İçeriğe geç

15 Dakika

Bölüm 1 · 13 dk okuma

15 Dakika

Bölüm 1

Gerçekle Yüzleşmek

Normal bir hayatım vardı. Evimden işime işimden evime gelirdim, kimseye bulaşmaz, kendi halimde takılırdım. Evimde bulunan 3 boğaza bakmak için erken yaşta psikolog olup böyle bir teklife maruz kalmıştım.

Sabah buraya geldiğimde Patron tarafından çağrıldığımı söylemişlerdi ve bu oldukça garipti. Çünkü Patron sadece müdür ile iletişimde olurdu, o müdüre, müdürde bize söylerdi. İşte bu yüzden kendimi sorgulamıştım, birisiyle mi kavga etmiştim, dedikodu mu yapmıştım, kendimden üst mertebedeki birine saygısızlık mı yapmıştım? Ama hepsinin cevabı hayırdı.

Zaten hiçbirisi için değil beni hapishaneye göndermek için çağırmış. Yeni çıkan kural ile hapishanede bulunup da yaptıklarından pişman olmayan mahkumlarla psikologlar birebir görüşeceklermiş. Allah aşkına pişman olmuyorsa ne yapabilirim? Alnına silah mı dayayacağım?

Her mahkumla en az 15 dakikalık bir görüşme yapmam gerekiyormuş eğer istersem süreyi de dilediğim gibi uzatabiliyormuşum. Bir de olaki eğer mahkumlar bana saldırmaya kalkışırsa güvenlik amaçlı bir ruhsatlı silahım olacakmış.

Şimdi baktığımızda normal bir insan bu teklifi kabul etmez di mi? Evet, etmez çünkü daha para konusu açılmadı.

Teklifi kabul etmem karşılığında maaşımın 5 katı maaş alacakmışım ve eğer mahkumlarda bir ilerleme kaydedilebilirse bu oran artadabilirmiş. İşte tam da bu yüzden şuanda kuralların yazılı olduğu sözleşme kağıdını imzalamayı düşünüyorum. Çünkü dediğim gibi evde 3 boğaza bakmak ve ayriyeten ev masraflarını karşılamak denildiği kadar kolay değildi.

Sözleşme maddelerini okumaya karar verdim çünkü çok değildi o yüzden benden ne istediklerini anlamam gerekiyordu.

1) Psikolog olan kişi hapishaneye devletin verdiği ruhsatlı silah dışında hiçbir şey götüremez.

2) Psikolog olan kişi kendini korumak için yakın dövüş bilmeli.

3) Psikolog olan kişi çok zor durumda kalınmadıkça ruhsatlı silahı kullanmamalı.

4) Psikolog olan kişi mahkumları dinlemeli.

5) Psikolog olan kişi mahkumların sorunlarına çözüm üretmeli.

6) Psikolog olan kişi mahkuma hapishane dışında olan biteni anlatmamalı.

7) Psikolog olan kişi her bir mahkum ile en az 15 dakika görüşme yapacaktır, dilerse bu süreyi uzatabilir.

8) Psikolog olan kişi mahkumlarla herhangi bir duygusal bağa girmemeli.

Sondaki yazının kalın harflerle yazılmasına karşı kaşlarımı çatıp sözleşmeyi imzaladım. Maddeler çok saçmaydı. Özellikle 4 ve 5. Madde saçmalığın daniskasıydı. Ben zaten Psikolog isem karşımdaki kişiyi dinlemem gerekiyor ve sorununa çözüm üretmem gerekiyor. Bu zaten Psikolog mesleğinin altın kuralı. Diğeri ise 2. Madde, zaten çoğu Psikolog kendi can güvenliklerini sağlamak için yakın dövüşü öğreniyorlardı.

Kağıdı karşımda oturan Sedat Bey'e uzattığımda bana "Haftada 4 kez gideceksin. Hangi günler gitmek istediğine kendin karar verebilirsin. Mahkumlar karşına belli bir sıra ile gelecek zaten ve şunu da sana vereyim..." Diyip masasının yanında bulunan komidinin çekmecesini açtı. Dikdörtgen şeklinde bir kartı çıkarıp bana uzattığında "Bu hapishaneye girmen için gerekli olan kart. Bu olmadan seni içeri almazlar ve işin yarın başlıyor. İlk mahkum biraz sıkıntılı olabilir, sabırlı ol, işin bittiyse şimdi çıkabilirsin." Dediğinde başımı sallayıp ayağa kalktım.

"Teşekkürler Sedat Bey." Bir dakika ben neyin teşekkürünü ediyordum ki? Beni bir hapishaneye gönderdiği için mi? Cidden kendime gelmem lazım.

Arkamı dönüp Sedat Bey'in odasından çıktığımda sağa döndüm ve kendi odama doğru ilerledim. Kapıyı açıp içeri girdiğimde eşyalarımı toplamaya başladım. Tüm eşyalarımı bez çantaya koyduktan emin olduğumda odamdan çıkıp asansöre doğru ilerledim. Düğmeye basıp asansörün gelmesini beklerken yanımda hissettiğim beden ile o tarafa döndüm.

"Nasılsın Sanem?" Buzu aratmayan sesi ile sorduğu soruya karşılık gülümseyerek "Mükemmelim. Sen?" Dedim yalan söyleyerek. Omuz silkip "Aynı, insanlar ve saçma dertleri. Birisi yanıma çikolatası bittiği için gelmiş inanabiliyor musun?" Dediğinde ufak bir kıkırdadım. Asansör geldiğinde ve kapıları açıldığında aklıma yeni gelen şey ile hemen "Aaa şey müdür Ayaz çıkmadan önce yanıma gelsin demişti. Sen bir uğra istersen." Dedim. Ayaz başını sallayıp arkasını döndü ve müdürün odasına doğru gitmeye başladı, bende asansöre bindim.

Giriş katı tuşladığımda asansör aşağıya inerken birkaç kere durmuş insanlar binmişti. Sonunda giriş kata geldiğimizde hemen kendimi dışarı atıp çıkışa yöneldim. Şirketin otomatik kapısından çıktığımda kararan hava ile yüzleştim. Sert esen rüzgardan dolayı gözümü açmakta zorlanırken arabama doğru ilerleyip içine bindim. Arabayı çok geçmeden çalıştırdıktan sonra eve doğru yol aldım.

●●●

Elimdeki ağır poşetler ile merdivenleri bitirdiğimde nefes nefese kalmıştım. Eve gelmeden önce markete uğrayıp birkaç şey alayım demiştim ama yanlışlıkla ayarı biraz kaçırınca ve binamızında asansörü bozuk olunca bu hale gelmiştim.

Kapıya ayağımla vurduğumda içeriden gelen gülüşme sesleriyle gülümsedim. Kapı çok geçmeden açılınca karşıma çıkan yüze poşetleri gösterip "Hemen al yoksa elim kopacak." Dediğimde gülerek poşetleri elimden aldı. Ayakkabımı çıkarıp içeri girerken hemen karşıma çıkan aynadan yüzüme bakınca kendime bir çekidüzen verdim.

Poşetleri yere bırakan Ada hemen boynuma atlayıp "Hoşgeldin abla!" Dediğinde gülerek kollarımı ona doladım ve "Hoşbuldum, güzelim diğerleri nerede?" Diye sorduğumda benden ayrılıp salonu işaret etti. "Oradalar."

Salona doğru yürüyüp içeri girdiğimde gördüğüm manzara ile ufak çaplı bir şok yaşadım. Üçü bir olmuş yemek hazırlamışlardı ve hazırladıkları yemekte makarnaydı. İrem hemen yanıma gelip "Beğendin mi? Nasıl gözüküyor? Güzel mi? Becerebilmiş miyiz?" Diye hızlı hızlı konuştuğunda gülerek başımı sallayıp "Muazzam görünüyor." Dedim.

O sırada önünde ki makarnayı yiyen Eymen başını kaldırıp bize baktı ve "Muazzam ne demek lan?" Diye sorduğunda elim ile alnıma vurdum. Bu kadar da cahil olunmaz ki. Ada arkamdan çıkıp üstün bir tavırla Eymen'in yanına gidip ona üstten üstten baktı ve "Muhteşem gibi bir şey demek cahil köpek." Dediğinde Eymen elini yumruk yapıp Ada'nın dizine vurdu.

Başımı iki yana sallayıp üstümde bulunan paltoyu çıkardım ve koltuğun üstüne bırakırken yanlarına gidip yere oturdum. Önümde bulunan şehriyeli makarna ile dudaklarımı yalayıp bir kaşık aldım. Makarnayı ağzımda çiğnerken İrem hemen "Nasıl olmuş? Yakmış mıyız? Yoksa pişirememiş miyiz? Şehriyenin tadı ağzına geliyor mu? Sen seviyorsun diye çok koydum." Dediğinde başımı aşağı yukarı sallayıp "Çok güzel olmuş." Dedim.

Ada da oturup yemeye başlayınca sessiz bir yemekti. Hiçbirimiz yemekte konuşmayı sevmezdik zaten.

Biraz sonra yemeklerimiz bitince hızlıca sofrayı toplamış çayı demleyip çekirdeklerimizi aldıktan sonra geri salona gelmiştik. Derin bir nefes alıp "Artık maaşımın 5 katını alacağım." Dediğimde Ada ağzında bulunan çayı bir iki damla ağzından kaçırdı, İrem yediği çekirdek boğazında kalmış gibi öksürmeye başlamıştı, Eymen ise elinde bulunan çekirdekleri yere dökmüştü.

Ada yanında bulunan Eymen'i cimcikleyip "Doğru mu duydum ben? 5 katı mı dedi?" Dediğinde Eymen eline vurup "Kızım anladık şaşırıyorsun da bana neden zarar veriyorsun?" Dediğinde hiçbiri gözlerini benden alamıyorlardı. İrem derin nefes alıp "Nasıl? Terfi falan mı aldın? Yoksa patronun gözü sende mi? Yoksa patron karısını sekreteri ile aldatıyor ve sen patronu bununla tehtid edip zam mı istedin? Yoksa yoksa siz Patron ile sevgili misiniz? Ah, Allah'ım sana geliyorum!" Diye hızlı hızlı sorular sorup konuştuğunda sesli bir nefes verdim.

Başımı iki yana sallayıp "Hayır, İrem saydıklarından hiçbiri değil. Durum çok daha farklı ve ben bunu nasıl söylesem..." Dediğim sırada Ada hızla lafımı kesip "Abla lafı evirip çevirmeden anlatsana!" Dediğinde büyük bir nefes alıp "Bakın yeni bir kural çıkmış ve o da kapishanede bulunan ve yaptıklarından pişman olmayan mahkumları yaptıklarına pişman etmelerini sağlamak. Bunun içinde mahkumları psikologlar ile görüştürmenin doğru olacağını düşünmüşler, zaten patronda beni bugün yanına çağırıp bunu anlattı. Bende paradan dolayı kabul ettim çünkü hiçbiriniz çalışmıyorsunuz ve hepinize yetişmek çok zor." Dedim.

Eymen boğazını temizleyip "Sanem, her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlat." Dediğinde başımı salladım. Yoksa bundan başka türlü kurtulamazdım.

●●●

"... İşte böyle saçma kurallar olmasına rağmen kabul ettim çünkü eve yetişmem gerekiyordu." Uzun konuşmanın bitmesinin verdiği rahatlıkla bir oh çektim. Sonra başımı kaldırıp onlara baktığımda birbirlerine garip bir surat ifadesi ile baktıklarını gördüm.

En son Ada bana dönüp "Abla biz iş bulmuştuk." Dediğinde kaşlarım çatılmıştı. "Ben tekstilde çalışacağım, İrem zaten ünievrsiteyi bitirmişti ve avukat olacak, Eymen ise sanayide çalışacaktı." Yüzüme endişeli gözler ile bakarken durumu idrak etmeye çalışıyordum. Şimdi ben boşu boşuna mı o sözleşmeyi imzalamıştım? İrem büyük bir umutla "Sözleşmeyi iptal etsen sorun olmaz di mi?" Dediğinde başımı iki yana sallayıp "Sedat Bey çoktan devlete teslim etmiştir." Dedim.

Ada elimi tutup "Abla biz çok özür dileriz." Dediğinde kafamı kaldırıp ona gülümseyerek baktım ve "Ne özürü? Tabiki sorun değil, işim bu benim ve her çeşit insanı dinlemem gerekir hem banada deneyim olur." Dedim içini rahatlatmak amacıyla.

Ada'nın elini bırakıp çayımı bir dikişte içtim ve ayağa kalkıp "Ben yatıyorum size iyi geceler." Diyip salondan çıkarak Ada ile ortak kaldığımız odaya girdim. Sırtımı kapıya yaslarken bir hiç uğruna yaptığım şeye inanamıyordum.

●●●

Aynadan kendime bakarken gülümsemeden edemedim.

Üstümde siyah dar uzun kollu bir üst, altımda baldırlarıma kadar gelen kahverengi üstünde siyah ve beyaz şeritler bulunan bir etek, ayakkabı olarak da dizlerimin biraz altında biten siyah topuklu çizmelerim vardı. Saçlarımı düzleştirip omuzlarımdan sarkmasını sağlamıştım. Yüzümde ise açık renk bir far, maskara, allık ve pembemsi bir ruj vardı.

Odadan çıkmadan önce dolabımdan siyah uzun paltomu giydim ve biraz büyük kare şeklinde siyah çantamın içine ruhsatlı silahım ile kartımı koydum. İşlerim tamamlandığında odamdan çıkıp sessizliğe uyum sağlayarak kapıya doğru yürüdüm. Çıkmadan önce vestiyerin üstünde bulunan araba anahtarını aldım ve çıktım. Merdivenlerden aşağıya inerken sabahın köründe topuklu ayakkabılarımdan çıkan sesle komşuların uyanmamasını yeğliyordum.

Sonunda binadan çıktığımda rahat bir nefes alıp arabama doğru yürüdüm. İçine bindiğimde çantamdan telefonumu çıkarıp Sedat Bey'in attığı adresi inceledim. Bildiğim yer çıkınca arabayı konuma doğru sürmeye başladım.

Yaklaşık 30 dakika sonra arabanın hızını yavaşça azalttım ve uygun yere park ettikten sonra indim. Karşımda gördüğüm koca demir kapı ve aynı büyüklükteki koca duvarlar ile yutkundum. Derin nefes alıp kapıya doğru ilerledim ve tam önünde durduğumda iki gardiyan birbirlerine baktılar ardından birisi bana dönüp "Kartınız var mı?" Diye sorduğunda başımı sallayıp çantamdan kartı çıkarıp gardiyanlara gösterdim. Birisi kartı elimden aldığında iki gardiyanda karta baktıklarında birisi elini kulağına götürüp "Efendim Sanem Özen geldi." Dediğinde sesli bir nefes verdim.

Gardiyanlardan diğeri kartı bana geri uzattığında hızla elinden alıp "Girebilir miyim?" Dedim. Gardiyanlardan uzun ve esmer olan "Yunus Bey gelince girebilirsiniz, Sanem Hanım." Dediğinde başımı sallayıp kollarımı göğsümde birleştirdim. Birkaç dakika sonra kulak tırmalayan bir ses duyduğumda yüzümü buruşturup sesin geldiği yöne döndüm, 2 tane tofaş araba motorlarını bağırta bağırta bu yöne doğru geliyorlardı. İkiside üstümüze drift atacakları sırada bir iki adım geriye gittim.

Arabalardan ikişer tane adam inip gardiyanların yanına yürüdüler ve gardiyanları aralarına alıp birisi "Aç kapıyı gardiyan." Dediğinde oflayıp onlardan bir iki adım uzaklaştım. Gardiyanlardan kısa sarışın olan kesin bir dille "Daha öncede söylediğimiz gibi, kartsız almıyoruz." Dediğinde birisi dilini damağına vurdu ve cebinden çakı çıkarıp adamın bacağına yasladı. "Zorlama, gardiyan. Aç şu kapıyı içeri girelim." Dediğinde daha fazla dayanamayarak onlara doğru bir adım attım çünkü gardiyanlar ölesiye dayak yeseler bile bir şey yapamazlar. Bunun nedenini bende bilmiyorum fakat bu hapishanede öyle bir kural var Sedat Bey söylemişti. Neden söylemişti yine bilmiyorum.

Birisinin kolunu tutup "Lütfen, meseleyi konuşarak çözün. Hiçbir mesele hır gür ile..." diyeceğim sırada sözüm bitmeden adam hızla kolunu çekip üstüme doğru yürüdü ve "Sen kimsin lan?" Dedi. Gülümseyip "Lütfen, daha düzgün kelimeler seçerek konuşalım." Dedim sabrımın son demlerindeyken.

Adam bir anda sertçe kolumu tuttu ve beni çıkıştan uzaklaştırırken kulağıma eğilip "Bak güzel karısın ama işimize burnunu sokma be gülüm." Dediğinde hala gülümsemeye çalışarak "Kolumu bırakın lütfen." Dedim. Adam kulağıma biraz daha yaklaşıp "Bana bak." Dediğinde yüzümü yan çevirip ona baktım. "Sence ben senin emirlerine uyar mıyım? Tatlı canına zarar gelmesini istemiyorsan toz ol buradan."

Derin nefes alıp kafamı geriye çektim ve sertçe yanımdaki adamın yüzüne geçirdiğimde adam elini kolumdan çekmişti. Öne gelen saçlarımı arkaya doğru atıp "Sizi güzellikle uyarmıştım, zoru seçen sizsiniz." Dedim. Adam elini burnuna koyup başını kaldırdığında "Seni lanet karı!" Diyip üstüme gelmeye başladı. Elini kaldırıp yüzüme vuracakken bileğini tuttum ve hızla ters çevirip sırtında birleştirdim. Adam acı feryatlar dökerken ayağına tekme attım ve dizlerinin üzerine çökmesini sağladım. Karşısına geçtiğimde saçını kavradım ve başını kaldırıp "Bir kadına karı diyecek kadar aşağılama bir daha." Dedim ve adamın kafasını geriye itekleyip bıraktım.

Diğerleri üstüme gelecekleri sırada demir kapı büyük bir gürültü ile açılınca içinden mavi takım elbiseli ve arkasında bir sürü gardiyan olan adam çıktı. Adamların adımları bıçak gibi kesilirken takım elbiseli adam "Yine mi siz?" Dediği sırada arkasındaki gardiyanlara dönüp "Alın bunları, polise götürün." Dediğinde gardiyanlardan birkaçı yerde yatan ve diğerleri ise karşımda duran adamları bir arabaya bindirip buradan uzaklaştırdılar.

Takım elbiseli adama doğru yürüdüğümde elini uzatıp "Yunus Sönmez." Dedi. Elini sıktığımda "Sanem Özen." Dedim. Yunus Bey gülümseyerek elini içeri uzattı ve "Buyurun mahkumlar sizi bekliyor." Dediğinde telaşlansamda belli ettirmeden kafamı aşağı yukarı salladım. Demir kapıdan içeriye ilk adımı attığımda çok vakit kaybetmeden ikinciyi de attım. Yunus Bey önden giderken etrafa baka baka yürümeyi tercih ediyordum. Büyük bakçenin yeri yeşil değilde sarı çimlerle sarılıydı, yerlerde sigara, çöp, şişeler gibi birçok şey vardı. Büyük olan bahçeyi sadece pis şeyler sarıyordu.

Merdivenlerden yukarı çıkarken Yunus Bey'in kolunu tutup başının bana dönmesini sağladım. Bana sorgulayan gözler ile bakıyorken "İçeride tüm mahkumlar mı olacak yoksa sadece pişman olmayanlar mı?" Dedim. Yunus Bey "Tüm mahkumlar olacak Sanem Hanım. Saat kaçta geleceğinizi bilmiyorduk o yüzden pişman olamayanları ayrı bir yere koyamadık. Maalesef geldiğiniz saat kahvaltı saati." Dediğinde sesli bir şekilde yutkundum. Benim şansım da bu kadar olurdu zaten.

Yunus Bey ilerlemeye devam ettiğinde onunla birlikte hareket ettim. Demir parmaklı kapıyı oldukça sesli bir şekilde itip içeri girince kapının dışında kalıp kapıyı tuttum ve başımı kaldırıp etrafa baktım. O anda nutkum tutuldu çünkü tüm mahkumlar cidden buradaydı ve sayıları tahmin ettiğimden de daha fazlaydılar. Yunus Bey ellerini birbirlerine çarpıp "Mahkumlar, beni dinleyin!" Diye bağırınca kimse ona aldırış etmedi. Herkes birbirleriyle konuşup işleriyle ilgileniyorlardı.

Yunus Bey etrafına baktı sonra bir anda arkasını döndüğünde hala içeri girmemiş olan beni gördü. Sonra bana sıcak bir gülümsemeyle "Yanıma gelin Sanem Hanım, size bir şey yapamazlar." Dediğinde içeri girmeme sebebimi korkumdan olduğunu düşünüyordu ama uzaktan yakından alakası yoktu. Ben heyecanlandığım için hareket edememiştim.

Başımı sallayıp içeri girdim ve kapıyı arkamdan sessizce kapattım. O sırada bir anda sessizlik oluştu ve tüm mahkumlar ilk önce etrafa sonra bize doğru dönünce Yunus Bey'e dönüp "Ne oldu? Niye bir anda bize baktılar?" Diye sorduğumda bana yaklaşıp "Çünkü bu kapıyı şimdiye kadar kimse sessizce kapatmadı. Girenler dikkat çekmek için seslice açardı çıkanlar başlarına kötü bir şeyin geleceğini anlamaları için seslice kapatırdı. Şimdi kapı açılma sesini duydular fakat kapanma sesini duymadıkları için şaşırmaları normal." Dedi fısıldayarak.

Başımı sallayıp mahkumlara döndüğümde Yunus Bey sesini yükselterek beni gösterdi ve "Bu psikolog Sanem Özen. Kendisi buraya pişman olmayan mahkumlarla birebir konuşmaya geldi. Sizden istediğim..." Dediği sırada sözü bitmeden genç bir mahkum "Şuraya bakmayın, oraya bakmayın bla bla bla." Dedi ve sonrasında bana dönüp "Ben bu güzelliğe bakmazsam günahlarımda boğulurum." Dediğinde ifademi düz tutmaya çalışıyordum ama bu oldukça zordu.

Bir anda yaşlı bir mahkum "Ben fikrimi değiştiriyorum yaptığımdan pişman falan değilim." Dediğinde kaşlarım havalandı. Gözlerimi başka yere çevirdiğimde gördüğüm bir çift mavi gözde takılı kaldım, çekmek istiyordum çekemiyordum bakmak istiyordum olacaklardan korkuyordum. Hipnoz olmuş gibiydim. Kontrolüm bir anda elimden uçmuş gibiydi öyle ki birisi bana dokunsa yere bile düşebilirdim

Bir adım atacaktım ki önüme geçen beden ile o bedene çarptım. Hızla kafamı bedene kaldırdığımda Yunus Bey'i gördüm. Bana kesin bir ses tonu ile "O mahkum ile göz teması kurmayın, Sanem Hanım. İnsanları gözleriyle etkisi altına alabiliyor." Dediğinde hızla başımı salladım. Haklıydı, eğer önüme geçmeseydi ona doğru gidiyordum.

Yunus Bey elini koluma koyup "Gidelim artık." Dediğinde ona katılıp yürümeye başladım. Beni götürdüğü yere giderken yanımızdan geçen bir mahkum Yunus Bey görmeden cebime bir kağıt koydu. Çok takmadan Yunus Bey'i takip ettim ve mahkumların olduğu yerden uzaklaşıp daha çok gardiyanların olduğu yere gelmiştik. Yunus Bey elini çektiğinde "Burası görüşmelerin yapıldığı yer. Buralarda normalde arada cam olur ama sizde olmayacak sorun olur mu?" Dediğinde hızlı bir şekilde "Hayır." Dedim.

Gitgide ışığın azaldığı bir noktaya geldiğimizde bir kapıyı göstererek "İçeriye girip mahkumu bekleyin lütfen." Dediğinde başımı sallayıp içeri girdim. İçeride küçük dikdörtgen şeklinde bir masa vardı ve iki ucunda sandalyeler vardı. Uzak sandalyeye oturup bacak bacak üstüne attım ve aklıma gelen şey ile kaşlarımı çattım. Sedat Bey ve devletin söylediğine göre buraya hiçbir şey sokamazdım ama sokabilmiştim. Telefonum, çantam, paltom hepsi yanımdaydı.

Kapı açıldığında başımı kaldırıp gülümseyerek mahkumu karşılamak istedim fakat gördüğüm mahkum ile gülüşüm soldu. Beni gördüğünde kelepçeli ellerini kaldırdı ve sallayarak "Merhaba, sevgili kardeşim. Duydum ki kardeşini ziyaret etmeye gelmişsin bende çok saygılı birisi olduğum için seni kırmadım ve yanına geldim." Dedi. Karşıma oturduğunda "Evet, seni dinliyorum. Psikolog olmuşsun o zaman söyle bakalım; kardeşi tüm ailesini öldürdüğü halde kardeşinin suçunu üstlenip müebbet yiyen mahkumun öfkesi ve kırgınlığı nasıl gider? Seni dinliyorum." Dediğinde gözlerim dolmuştu.

Abim buradaydı. Karşımda oturuyordu ve bana hesap soruyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.