İçeriğe geç

[ 1. Kitap ] Ak kurtlar BİR KRALİÇE'NİN DOĞUŞU

Bölüm 22 · 11 dk okuma

[ 1. Kitap ] Ak kurtlar BİR KRALİÇE'NİN DOĞUŞU

Bölüm 22

Litost

Sustukları zaman, daha çok şey anlatırlar bazı insanlar. Dostayeviski . . . Çatalımı salatalığa batırdım ve ağzıma attım. Bir kaç gündür normal bir şekilde yaptığım bir kahvaltıydı, çünkü bir haftadır adet görüyordum ve yataktan çıkmak işkence gibiydi. Acılı geçen bir süreçti benimki. Hiç anlamıyordum adet geçirip hiç acı çekmeyen kızları ben adet zamanları üç kez ölüp diriliyorum. Kime çıkıyor bu acısız reglı. Masada oturan dünya bana çayı uztıp "biraz daha iyi misin. Çaya şeker atmadım kaç gündür sabah, akşam sadece bademli çikolata yiyorsun kan şekerin dengelensin.'' diyip önüme çay koyup mutfağa gitti. Çayı alıp bir yudum alırken elis masanın diğer ucundan "oysa ben sana o kadar yemek yaptım ama sen naptın bademli çikolata yedin" diye trip atınca elise dönüm " sende sevmediğim tek şeyi yapıp duruyorsun elis. Ben onu yemeği bırak yanından geçmem" diyince elis kaşını çatıp "ya ıspanak ne yaptı sana senin onla düşmanlığın kuzey ve güney Korenin düşmanlığından beter. Yani söyle bu düşmanlık ne, ben ıspanak olsam bu denli nefret edilsem kendimi dünyadan silerdim." Derken içeri giren dünya " bu düşanlık değil, düşmalık kelimesine hakaret bu" elindeki patatesi masaya koyup yanımdaki sandalyeye oturtu. Önümden tabağımı allan dünya kabuğu soyulmuş yumurta koyarken bıkkın bir nefes verdim "siz karışmayın o konu benimle ıspanak arasında. Hem suç bende değil sizde biliyorsunuz sevmiyorum ne daha yapıyorsunuz" dediğimde dünya tabağımı tekrar önüme koyunca tabağıma baktım yağsız tuzsuz her şeyi yığmıştı önüme. Şu bir haftada neymiş adet sancısı azaltmanın bütün yollarını bende denediler. Elis bana dönüp "sana o kadar dedim ki eğer serumla ine vurulursan geçer diye ama sen nur dedin gökyüzü demedin. Sanki hiç vurdurmuyorsun görevlere giderken yanında taşıyorsun neden şimdi olmuyorsun anlamıyorum." Dediğinde dünya elise gülerken "ne... nuru ne gökyüzüsü elis doğrusu: nuh dedin peygamber demedin. Sana aldığım atasözü sözlüğünü okumuyor musun" diyince elis kaşını çatıp " dünya karıştıra bilirim bende insanım ya olabilir canım..." dünyadaki sabıra hayran kalıyorum. Her seferindede düzeltmesi beni benden alıyor.Dünya susup bana döndü "sen neden ine olmuyorsun hem elisin dediği operasyonlara giderken yanından ayırmıyorsun" derken merakla bana döndü tabağımdakileri yerken "bir şeye bağımlı kalmayı sevmem bu günler gibi evde kaldığım zamanlar kullamayı red ediyorum çünkü zaten ev rahat gerek yok. Ama operasyonlarda böyle bir şansım olmuyor" dediğimde dünya kafasını sallayıp önündeki tabaktan yemeğe başladı. Aslında bunu elise anlatmıştım ama o sıra dünya yoktu.Yemeğimi bittirdiğimde yeni beynim normalle dönüyordu masaya baktığımda " asaf nerde" diye sordum. Yeni fark ediyordum asaf yoktu. Dünya çatalını ağzına attığında "hastane açıldı ya işinin başına gitmiştir. Benim mesayim öğleden sonra başlıyor bu yüzden buradayım" diyince şaşkınlıkla "ne! zaman açıldı? Neden benim haberim yok" diye sorduğumda elis yemeğini bitirmiş kuru yemiş yerken "neye şaşırıcağımı bilemiyorum artık. Asafın kaç saatir olmamasına mı yoksa koskoca arkadaşlarının iş yeri olan hastanenin açıldığını yeni dumana mı" diye gülerken dünya bana bakıp "geçen perşembe açıldı senin reglının ikinci günü diyice şaşkınlıkla dünyayı dinliyordum.

Dünyaya yaklaşıp " benim nasıl haberim olmaz bundan" sonra arkama yaslanıp kendi kendime "bu bir haftada beynin nerde senin hera" kendi kendime hesap sorarken birden elis yediği uzun doğranmış salatalıklardan birini yüzüne sürerken diğerini yemerken "tatlı başta mantık kalmaz" dediğinde dünya ellerini açmış allahtan sabır istiyordu Hızla elise dönüp ağlamaklı çıkan sesle "tatlı, mantık ne elis doğrusu acıklı başta akıl olmaz. Senin yüzünden ata sözlerini unutucam yakında" diye bağrınca elis dünyaya sandece öpücük atıp " bu da benim sözüm olsun" yalandığı yerde ellerini kaldırıp "elis sözleri" demesiyle dünya gözünü devirip bana dönüp ellerini elise doğru uzatıp "bir şey demeyi düşünmüyor musun" diyince elimdeki saate bakıp "benim gitmem gerek işlerim var akşam görüşürüz" dediğimde dünya "benim akşam nöbetim var. Ama ararım seni sonra" diyip oda kalkıp kapıya doğru yürüyüp " bir saate hastanede olmam gerek ve ben daha hastane çantamı hazırlamadım bu yüzden see you later" diyip ayakkabılarını giyip çıkıp gitti.

Elise döndüğümde halla salatalığı yüzüne sürüyordu, ona baktığımı gören elis "ne salatalık yüze ışıltı veriyor ama bir dahakine buzlukta donan salatalığı süreyim hatırlat." Dediğinde kafamı salladım " onu demiyorum elis sen de mi gitsen. İşin gücün yok mu seninde? ve sakın buzluğuma salatalık koyma" diye uyardım.

Elis dudağını büzüp doğrulup bana baktı "ben sizin gibi işimi son dakikaya bırakmıyorum ben işlerimin hepsini geldiği gibi bitiriyorum yani şu önümüzdeki 6 saat boşum" diyince masayı gösterdi " sen git ben toplarım masayı" diyip tekrar kafasını geri atıp salatalığı yüzüne sünüce yüzümü buruşturup yukarı odama çıktım.

Üstümdeki kalın pjemalarımı çıkartıp uzun kollu, koyu yeşil boğazlı badi giyip üstüne bol beyaz, kısa kollu bir üst giydim altıma koyu mavi kot pantalon giyip kenarda duran askılı çantama telefonumu, gözlük ve cüzdanımı koydum. Saçlarımı örüp topuz yaptım üstüne şapka taktım.

Tekrar aşağı inip mutfağa gittim o sıra elis masadan kalkıp american mutfaktan olan salondan hızla açık tezgahtan sarkıp " bu güzelikte ne böyle. Çabuk söyle heraya naptın" diye elini silah yapıp bana tutunca bıkkın bir nefes verip " her zamanki halim elis'' diyip dolaptan bademli çikolata alıp çantama koydum.

Elisi fazla umursamadan kapıya yürüyüp ayakkabılarımı giyerken"bir kaç saate gelirim istediğin bir şey var mı" diye sorduğumda koşarak dış kapıya koşup yanıma gelen elis "kime süslendin" dediğinde kapıyı suratına kapatıp bahçeden geçip motoruma ilerledim.

Motorumu çalıştırıp askeriyeye gitmeye başladım. Askeriyenin kapısına geldiğimde motorumu kenara park edip kapıdan girdiğimde kapıda benden düşük rütbeli nöbetçiler ufak bir baş selamı verdi bana bende selamlarını alıp askeriye bahçesine doğru gittim.

Buraya gelmemin nedeni binbaşı başar komutanım içindi. Kızı 8 aydır kayıp yani 9. Aya giricekti bir kaç gün sonra ve kızının ne diri nede ölü bir şekilde bulamamıştı. Aslında görevlere gitmeden önce hep sorardım kızını ama şu ak kurtlardan beri hiç fırsatım olmamıştı sormaya bu yüzden gelip nasıl olduğunu sormam gerekiyordu, başar komutanın istediği bir şeyler olup olmadığını sorucaktım ayıp olmasın.

Aslında başar komutan abimlerin eğitmeniydi ve bana çok yardımı dokundu en azından hatırını sormam gerekirdi. Zavallı adam kızına çok değer verirdi ama şimdi kızının nefes aldığını bilmemesi ona nasıl işkence veriyordur kim bilir.

Yürürken birden sırtıma atlayan kişiyle dengemi kaybedip ikimizde yere yapıştık. Kafamı çevirdiğimde gördüğüm yüzle derin bir nefes verip "kafayı mı yedin yaren" dediğimde yerden doğrulup bana bakıp gülen kahverengli saçlı, mavi gözlü, kız emekleyip yanıma gelip "hera bir buçuk aylık görevden geldim seni nasıl özledim ama görüyorum da sen beni hiç özlememişsin" dedi ellerini bir birine bağlayıp dudağını büzen yarenin bu haline tebesüm ettim.

Yareni kendime çekip "özledim. Özlemez olur muyum ama üstüme atlamasaydın daha iyi olurdu." Dediğimde yarenle ayağa kalktık. Yaren benimle aynı koğuşta kalmıştı ve harika bir koğuş arkadaşıydı onunla eğitimim hep beraber olmuştu ve yarenin benden daha atletik olduğunu inkar edemezdim. Yareni severdim iyi bir arkadaştı.

Yaren kollarını bağlayıp "seni görmeyi beklemiyordum." Dediğinde alayla gülüp "nedenki yoksa haberim olmadan askeriyeden mi atıldım" dedim gülerken yaren kaşını kaldırıp "kutay komutanla tartışmısın. Bende imzalanıcak evrakları bitirdikten sonra yaşayıp yaşamadığını konturol etmek için evine gelicektim ama görüyorum da, iyi olucak hastanın ayağına doktor gelirmiş" dedi kenardaki banka yürürken nefes verip "lütfen daha fazla ata sözü duymak istemiyorum." Dedim bıkın bir şekilde yaren anlamaz gözlerle bana baktı "neden ata sözleriyle alıp veremediğin ne var" diye sorunca hiç bir şey demeden omzunu indirip kaldırdım "sadece artık duymaya tahamül edemiyorum. Sorgulama". Ne diyim ki şimdi kıza.

Oturduğumuzda yaren bana görevde yaşadığı şeyleri anlatırken ben de onu dinliyordum. "Kendi rekorumu kendim kırdım 26 gün boyunca hiç kımıldamadan kayaların dibinde buz gibi taşlarım arasında durdum" dediğinde kafamı aşağı yukarı salladım "inanılmazsın yaren her zamanki gibi" demekle yetindim.

Yaren kafasını geri çekip beni süzüp "bu şıklıkta ne böyle" diyince gözlerimi yarenden çekip üstümde gezdirip "niye ki ne var her zamanki halim."dediğinde kafasını sallayan yaren "yok bu gün bir başka olmuşsun yoksa özel biri için mi" dediğinde kaşımı çatıp "neden herkez önceden maymun gibi giyiniyormuşum gibi davranıyor." Dedim sinirle yaren biraz yanıma yaklaşıp "sen benim soruma cevap ver. Biri mi var" dediğinde yanıma yaklaşan yareni ittip uzaklaştım "yok! Yaren ne saçmalıyorsun zaten işlerim başımdan aşkın bir de senin saçma konularınla uğraşamam." Bir kaç gündür özel günümde olduğum için evdeki herkez çok anlayışlı davranıyordu bana bu yüzden kimseye kızamıyordum ama şimdi yarene bir haftanın sinirini boşalta bilirdim.

Yaren gözlerini kocaman açıp ellerini teslim oluyormuş gibi kaldırım gülerken "tamam hera sakin" diyince etrafı konturol edip yanıma tekrar yaklaşıp "bil bakalım seni görevden gelir gelmez kim sordu" etrafı konturol eden yarene "sen mi sordun" diyerek ayağa kalkıp L şeklinde yan yana birleşik dizilen iki katlı binalara doğru ilerlemeye başladım. Arkamdan gelen yaren bana yetişmeyi başarmıştı.

Yarenle ilerlerken "bilemedin" uzun süredir konuşmadan yürüdüğmüz için yerene anlamamış gibi bakıp kafamı ne der gibi sallayınca gülen yaren beni durdurup "görevden geldiğimizde bizim ekibin baş komutanı, yaman senin tatile ayrıldığını duyduğundaki yüz ifadesini keşke çekseydim" dediğinde yarene nasıl baktıysam gülen yaren bana baktıkça daha çok gülüyordu "nasıl oldu? Beni mi sordu yoksa orda konuşulurken mi duydu" dediğimde yaren "yarısını kendisi sordu diğer yarısını konuşulurken duydu çok acayip. Yani seni göremeyicek diye ödü kopmuş gibiydi. Tabi bu benim düşüncem gerçekten böyle düşünüyorsa onun sorunu" diyip kendini aradan çıkarmaya çalışan yarene "sen yine işine geleni öyle anlıyorsun ama lütfen... Bunu birilerin yanında konuşma" dediğinde gülen yaren "çok geç her yerde bu konuşuluyor" dediğinde yarene dönüp "nasıl ne kadar saçma ya adam bir sormuş hemen dedikodu çıkak ne demek ya" dediğimde yaren omuzumu okşayıp "hera biraz abartım sadece bir yerde konuşuluyor oda bizim tim merak etme fazla yayılmaz" dediğinde gülümsedim.

Yarenin yanından ayrılıp binalara doğru yürüdüm en sonunda istediğim yere varınca boğazımı temizleyip derin bir nefes alıp, kapıyı çaldım içerden bir süre ses gelmesini bekleyip en sonunda "gir" sesini duyunca kapının kolunu çevirip açtım içeri girince karşıda duran meşe ağacından yapılmış masanın hemen yanında ellerini bağlamış bir şekilde yorgunca oturan 50li yaşlarındaki adam bana bakıyordu.

Kapıyı kapatıp ''müsait misiniz komutanım" dediğimde karşımda oturan adam kafasını kaldırıp yorgun bir nefes verip bana bakmak için kafasını kaldırıp bana bakınca sırtını dikleştirip "hera... tabi buyur gel'' şaşın çıkan sesini fark etmemek mümkün değildi.

Elini masanın karşısındaki koltuğa uzatıp oturmam için izin verince oturdum. Başar komutanın bu çökmüş halini ilk kez bu kadar kötü görüyordum, kızı kaybolalı bir çok kez başar komutanımla aramalara katıldım ve çok kez konuştum ama ilk kez kendini bu kadar yıkık görmüştüm.

Gözleri kızarmış ve hemen altındaki göz kapağı altı şişmişti, yüzü zayıflıktan içe çökmüştü. Tek kelimeyle yıpranmıştı.

Boğazımı temizleyip "bir gelişme var mı" diye sorduğumda yorgun gözleri aslında her şeyi anlatıyordu ellili yaşlarında olan komutanım yaşlılığın verdiği bir bıkmışlık vardı üstünde yada bu yaşlılığın değil de dertlerinin verdiği bir yükün bıkkınlığı vardı.

Kafasını olumsuzca sallayan başar komutanım kendini toparlamak için masanın üstündeki suyu bardağa doldurup içti ardından tekrar bana dönüp "halim için kusura bakma hera seni beklemiyordum şaşkınlığım seni beklemememden kaynaklanıyor" dediğinde kafamı eyip gülümsedjm "sanırım burda abimle olan kavgam her yerde duyulmuş beni gören elmas bulmuş gibi tepki veriyor" dediğinde sudan bir yudum alan başar komutanım "çünkü kutaya kafa tutucak kadar kafayı yemeni kimse beklemiyordu hem bu kaçıncı olmasını kimse normal karşılamıyor bir türlü" dediğinde öksürünce boğazını temizledi.

Gülen yüzüm aklıma gelen şeyle soldu "bir haber yok mu hala" değimde kafasını geri atıp bir süre durdu sonra bana tekrar dönüp "yok... yok hiç bir iz bulamadık. Sanki gök yüzünde bir bulut oldu varlığını çok yakın hissediyorum ama kendisi yok" diyince bu sefer daha şiddetli öksürmeye başlayan komutanım bir babanın en büyük çağresizliğini bütün bünyesinde hissediyordu.

Önümde duran mini masadan peçete alıp komutana uzattım, uzattığım rulodan bir parça alan komutana bakarken "iyi değilsiniz isterseniz bir doktora görünün" dediğimde alaycı bir şekilde gülen yaşlı adama baktım. Gülüşünde bile içindeki yangını gösteriyordu.

"Beni tedavi edecek bir Allahın kulu var o da kızım ama o da 8 aydır yok." Derin bir nefes çekip "kızım yok hera... Bu ne demek bilemesin hera insanın içine koyup saklamak istediğim kızımın şu an nerde ne durumda olduğunu bilmiyorum, önceden saçının telline zarar gelmesin istediğim kızımın şu an yaşıyor en kötü nefes aldığını bilmek istiyorum hera bunun ne demek olduğunu bilir misin?" Dedi.

Çaresizce önümde haykıran adama baktım dudağımı hafifçe büküp "bilmem ben evlat acısı çekmedim ama kızınızın şu an yerinde kendimi koyuarsam beni böyle düşünen bir babam olması beni hayata biraz daha bağlardı doğrusu. Sizin gibi bir babayla kim mutlu olmaz ki" diye sorunca komutanım mimiklerini bile oynatmadan duruyordu ve bu bir şey aklına gelmiş gibiydi.

"Seni istemediğin bir şeye zorlasa bile mi?" Diyince "siz harika bir insansınız komutanım" dediğimde duvara bakan gözleri beni bulunca "evet harika bir insanım kurtardığım insanların gözünde, yetiştirduğim askerlerin gözümde... harika bir insanım ama berbat bir babayım" kendinden nefret eder gibi tükürürcesine söylediğinde kendinden ne kadar tiksindiği belli ediyordu.

Bir şey dememe izin vermeden "kızım benden nefret ediyor" dedi sadece. Bunun nedeni biliyordum kızınını istemediği bir adamla nişanladı hemde kızının sevdiği birinin olmasına rağmen. Teyzelerimin dediğine göre komutanımı dolduran kişinin karısı olduğunu söylüyorlar zengin bir adamla evlendirmek isteyen annesi kızını zorlayan annesi olmuş ama komutanı zorlayan karısı yüzünden en büyük kızını evlendirmeye çalışmış bu yüzden kendini suçlu hissettiği belliydi.

Gülümseyip "bunu kızınıdan mı duydunuz mu?" Diye sorduğumda "demesine gerek mi kaldı baksana gitti ve artık yüzümüzü görmek istemiyor" dediğinde güldüm "bunu kızınızı bulduğunuzda kendiniz sorun komutanım kızınıza" dediğimde ayağa kalktım "sizide bu kadar işinizin gücünüzün arasında yordum kusura bakmayın" izin isteyip çıkmak için birkaç adım attığımda "galiba kutaya kafa tutan tek kişinin neden sen olduğunu anladım" dediğinde merakla ona bakıp "niyeymiş" diye sorduğumda

"Sana hayran kalmamak elde değil. Kutay seni kaybedicek kadar kafayı yemediği belli. Senin bu sivri dilin ve insanları kendine aynı sinekleri çeken bir ışık gibisin." Dediğinde gülümseyip kapıyı açıp çıktım.Çıktığımda havadan derin bir nefes alıp bulutlu havaya baktım güneş bulatlara rağmen hala kendini belli ediyordu. Etrafta öğlen olduğu için fazla kişi yoktu boş bahçeden geçerken çantamdan telefon çıkartıp arama yerine bastım ve telefon başta çaldı sonra tanıdık ses duyunca yürümeye başladım.

"Alo hera ne oldu" diyince asafın telaşlı sesine sakin bir sesle cevap verdim "ne zaman mesayin bitiyor seninle çok eylenceli bir yere gidicez yakışıklım" dediğimde asaf " nereye" sorduğu soruya sadece "en sevdiğin iki kadının olduğu eve" yani teyzelerime. Askeriyeden çıkıp motoruma doğru yürümeye başladım....

. . .

Umarım beyenirsiniz.

Bu bölümde en çok neyi merak ettiniz umarım diğee bölmümleri seversiniz.

Litost; Bir kişinin kendi perişanlığını görerek, aniden acı çekmeğe başladığı durum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.