İçeriğe geç

-18

Bölüm 1 · 8 dk okuma

-18

Bölüm 1

1

"Bora..."

"Abim."

"N'apıyorsun?"

"Nazif'in yanına gidiyorum. Hayırdır?" Kablosuz kulaklıkları sayesinde telefonda konuşurken bir yandan da hızla bisikletini sürüyordu genç adam. Neredeyse hiçbir sokak lambası çalışmadığı için zifiri karanlık olan yollar yüzünden, döneceği sapağı kaçırdığını fark etti ve sessiz bir küfür savurarak bisikletini durdurdu.

"Akşam berbat rüyalar gördüm." dedi telefondaki abisi. Kardeşinin söylendiğini fark etmişti ama her zaman kızacak bir şey bulabildiği için önemsemedi.

Kahkaha attı Bora. "Birileri ölecek mi yoksa hamile mi kalacak?" Geldiği yönden hızla geri döndü ve etrafını birkaç saniye kontrol ettikten sonra doğru sokağın başında olduğuna karar verdi.

"İkisi de." dedi Burak ama sesindeki tedirginlik devam ediyordu. "Dişlerimin hepsi dökülmüştü ve Sîma gelinlikleydi."

"Oooooo!" diye bağırdı Bora. "Bizim Nazif baba oluyor desene!" Abisinin rüyalarının ne anlama geldiğini daha önce defalarca dinlemişti. Burak, rüyasında dişlerle ilgili bir rüya görürse bir ölüm haberi alırdı, birini gelinlikle gördüğünde ise o kişinin hamile olduğunu öğrenirdi. Daha önce hiç şaşmamıştı bu kurallar ama Bora yine de inanmıyordu. Abisinin her seferinde zaten bildiği şeyleri rüyalarına yansıttığını düşünüyordu. Bu sefer de aynı olduğuna karar verdi ve dalga geçmeye devam etti. Bisiklette ayağa kalktı ve hafif bayır olan sokağı hızla çıkmaya başlarken kahkahasını sürdürdü.

"Bora dikkat et." diye devam etti Burak. "Başka şeyler de gördüm. Dünya berbat bir haldeydi ve tam ortasında sen vardın."

Genç adam hiçbir ışığı yanmayan bir gecekondunun önünde bisikletini durdurdu ve hızla indi. "Abi bana bunları neden anlatıyorsun?" diye sordu merak ederek. Eğer Sîma gerçekten hamileyse, bu Nazif'in sorunuydu. Ölecek insanların kim olduğunu bilmeden de bir şey yapamazdı. Bilse de yapamazdı.

"Çünkü sana anlattığım zaman, rüyalarımın çıkmadığı oluyor." dedi Burak. Derin bir nefes aldı ve canının ne kadar sıkıldığı, telefondaki sesinden bile rahatça anlaşıldı.

"Hahahahah! Siktir git!" Bora işi şakaya vurmak istedi. Abisinin altıncı hisleri her zaman çok kuvvetliydi. En azından bir keresinde onun haklı olduğuna şahit olmuştu. Annelerinin öleceği gün... Burak o gün sürekli Bora'nın yanında durmuştu ve onu bu kötü sona alıştırmaya çalışmıştı. Şimdi de aynı ses tonuyla kardeşiyle konuşuyordu ama Bora onu sakinleştirmek istiyordu. Kötü olayları önceden bilse de, sonuçta bunun için yapabileceği hiçbir şey yoktu. "Doktor oldun ama hâlâ inanıyorsun bu saçmalığa!" diye devam etti.

"Lan ne bileyim ya!" Burak derin bir nefes aldı ve devam etti konuşmaya. "Rüyamda iki göz iki çeşme ağlıyordun ve bana, abi bunu sadece sen düzeltebilirsin uyan n'olur, diyordun."

Bora rahatlamaya başladı. Abisinin sesi normale dönmüştü. "Sen n'aptın?" diye sordu alayla.

"Uyandım."

"Tamam işte. Yapmışsın senden istediğimi. Aslan abim benim."

"Bora..."

"Abim!"

"Dikkat et kendine."

Bora ışıksız evin kapısı açılıp en yakın arkadaşının çıktığını görünce ona doğru koştu ve omzuna sert bir yumruk attı. "Abi sonra konuşalım mı? Şimdi Nazif'in yanına geldim." dedi ve cevap beklemeden kulaklıklarını çıkardı.

Nazif'in canı sıkkın görünüyordu. Arkadaşını içeri almak yerine, onunla beraber arka bahçeye doğru yürüdü. İnsanların onları duyamayacağı kadar uzaklaşınca Bora'nın yüzüne bakarak "Boku yedim ben!" dedi.

Bora şaşırmıştı. Nazif her zaman bir şeylerden şikayet ederdi ama bu kez suratı bembeyazdı. Başı gerçekten belada olmalıydı. Arkadaşını sakinleştirmeye çalışarak ne olduğunu sordu ve dikkatle onu dinledi.

"Sîma ile konuştuk birkaç saat önce."

Bora arkadaşının lafını bitirmesini bekleyemeden atıldı. "Sakın hamile deme!"

Nazif'in ağzı açık kaldı. "Sana da mı söyledi?" diye sordu tereddütle. Kendisinden önce Bora'ya söyleme ihtimalini düşününce sinirlendi ama hızla yatıştı. Onların ne kadar yakın olduklarını çok iyi biliyordu. Üçü birlikte büyümüşlerdi. Nazif ile Sîma'nın birbirlerine aşık olduğunu da ilk önce Bora anlamıştı ve ikisi ile de ayrı ayrı konuşarak bu durumu açıklığa kavuşturmuştu. Şimdi kıskançlık yapmanın hiç sırası değildi. Üstelik en yakın arkadaşının yardımına ihtiyaç duyduğu sırada...

Bora gülse mi yoksa ağlasa mı bilemiyordu. Sadece abisiyle dalga geçerler umuduyla söylediği şey gerçek çıkmıştı ve bunun tam olarak ne anlama geldiğini bile henüz çözemiyordu. Evlenmeleri gerekecekti. Orası kesindi. Nazif reşitti ama Sîma henüz on sekizini geçmemişti. Aklına gelen bu ayrıntı ile aniden dehşete düştü ve arkadaşının kolunu tüm gücüyle sıkarak "Sîma reşit değil! Seni geri zekalı orospu çocuğu!" diye söylendi.

Nazif kolundaki acı yüzünden istemsizce yere çöktü. "Saçmalama! Benimle yaşıt Sîma!" diye sızlandı.

"Daha on sekiz olmadı! Altı ay sonra olacak!" diye öfkeyle söylenmeye devam etti Bora.

"Sevgilimin doğum gününü aklında mı tutuyorsun lan sen?!" diye çıkıştı Nazif ama daha sonra ikisinin aynı gün doğdukları gerçeğini hatırlayınca utandı.

Bora, arkadaşının kolunu bıraktı ve ayağa kalkmasına yardım etti. "Ne bok yiyeceksin şimdi? Seni hapse atarlar kesin." Sinsice gülümsüyordu ama Nazif onu fark etmesin diye başını başka tarafa çeviriyordu.

"Gerçekten mi?" diye sordu Nazif korkuyla. "İşin bu boyutunu hiç düşünmemiştim. Allah kahretsin!"

"Sakin ol geri zekalı." diyerek sırıttı Bora. "Aile rızası olunca on yedi yaşında da evlenebiliyor insanlar, merak etme."

"Babası siksen razı olmaz!" dedi Nazif. İçi rahatlamıştı ama yine de önlerindeki bu büyük sorunu düşünmeden yapamıyordu.

"Amınakodumun herifi sanki babalık yaptı da kızına!.." diye başladı Bora ama bahçeye doğru birinin geldiğini görünce sustu. Gelen Nazif'in abisiydi. Kardeşini yemeğe çağırıyordu ama dışarı çıkmışken de cebinden çıkardığı sarma sigarasını içiyordu.

"Asayişi kızdırmayalım." dedi Nazif alayla. Abisi Kemal daha yeni polis olmuştu ve Nazif ile Bora her fırsatta onu alaya alıyorlardı.

"Beni sadece bunu söylemek için mi çağırdın lan?" diye söylendi Bora. Nazif'i tekrar kolundan tuttu ama bu kez tüm gücüyle sıkmadı.

"Sîma ile konuşur musun, diye sormak için çağırdım aslında." dedi Nazif. Biraz sonra söyleyeceklerinden utandığı için başını öne eğdi. "Onu diyorum... Belki sen bebeği aldırması için ikna edebilirsin."

"Allah ikinizin de belasını versin!" dedi Bora dişlerinin arasından. "Ne bok yiyorsanız kendiniz yiyin! Beni bulaştırmayın böyle şeylere." Küfür ede ede hızla yürümeye başladı ve Kemal'in önünden geçerken yere kadar eğilerek ona alaylı bir reverans yaptı.

"Bora..." diye seslendi Nazif. Arkadaşının dönmesini bekledi ve devam etti. "Yap bir güzellik kardeşine!"

"Kardeşini sikiyim!" diye bağırdı Bora ve aniden Kemal ile göz göze geldi. Ona yalandan gülümsedi ve tekrar önüne dönerek hızla yürümeye başladı. Bisikletine atladıktan sonra kulaklığını tekrar taktı ve karşısına çıkan ilk şarkıyı açtı.

🎵Fred,Hayki - Bu son🎵

Birkaç saniye gözlerini kapatıp rap müziğin ritimlerine ayak uydurdu ve ardından bisikletinin pedalını çevirerek hızla ilerlemeye başladı.

Sîmalar ile aynı binada oturuyorlardı. Beş katlı binanın en alt katında Boralar, en üst katta da onlar vardı. Naziflerin evine ise yaklaşık on beş sokak ötedeydiler. Kısa süre içerisinde eve varacağını biliyordu Bora ama bisikleti elinden geldiği kadar yavaş sürerek, bu süreyi uzatmaya çalışıyordu.

Kulağındaki müzik değişirken,

🎵Sagopa Kajmer - Neyse🎵

karanlık ana yoldan geçen arabaların ışıklarını takip ederek ilerledi Bora ve dakikalar sonra apartmanlarına ulaştı. Hem kendi oturma odalarında hem de Simalarınkinde ışık yanıyordu. Her iki evde de yemek saati olmalıydı. Babası yine saçma sapan söyleneceği için canı sıkıldı Bora'nın ama aklındaki diğer sorun yüzünden buna çok takılmadı. Başa gelen çekilecekti. Bundan kaçış yoktu. Sîma ile de bebek konusunu konuşması gerekiyordu.

Bisikletini, sırf yöneticiyi delirtmek için giriş kapısına kilitledi ve ardından eve gitmek üzere apartmana girdi. Kulaklıklarını çıkarırken karşı komşularının kapı önündeki ayakkabı sergisine göz attı ve on çiftten fazla olduğuna emin olduktan sonra telefonunu çıkarıp fotoğrafını çekti. Babasının telefonunu gizlice ele geçirip yöneticiye göndermeyi planlıyordu onu. O ayakkabılar içeri girmediği sürece bisikleti de olduğu yerde kalacaktı. Gülümseyerek kapıyı açtı ama eve girdiği anda babası Halil'in sesini duydu.

"Bora Bey! Siz mi teşrif ettiniz?"

"Yok abim geldi amınakoyayım!" diye kendi kendine söylendi Bora ama içeri girdiğinde sahte bir gülümseme yerleştirdi yüzüne.

Üvey annesi ve babası, küçük kızları Asya ile beraber yemek yiyorlardı. Mutlu aile tabloları Bora'nın gelmesi ile son bulmak üzereydi.

"Git kendine tabak al." dedi babası sertçe.

"Aç değilim." dedi Bora ve odasına gitmek üzere çıktı.

Babası arkasından koşarak geldi ve onu kolundan tutup kendisine çevirdi. "İnsan gibi gel ve otur masaya! Beni delirtme Bora!" Dişlerini sıkarak konuşuyordu Halil. Oğlunun her zaman yaptığı saygısızlıktan usanmıştı. Çoğu gün eve gelmiyordu ve babası onun nerede olduğunu asla öğrenemiyordu. Defalarca takip etmesine rağmen, asla bu gizemi çözememişti. Bora'yı her takip ettiğinde, oğlu evin yolunu tutuyordu. Tek bir gün peşini bıraksa, o gece eve gelmiyordu.

Bora babasının öfkeli suratını umursamadan mutfağa geçti ve kendisine bir tabak aldıktan sonra masaya oturdu.

"Dün gece neredeydin?" diye sordu babası.

"Dışarıda." dedi Bora sadece.

Babası elindeli çatalı öfkeyle masaya vurdu ve küçük Asya korkudan ağlamaya başladı. Adam aniden yumuşadı ve beş yaşındaki kızının yanına gitti. Karısı, tek eliyle adamı itti ve kızını kucaklayarak odadan götürdü. Bora'nın eve geldiği her akşam yaşanan gerginliklerden bıkıp usanmıştı artık. Nasılsa devamı gelecekti o gerginliğin. Orada durmalarının anlamı yoktu.

"Bir gece daha bu eve gelmezsen, bir daha sakın gelme!" diye bağırdı Halil. Bora'nın hiçbir şey demeden sakin sakin yemek yemesi adamı daha çok çileden çıkarıyordu. "Senin gibi evlat olmaz olsun! Ömrümü tükettin! Ömrümü!"

Bora çatalını masaya bırakırlen gülümsedi ve yavaşça kalktı. "Yemek çok güzeldi. Elinize sağlık." dedi.

Halil oğlunu yakasından yakaladı ve kendisine doğru çekti. "Sen beni delirtmeye mi çalışıyorsun lan göt!" diye bağırdı.

"Delirmek için bana ihtiyacın mı var?" diye karşılık verdi Bora gülümseyerek. Babasına olan öfkesi asla dinmiyordu. Annesinin ölümünden onu sorumlu tutuyordu ve bunu defalarca yüzüne karşı söylemişti.

Halil öfkeyle elini havaya kaldırdı ve oğluna tokat atacağı sırada aniden durdu. Bora gülümseyerek babasına baktı ve başladığı işi bitirmesi için onu daha fazla kışkırtmaya çalıştı. "Durma! Vur!" diye bağırdı ama Asya'nın çığlığı ile aniden sesin geldiği tarafa baktı. Babasının küçük kızın yardımına koşmasını bekledi ama adam hâlâ eli havada duruyordu. Ne başını çeviriyordu ne de gözlerini kırpıyordu. Bora'ya tokat atacağı sırada donup kalmıştı.

"Şaka mı yapıyorsun?" diye sordu Bora. Babasının tek eli hâlâ yakasındaydı ve diğer kolu havada aslı duruyordu. "Taşak geçmeyin lan benimle!" diye söylenmeye başladı ama Asya tekrar çığlık atınca babasını kendisinden itti. Yakası Halil'den kurtuldu ama adamın elleri aynı pozisyonunu koruyordu. Asya tekrar çığlık atana kadar onu izledi Bora. Babasına ne olduğunu anlayamıyordu. Kız kardeşinin tekrar gelen sesiyle, koşarak onun odasına gitti ve üvey annesini küçük kıza sarılır halde buldu.

"Bırak beni anne!" diye ağlıyordu Asya. Annesi ona sarılır vaziyetteyken donup kalmıştı ve küçük kız onun kollarının arasından çıkamıyordu.

Bora, Asya'ya yardım ederek onu sıkıştığı kucaktan kurtardı ve dikkatle Sevgi Hanım'ın donmuş bedenine baktı. "Ne oluyor lan?" diye söylendi kendi kendine. Babası da üvey annesi de donup kalmıştı. Üst kattan gelen çığlıklar ve koşma seslerine bakılırsa, orada da garip bir şeyler olduğu aşikardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.