
Gözler kördür. İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçekleri görür.
Küçük pres ❤
. . .
.
İlk defa susuyordum.
Hayır beyin felci geçirmedim yada dilimi yutmadım. Sadece yalan söylemek istemiyordum, artık boğazıma kadar yalan dolmuştu her yerim, acınası durumdayım biliyorum. Ama ben buyum sevdiklerimi tehlikeden uzak tutmak isterken, onları tehlikenin merkezine koyan biriydim.
Ama her şeyi düzelte bilirdim. Belki bir kaç yalan daha her şeyi düzelte bilirdi yada kafamdaki senaryolardan birini uygulaya bilirdik, anlamazlardı belki dimi, anlamazlar belki, anlamazlar...
Anlarlar. İlk defa ne yapıcağımı kestiremiyordum. Onlar olmazdı, onlar burda olmamalılardı...
Elisle göz göze geldiğimde artık her şeyin bittiğini anladım. Elis abime bunu diyicekti ve bütün çabalarım boşa çıkıcaktı.
Hızla tutunduğum yerden merdivenlere yöneldim, koşar adımlarla koca kapının oraya koştum. Onlara yaklaştığımda dünya ve elisi arkadan tutan yağıza sinirle "bırak onları.!" Uyarı dolu söylediğim şeyle yağız ilk bana sonra arkamdan gelen kişiye baktı ve bıraktı. Dünya korkardı böyle şeylerden yağızın bu hareketiyle şu an konuşamadığı kesindi.Yanlarına vardığımda dünya çoktan elise sarılmıştı ve olabildiğince arkasına girmişti küçük bir çocuk gibi. Benden mi korkmuştu.
Elis gözlerini kısmıştı tam bir şey diyicektim elis " gerçekten mi hera. Ak kurtlar mı?!" dediğinde kalbimin üstüne oturan öküzü kaldırmaya çalışıken zorlanmaya başlamıştım. Boğazımı temizlemeye çalışarak "nasıl... nasıl anladın" dediğimde elis gözünü açarak "hera!" Diyerek elini kapının karşısında merdivenlerin üstündeki kocaman ama gerçekten kocaman beyaz dağın üstünde uluyan kurt tablosunu gösterek "buranın ak kurtların olduğunu anlamamak için özürlü olman gerekir'' dediğinde sesi gerçekten sinirli çıkıyordu.
Kafamı tablodan çekerek "hayır onu demiyorum. Nasıl ak kurtlara katıldığımı anladınız, yani nasıl beni buldunuz..." kelimeler artık ağazımdan çıkmakta zorlanıyordu, benim ne demek istediğimi anlayan elis tutuğu nefesini verip çantasından çıkardığı iki kağdı bana uzattı " evime moda günlükleri için geldiğinde oturduğun kanepenin üstünde unutmuşsum. İkinci mektupu posta kapımın içinde buldum, kimden geldiği yazmıyor ayrıca telefonunda takip cihazı yüklü" dediğinde kafama sertce vurdum. Elimdeki kağıt ak kurtların bana ulaşmak istediğini yazan kağıttı ve bu kağdı elise moda günlüklerine yardım etmek için gittiğimde düşürmüştüm ve hiç bir şekilde unuttuğumu hissetmedim. Tam bir sallaktım. Bu yüzden benim gittiğim yerde bulamadılar çünkü ilk görevimde telefonumu evde unutmuştum . Benim tuafıma giden ikinci bir kağıt mı vardı. Biri benim ak kurtlara katıldığımı arkadaşlarıma söylemek istemiş ama bilmediği onların önceden bilmesi. Elis cevap beklerken ne diyeceğimi bilemez bir şekilde kıvranırken, birden elimdeki kağıdı çekip alan kişiye döndüm. Atlas daha yeni elimde olan kağıdı okurken kaşları çatıldı, sonra kısa bir an bana baktı sonra kağıdı elinin içinde ezdi. Atlasın okuduktan sonra baş ve işaret parmağını burnunun direğine koydu. O mektup atlası sinirlendirmiş olmalı. Atlas baktığımı görünce kafasını salladı bunun anlamı 'sonra konuşuruz' anlamına geliyordu, zaten şu an bunandan daha önemli konumuz vardı elis ve dünya karşımdaydı.
Elis açıklama ister gibi boğazını temizleyince yutkundum ne diyeceğimin net olmasına rağmen neden ağazımdan tek kelime çıkmıyordu. Ellerim kapının önünde yüzüme gelen rüzgar yüzünden mi yoksa tedirginlikten mi bilmem ama titremeye başladı.
Yanımda duran atlas bunu fark etmiş olmalı bir adım öne çıkıp "kızlar böldüğüm için üzgünüm ama konuşmayı içerde yapalım ki daha rahat ve anlaşılır olsun deyil mi'' diyince elis ona bakarken birden bana dönek bir şey aklına gelmiş gibiydi daha yeni arkadan onu tutan yağıza dönüp onu sonra alexi gösterip "bunların hepsi hastanede gördüğümüz kişiler " bana söylediğinin ardından kendini sonunda yaşadığını belli eden dünya yanlarında duran yağıza sonra alexe dönüp baktı en sonunda kendinden katca büyük olan atlasa baktı. Kaşını kaldı galiba o da yeni anlamıştı.
Elise merdivenleri göstererk "gidelim mi" dedim elis kaşlarını indirip yüzü buz gibi durunca "nereye gidiceğimizi göster" dediğinde dünyanın elinden tutup ilerlemeye başladı. Tıpkı annesini gibi tutmuştu dünyayı. Arkasından hızla bende gittim "şurdan" dedim ve birlikle ilerledik. Daha yeni çıktığımız toplantı odasından yeniden girdiğimizde elis bana dönüp " öldürmesin deyil mi bizi bu kadar gettirtin buraya kadar" dediğinde elise " aşk olsun. Ben öyle biri miyim" dediğimde elis omzunu indirip kaldırdı " bilmem artık en yakın arkadaşımı tanıyamıyorum." Dediğinde dünya eliyle kendini de göstererek 'bende' der gibi yaptı, yazık o da korktuğu için ağaızı kilitlendi konuşamıyordu. Birazdan ilacını alırdı.
Toplantı masasına oturduğumuzda masada umay ve uğur şaşkınca yeni gelen kişilere bakıyordu. Umay büyük ve ince tabletinde bir şeyler yazarken uğur masanın üstündeki icat parçasında bir şeyler inceliyordu. Önlerine oturduğumuzda ikiside işini bırakıp bize bakıyordu. Elis masadaki uğuru gösterek " bu da vardı dimi hastanede" diyince uğur bocalamış bir şekilde " noluyor burda" diyince umay umursamaz bir şekilde " sırayla herkezi getiriyor. Arkadaşlarıda kendisi gibi." dedi tekrar tabletine dönüp bir şeyler yaparken. Bu kız neden hala burda gitsin atölesine bir şeyler icat etsin yoksa bütün sinirimi sarı saçlarını yolmamla çıkıcak. İçeri giren atlas ve gizem bütün dikkatleri kendilerine çektiler. Atlas da her zamanki baş kısım, benim yanıma oturdu. Gizem masanın diğer başına oturdu. Elis gizemin rahat tavırlarına sinirlenmiş olucak bana dönüp " baya iyi sinema çevirmişsiniz bizeşununla! Tavsiye derim yakında oyunculuk sektörüne geç. Yani tanıdığım oyuncular var onlara sorarım seni oynatıcak bir filim buluruz" dediğinde gözümü devirdim bir kere ben küçükken astoronot olmak istiyordum yapa biliyorsa beni uzaya göndersin, yapamıyorsa aslerlikten devam.
Dünya elisle ortamıza oturmuştu ve birden beni dürtmesiyle ona döndüm ne olduğunu sorduğumda masadaki suyu işaret edince çantasından çıkardığı haplarını görünce hemen masanın ucundaki surahiye uzanıcakken uğur bana verdi bende hemen bardağa doldurup dünyaya verince ilaçlarını almaya başladı. Bu haliyle benimle küs olmadığını ve benimle konuştuğunu gösteriyordu.
Elis " artık anlatır mısın lütfen! Neden ak kurtlara katıldın ve neden posta kutumda ak kurtlara katılmanla ilgili, seni ispiyonlayan bir mektup var." Dediğinde karşımdaki umay birden "sizin bu iğreç hallerinizi dinleyemem. Yener gel benimle" dediğinde başta icatı getiren yakışıklı adam umayın arkasından odadan çıkınca ardından uğurda "izninizle. Kusura bakmayın kardeşim adına özür dilerim" diyip gitti. Uğura çok üzülüyorum kardeşiyle uğraşmak zor olmalı.
Elis hafifçe masaya vurup " evet seni dinliyorum" dediğinde içime nefes çekip "Ben annemin katilini bulmaya geldim'' diye lafa girince elis " onu mektuptan anlıyoruz" dediğinde kaşımı çatarak " o zaman ne bilmek, duymak istiyorsun!" dediğinde elis sinirle " neden bize bir şey demedin. Annenin katilini bulunca ne yapabilirsin olanla bitene çare bulunmaz annen öldü." Diye sorunca bu sefer ben sinirle "deseydim direk abime yetiştir dimi, annemin katilini bulunca ona napıcağım bende kalsın. Ayrıca annem ölmedi, öldürüldü" bu ikisi arasında çok fazla fark vardı ama bunu anlamayacaklar asla.
Elis ağızı açık kalmıştı ve kafasını sallayarak " beni gerçekten böyle mi görüyorsun ispiyoncu biri olarak sana yardım edicek arkadaşın yerine, kutayın gözüne girecek muhteşem sevgilisi olarak mı görüyorsun beni" sesi gerçekten kırgın çıkmıştı ama böyle düşündüğüm için beni suçlayamazdı. O her zaman iyi bir sevgili oldu ve kutay abimi üzülmesi yerine beni söylemesi daha mantıklı gelmişti o sıra.
Dünya beni dürterek " elise haksızlık ediyorsun. O öğrendiğinde kutay abiye söyleyicek çok vakti vardı ama susmayı seçti. Seni korumak için, senin dışarı çıkanı engellemeye çalıştı, sonra sana bir şey oldu sanıp bütün gün senin için endişelenip sana ulaşmaya çalıştı." Dediğinde gözüyle gizeme baktı "Ve onun yani gizemin evine gitme nedeni senin yalanını ortaya çıkarmak değildi, seni yanından ayırmak istemeyişi" dediğinde elimi tutu sonra elise dönerek masadaki onunda elini tutarak benim elimin üstüne koydu "lütfen daha fazla kavga etmeyin" dediğinde elise baktım gerçekten beni yanından ayırmasına yada, beni konturol etmesine gerek yotu benim peşimden ayrılmamasına ihtiyacım yoktu.
Elise dönüp " beni korumana ihtiyacım yok. Sen buraya gelerek kendini tehlikeye attın ya başına bir şey gelseydi o zaman ne olurdu biliyor musun" dediğimde elis çocuk gibi omzunu indirip kaldırdı " umrumda mı. Onunla gidince korktum" diyince gülümsedim " bir daha böyle kendini tehlikeye atıcak bir şey yapma" dediğimde elis gülerek "söz veremem ama denerim" diyince kafamı salladım. O sıra dünya elini ikimizin elinin üstüne koyarak " bende tehlikeden uzak durayım mı" diyince güldüm. Yanağını sıkıp " sende dur. Yer elması" dedim. Sonunda tatlıya bağlanmasını sevindim.
Birden gizem karşıdaki masanaya geçerkek " ben o muyum pü o kadar sohbetimiz oldu ayıp, ayıp kalbimi kırdınız'' dediğinde ellerini bir birine bağlayıp '' oysa ben size kahve bile yapmıştım hemde kendi tarifim olan böğürtlenli olandan" dediğinde elis kaşını çatıp " ne bilelim gizem gerçek ismin olduğunu yoksa der miyiz'' diyince elis, dünya " gizem herayı siyah aracın içine koyunca sana öyle şeyler dedi ki, ben sana saymaya çalışsam şu an 7 ferman gerekicek. Yani şunla fazla muhabette girme bence sana şey damgası yaptı resmen." Diyince gizem kocaman açmış gözlerle "sormaya korkuyorum ama ney damgası" diyince dünya hızla " oro-" diyince elis dünyanın ağızını kapatınca" oto tamirci, hani araba çok güzeldi. Ondan" elis çok iyi U dönüşü yapıyor. Gizem ayağa kalkıp " elis gözüme artık fazla görünme çünkü feci küstüm" dediğinde elini alnına koyarak ağlamış gibi yaptı sonra kendini oturduğu sandalyeye yaslayarak fenalaşıyor gibi yaptı, bayıl feriha demek vardı ama elis sağ olsun kıza onuda demiştir. Gizem " ben gidiyorum emir geldi ama sonra görüşücez elis senle. Dönüşüm muhteşem olucak." diyip gitti odadan. Kulağındaki kulaklıktan gelen emir yüzünden gidince dünya ve ben aynı anda elise baktık elis elini dünyanın ağazından çekip "hiç öyle bakmayın korkunca küfür ediyorum" diyince kafamı salladım. Gizemin tersini hiç merak etmiyordum.
Atlasın bizim sohbetimiz aramızdan geçip, bize seslenince ona döndüm. " buradan gidince tehlikede olmayacaksınız sizi temin ederim ki başınıza bir şey gelmicek. Ve istediğiniz zaman buraya gelebilirsiniz" diyince dünya ve elisin güvende olucağını söyledi ama bir de buraya gelebiliceğini söyleyince kaşımı çatarak " hayır buraya bir daha gelmeyecekler" diyince elis, elinin altındaki elimi cimcikleyerk "ne demek o,gelicez buraya tabi ki! Seni buraya yanlız mı göndericez" dediğinde tartışmaya başladık. Allahım al beni yarabim çünkü birazdan 4. Dünya savaşı çıkıcaktı. Elis bana kızarken dünya önündeki icadı incelemeye başladı. Ama atlas bu gelme, kalama konusu ondan çıkmıştı ben bu adamı bir gün feci halde dövücektim.
İçeri ani bir hızla giren Alexle kavgamız yarım kalmıştı ikimizde susmuştuk alex atlasa baktığında bende atlasa baktım noluyordu. Lütfen benim düşündüğüm olmasın. Tek isteğim şu an onun olmaması. Yemin ederim konunun benimle ilgili olduğuyla ama kanıtlayamam. Atlas bana dönünce evet artık emindim, bu adamın işide zor benimle uğramakta zor.
Atlasa bakarken birden gizemin sesiyle kapıya döndüm. Kapının eşiğinden bize bakıyordu. Gizemin neşeli yüzüyle bir haltlar olduğunu kanıtlıyordu. Alex içeri girdiğinde elini yüzüne koyup sabır çektiğini görünce gizemden bıktığını anladım. Gizemin çocuksu hallerinde ne yapıcağı asla belli olmuyordu.
Gizemin sesiyle ona döndüm "Size küçük bir hediyem var. Ama bak kıymetimi bilin hediye paketi bile yaptım. Elis bu hediye dünyanın senin değil yanlış anlaşılmasın " dedi sitemli bir sesle. Dünya ile göz göze geldim. Ben elisin olur diye düşündüm aslında bir pompalı tüfek falan ama dünyanınsa o kadar kötü bir şey beklemiyordum.
Gizem bize doğru bir adım atıp yandan zorla çektiği ağır bir şeyle içeri girince gördüğüm manzarayla hepimiz aynı ayağa kalkıp gizeme doğru bir adım attık. Ya ben biliyordum valla ya sinirim çok bozuk şu an yüzümü ellerimi kapatıp bu manzarayı görmek istemiyordum. Elis gülüyordu dünya ise korkuyla duruyordu. Ben mi napıyordum utançtan hiç bir yere bakamıyordum. Ama ben biliyordum bunun başıma geliceğini.
Ne mi olmuştu gizem sağ olsun. Et dürüm sarar gibi halıya asafı sarmış ve kafasına taktığı pembe kurdeleli bandana ile saçını süslemişti kulağının arkasına bahçeseki mor çiçeklerden bir tane takmıştı. Koca adamı kaykayın üstüne koyup getiriyordu bize. Gerçekten bu gün herkez herayı öldürelim utançtan derdinde. Başta kariayla telefon konuşması sonra dünya ve Elis şimdi ise asaf bıktım artık. Allahım bu alma işini biraz daha hızlı yapalım nolur yarabim.
Gizem bize getirince yere attı asafı "buyrun, buyrun çekinmeyin alın dünyacım kendi abinmiş gibi lütfen" dediğinde dünya ve Elis öne gidip yerdeki asafı hediye paketi gibi açmaya başladılar. Ben artık dayanamıyorum bayılcam, hayır utançtan değil ellimi o kadar yüzüme koydum ki hava giremedi beynime.
Birden kulağımın arkasından gülme sesi geldi elimi yüzümden çekmeden kenardan baktığımda atlas kulağıma yaklaşmış gülüyordu gözümü devirdim. Aslında utangaç biri değilim ama bu olanlar benim bile dayanamayacağım bir şeydi. Gülmeye devam eden atlasa " ne gülüyon ouokka gibi" dediğimde yüzünü geri çekip şaşkınca "küfür mü ettin. O ne " dediğinde yüzümü buruşturdum " nasıl bilmesin dünyanın en tatlı hayvanı. Git biraz kitap oku" dediğimde elimden yüzümü çekip ona baktım. Nasıl bilmez o hayvanı ben küçüklüğümden beri o hayvana hastayım keşke bir kere görsem. Çok tatlı gülüyor, yanaklarını ısırırdım ben onun.
Atlasla ouokka'yu bilmediği için üç saat kavga edebilirdim ama yerde yatan asafa yardım etmek daha çekici geldi ve asafı kaldırıp bir sandalyeye oturtuk. Biraz kendine gelmesini bekledik ve sonunda konuşmaya başlayınca, dediğine göre elis ve dünya arabadan 'gizem gilde bizde kalıcaz' diyip indiğinde şüpelenmiş ve onların arkasından gitmiş ama apartmana girmeden taksiye binip gidince onları takip etmiş ve buraya kadar gelmiş. Ne güzel herkesi çağrın. Teyzelerimi unutmuşsunuz ayıp oldu semira teyzem bayılır zaten böyle entirika işlerineAsaf kafasını tutarak " neden kafama vurdun gizem" diyince gizem gülümseyip " kişisel algılama birilerine sinirlendim, sinirim de sende çıktı yoksa öylesine bir sebep yok." Diyince asaf kaşını kaldırarak " ha öyle desene bende bir şey oldu sandım. O zaman iyi yapmısın, ama kızdım neden iki tanede sırtımda kırsaydın odun neyse ama bir dahakine bekliyorum" dediğinde gizem ciddi ciddi kafasını sallayıp " tamam" diyince asaf gizeme "ben boks torbası mıyım gizem sinirini benden çıkartıyon, birde 'tamam' diyorsun" diyince dünya abisinin kafasına buz koyaraken fazla bastırınca " dünya tamam sende geç" diyince dünya abisinin yanına geçip "bir sorun yok,,merak etme" diyince asaf dünyaya teşekür edince.Asaf üçümüze burda naptığımızı sorunca mecbur ona da her şeyi anlattım napayım şimdi elis gile anlatıp asafa anlatmasam küser hem bu olanları nasıl çevirip yalan söylicem bilmiyorum.Asaf herşeyi öğrenince ilk elisin yaptığı gibi beni bu işten vaz geçirmeye çalıştı ama benim bu yoldan dönmiyeceğimi anladığında kabullendi. "Peki ama bir şartla buraya gelle bilirsin" ne şartı ya iki saattir götünden bir şeyler uydurup beni kabul ettirmeye çalışıyordu."Ne şartı bu " dediğimde kendisiyle beraber elis ve dünyayı göstererk "buraya her geldiğinde aramızdan biri seninle gelicek ve sen eve dönene kadar burda durucak" dediğinde kafamı hayır anlamında salladım "olmaz benim işlerim uzun sürüyor hem buraya gelmenizi istemiyorum" dediğimde asaf ellerini açıp " peki sen nasıl istersen. Abin seni buraya geldiğini bilse ne der sence " dediğinde kaşımı çattım. Eline telefonu alıp açtı '' şıkları alayım A) şıkkı herayı bir daha yanından ayırmayıp dünyasını zehir eder diyenler." Dediğinde dünya elini kaldırdı sadece. Vay hayinAsaf kafasını sallayıp "peki. B) şıkkı herayı işkence çektirir gibi antereman yaptırır diyenler" değinde tuaf şekilde gizem kaldırdı. Yay havle vela kuvvete uğraştığımız şeylere bak. Asaf gizemi göstererk "harika . C) şıkkı hepsi artı ölüm" dediğinde herkez elini kaldırınca odadakilere baktım size tek sorum alexi ve atlası nasıl ikna ettiniz.Oflaya oflaya " tamam ama görevlerde uzun işlerde bir süre sonra gidiceksiniz. Anlaştık mı. Bir de ikide bir beni abimlerle tehtih edeyim deme seni yakarım." dediğimde asaf elimi tutarak " tamam" dediğinde anlaştık ve abimlere bir şey demicekleri için ,içim az da olsa rahatlamıştı.Asaf dünya ve Elis ayaklandıklarında ben yerimden kımıldamadım, asaf "hadi hera kalkalım, anca gideriz" dediğinde oturduğum yere yaslandım , ellerimi bir birine bağlayıp " siz gidin benim işim var" dediğimde bir süre bir şey demediler sonra asaf "peki hangimiz kalalım dediğinde ona dönüp "hiç biriniz burda kalmayacak" dediğimde asaf kaşını çatarak elini göstererk " ama daha yeni el sıkıştık anlaştık" dediğinde ona dönerek "evet anlaştık ve ben sözümün arkasındayım hala ama herkez bilir ki bir anlaşma yapıldıktan sonra saat 12 den sonra kurallar başlar yani seninle anlaşmamızın başlamasına yedi saatimiz var" dedim asaf bocalamış bir şekilde " bu bilgiyi nereden biliyorsun. Yada nerede yazıyor bu kural" dediğinde sadece gülümsedim. Bu bilgiyi nereden biliyorsun abi. Dön benim surata büyük al. Götümden uydurdum.Dünya ve Elis asafı ikna edip gitmeye başladığında gizem ve alex onları geçirmeye giderken asaf alexi nereden tanıdığını düşünürken elis gizemin yogasına bir kaç tiyo veriyordu. Dünya ise her zamanki gibi dinliyordu sadece. Onlar gidince atlasla baş başa kaldıdık. Elimi ona uzatarak hemen konuya girdim "mektubu ver." Dediğimde atlas bir süre durdu ve boş sandalyelere bakmaya başldı. Onu bu kadar ikileme sokacak bir mektup muydu ki. Atlas pantolonun cebinden çıkardığı buruşmuş kağdı bana uzattığında alıp tek seferde okumaya başladım.
Fotorafçı kız. Arkadaşın arkandan neler karıştırdığını biliyor musun? Senin ve arkadaşlarını canını tehlikeye atan bir şeyler yapıyor. Ak kurtlara katılan arkadaşın aptal seçimleri yüzünden herkes tehlikede. Şimdi senin yapıcağın onu durdurup ak kurtlardan uzak tutman yoksa başta sen olmak üzere her kezi yakarız..
Yaşamak güzeldir değil mi fotorafçı.Bir arkadaş Ares
Elimdeki mektubu okuduktan sonra, parmaklarımı yazıların üstünde gezdirdim elime gelen pütürtülü şeyler hissedinde geri çektim. Parmak uçlarıma baktığımda atlasın buruşturduğu için yazılar hafif kalkmıştı. Parmağımı burnuma götürdüm ve kokladım. Demir kokuyordu, paslanmış demir kokusunu aldığımda emin oldum bu mektubun her kelimesi kanla yazılmıştı.
●■♠︎♧□♤♠︎■●•°♡•♤●◇
Umarım beyenmişsinizdir.
En çok neyi merak ettiniz.
Şu Ana kadar en sevdiğiniz karakter kim (Merak etmeyin öldürmeyeceğim)
Bu bölüm de en sevdiğiniz sahne hangisi.

