Karanlık, ürkütücüdür. Çoğu için böyledir. Ortamda az ışık varsa olur. Karanlık bir odaya giren bir birey (eğer dinlenmeyecekse ya da kasıtlı olarak karanlıkta kalmak istemiyorsa) önce odadaki aydınlatma kaynağını açar. Peki ya çevrede bir aydınlatma kaynağı yoksa? Her yer karanlıksa?
İşte tam olarak böyle bir karanlığa uyandı Z. Elleriyle gözlerini ovuşturdu. Hafifçe aralayabildiği gözleriyle elle tutulur bir şeyler görmeyi umut ediyordu. Ancak seçebildiği pek bir şey yoktu. Sanki her yer siyah pastel boyayla geçilen bir resim tablosu gibiydi. Bir anda başına güçlü bir ağrı saplandı. Ağrının etkisiyle sağ elini başına attı. Başından sıvı bir şeyin ellerine bulaştığını fark etti. Bu kan olmalıydı. Z’nin elleri titremeye başladı. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da düşünmeye çalışıyordu. Neler oluyordu? Olayı elbette ki çözecekti. Nerede olduğunu keşfedecek, içinde olduğu bu durumdan çıkacak ve eski hayatına kaldığı yerden devam edecekti. Eski hayat? Hangi eski hayat?
O kaos içerisindeyken derinlerden gelen bir ses duydu. Nefes almaya benzer bir ses…