin. Düşünsene, bu devirde bir bilgisayar mühendisi ne yapar ki? Şey, kızmazsan bir şey diyeceğim, ben geri dönmesek, burda kalsak daha mutlu olacakmışım gibi hissediyorum. Tabii kendi adıma diyorum, seni bilemeyeceğim.

F: Burada kalmak mı?!? Umarım kalmayız, neden böyle bir şey istiyorsun? Benim geride bir ailem var, şey yani eğer-

E: Yok yok, ailem hayatta fakat, nasıl desem... Böyle bir şeyi ömrümde duymadım. Ve bunu sonuna kadar yaşamak, tarihe bir de buradan dokunmak isterdim. Sonuçta kendi zamanımda oturup tüm gün ders çalışıp da anca iyi bir üniversiteye gidecekken oradaki eğitimimle bu zamanda çığır açabilir, milletin şu devirdeki hâlini müthiş eğitebilirim. Sınavlardan falan bıktım da. Eğitim sistemimiz bir türlü doğru düzgün gelişemiyor. Tabii bunun için atılımlar yapılıyor, sınav sistemleri düzenlenmeye çalışılıyor ama sonu nedense hep hüsran oluyor. Her neyse. Sen zaten sınavı çoktan atlatmışsın, seni sıkmayayım. Zaten galiba sınavı artık sadece kâbuslarımda görebilirim. Buradan kendi zamanımıza bir yol olduğunu da zannetmiyorum açıkçası. Bu arada ben biraz gevezeyimdir, fazla konuşmayayım; istersen sen konuş, ben dinlerim.

F: Yok, bence geveze değilsin. Yani... Ben burada, bu zamanda kalmak istemem. Ama nasıl döneriz onu da bilemem tabi. Bi'şeyler yiyelim mi?

E: İyi olur. Şurda birkaç şey görmüştüm.

F: Bu çantada da birşeyler var galiba.

Ağacın altındaki kısa göz atışımda kendi çantamı pek yoklayamamıştım. İçini biraz daha karıştırınca birkaç saklama kabı buldum. Kapaklarını açtığımdaysa...

E: Vaaay... Keşke başka bir şey isteseymişim ya... Baksana çantamdan ne çıktı?

F: Ney?

E: Mantı! Çok lezzetli görünüyor, sen de ye istersen! Bak burda kaşık da var. Bizim evin kaşıkları hem de, hihihihhihih...

F: Şansa bak! Benim çantamdan da şöyle paketler çıktı. İçlerinde de dürümler ve sandviçler var. Baksana, bunların hepsini yemeyelim, idare etmemiz lazım. Bir yer bulana kadar aç kalırız yoksa.

E: Aynen, ben de tam onu diyecektim. Ama eğer hızlı yürürsek yeter gibi görünüyor, baksana ne kadar çok var. Hadi biraz yiyip yola devam edelim. 1 saat yürüyüp 10 dk kadar oturarak güneş batmadan bir köye rastlarız gibime geliyor.

F: Peki, öyle olsun madem.

E: Buyur, şundan da al. Afiyet olsun. F: Sana da...

* * * * * *

E: Fuat, saat 2'yi geçiyor, herhalde öğlen namazının vakti girmiştir. Bir namaz molası verelim, olur mu?

F: Olur. Zaten epeydir yürüyoruz.

E: Şimdi ben abdest alacağım ama suyu da çok idareli kullanmamız lazım. Ellerime azar azar dökebilir misin rica etsem?

F: Oluur. Dur şöyle geçiyim.

E: Evet. Ben sana dur derim. Dur dur, çok gitti!

İnanılmaz... Eski zaman insanları gibi su dökerek abdest almak çok tuhaf hissettiriyor gerçekten. Kollarımı düzeltirken içimden, 'İnşallah gideceğimiz yere kadar tuvaletim gelmez...' diye düşündüm. Eğer ihtiyacım olursa çok uzun süre tutabilirim gerçi, ama ne kadar dayanabilirim bilemiyorum. Seccadeyi serip namaza durdum. Tam namaza başlayacakken aklıma bir şey takıldı.

E: Fuat? Sen kılmıyor musun?

F: Şey, bazen kılarım ama şu an kılmasam.

E: Bak ben de sana su tutabilirim, abdest alıp kılabilirsiiin. Çok zor değil gerçekten, üşenme, hadi kaaalk. Zaten yolcu olduğumuz için seferi kılacağız, yani daha kısaaa. Namaz insana iyi geliiir. Bir başla, devam ettiğinde bak ne kadar mutlu olacaksıııın.

Ortamı ısıtmak için sonlarını uzattğım cümleler, işe yaramıştı.

F: Peki, alayım o zaman.

E: Buyurun 1884 beyefendisi, elinize gül suyu da dökerdik de, daha açmadılar. Aa gerçi nisan ayındayız değil mi? Buradakiler açmış olabilirler. Gelirken ocak ayındaydık, birden nisana gelmek beni epey sersemletti.

F: Ya, ne demezsin. Sen mevsimde mi kaldın hâlâ? 145 yıl geriye gitmişiz kızım. Ben hâlâ telefonumu arıyorum. İnternetin ve daha bir sürü şeyin fikrinin bile olmadığı bir zamandayız ya.

E: Hahhahhaha, telefon bulsan ne yapacaksın, X'e, '1884'teyiz, savaş başlamadan bizi bulun,' mu yazacaksın? Bence geleceği yani kendi geçmişimizi unutmalıyız. Benim sezgilerim kuvvetlidir, bana sorarsan bu yoldan geri dönüş yok. Olsaydı çoktan bir şeyleri farkederdik diye düşünüyorum. Hatta 1884 yılı ve yakın yıllarda neler olup bittiğine dair ne biliyorsak hatırlamaya çalışıp birbirimizle paylaşmalıyız. Çünkü eğer bir köy bulup misafirleri olursak, onlara anlatabileceğimiz inandırıcı bir hikayeye ihtiyacımız var. Selamun aleyküm, biz 2029'dan geldik de biraz sizde kalsak nasıl olur, diyemeyiz sonuçta. Neyse, bunları namazdan sonra konuşalım, vakit geçmesin. Şöyle geçelim.

F: Tamamm.

* * * * * *

Gençler nasıl buldunuz, beğendiyseniz bir yorum yazıp bir de ❤️ kalbe tıklar mıydınız... Seviliyorsunuz! ✨️

.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Akici yazmissin kalemina saglik🤍

    1Yanıt
  • 2029’dan 1884’e uzanan zaman yolculuğu kurgun, takvim titizliğin ve esprili iç seslerin son derece umut vadediyor. Ancak metnin edebi bir roman lezzeti kazanması için diyalogları mesaj formatı (E/F) yerine konuşma çizgisiyle (—) vermeli; abartılı noktalama ve harf uzatmalarından kaçınmalısın. Ayrıca anlatıcı bakış açısını baştan sona tutarlı kılmalı ve karakterlerin yaşadığı zaman şokunu daha derin hissettirmelisin. Kurgu zekan çok yüksek; bu teknik pürüzleri giderdiğinde sayfaları peş peşe çevirtecek sürükleyici bir iş çıkacaktır.

    1Yanıt