Gam Kar yamıştı herkez güzelliklerine baktı evlerinden ama dışarda olanları bilmiyorlardı
Karlar yağmur gibi yağarken adımlarını hızlandırdı arkasında kalan araba yerini almış karın örtü gibi üstünü örtmesini bekliyordu. Kadın gülen yüzü karın içinde sıcak olan tek şeydi bu gülümseme arzu dolu değildi kazandığı zafer içindi.
Evinin bahçesine girdiği an telefonunun çalmasıyla durdu. Gülüşü telefonu görünce arttı hiç düşünmeden açttı. Telefonunun arkasından gelen kadın sesi kar altında Duran kadın kadar neşeliydi "hiç şüpem yoktu kazanacağına" dedi telefondaki kadın
Simsiyah saçlarıyla karın altındaki kadın giydiği beyaz elbise en az kar kadar beyazdı, dışarıdaki soğuga inat ince ve açıktı ama kimse inkar edemezdi güzelliğinii , bulutlar kadar net ,kar kadar sadeydi yüzü.
Kadın girdiği bahçeyi gözden geçiriyordu telefonun arkasındaki ses konuşuyor kadın dinliyordu.
" tabi asena sizinle çalışmak onurdu" kadın evin merdivenlerine yürüken kapı açıldı iki tane küçük kız onu heycanla bekliyorlardı. Merdivenin başına geldiğinde telefonu kapatmak için kulağından çektiğinde bir bağrış duydu hızla arkasını döndüğünde yağan karın altında simsiyah bir sülület vardı, her şey birden olmuştu dünya durmuştu sadece silah sesi doldu bahçeyi. Küçük kızlar çığlık çığlığa birbirlerinne sarıldı kadın çoktan yere yığılmıştı beyaz kar kan olmuştu.
Kar o an kendinden nefret etmişti.
Küçük kızlar hızla merdivenden indiler. Yerde kanlar içinde duran kadın kımıldamıyordu. Evden çıkan iki oğlan çocuğu gördükleri görüntü karşısında donmuşlardı kendine ilk gelen simsiyah saçlı oğladı hızla bahçe kapısının önündeki adama doğru koştu, adamın peşinden gitti arkada kalan diğer oğlan "kutay dur" demesine rağmen durmak yerine hızını arttıdı. Sarı saçlı oğlan kanlar içindeki kadının yanına eğilip cansız benini baktı ne yapıcağını bilmiyordu. küçük kız ayakta ağlıyordu sarı saçı karın altında durmaktan sırıl sıklam olmuştu diğer kız annesinin kanlar içindeki bedeninin yanında diz çökmüş uyanması için yalvarıyordu hayır ağlamıyordu saçlarının yarısı siyah yarısı beyaz olan kız sadece mırıltılı sesle yalvarıyordu annesine.
Ve o gece sadece bir anne ölmedi sadece onunla birlikte o dört çocuğun hayalleri de ölmüştü.
Dünyanın pisliği 4 çocuğu çok erken etkilemişti.
Ölümü normalleşttirmek acıyı azaltmaz sadece kabulenmeyi kolaylaştırır
20 sene sonra
İnsan kedine acı çektirmeyi çok seviyordur çünkü yaşadığı şeyleri dışa vuracak sebep olmayınca yaşanıcak şeyler kaçınılmaz olur.
Nefesim kesilene kadar koşmuştum bunu yapınca her seferinde hızlanan kalbime inat hızımı artırıyordum vücudumun tersine gitmeyi seviyordum bu canımı bir süre sonra acıtsada. Sokak başındaki fırından poğça alıp eve doğru koştum iki sokak koştum sonra eve gelmiştim kapıyı açtıgımda tuttuğum nefesi bıraktım elimdeki poşeti gelişi güzel komidinin üzerine koyup merdivenleri çıktım. Yorulan ayaklarım en sonunda bir yere oturduğu için şükür ediyordu.
Yeni iki haftalık görevden geliyordum abim gille birlikte bir operasyona gidip gelmiştim , üç gün boyunca hiç kımıldamadan durmuştum ormanda bu yüzden koşmak ayağıma iyi gelmişti .
Ceketimin cebinden çıkardığım telefonu tanıdık iki tane numarayı bağlıyıp kulağıma koydum.
Elis ve dünyayı aramıştım ikisi de benim çocukluk arkadaşımdı. Dünyayla kendimi bildim bileli arkadaşım, elis'le ise lisede tanışmıştık.
Şimdi aramamın sebebi bugün dünyanın mezuniyeti vardı. Doktorluk okuyordu abisiyle.
Birlikte onu hazırlıyıp okula bırakıcaz dünya akıllı biri olduğu için üniversitenin en iyisi oldu okullar arası ilk beşe girmişti. Bu yüzden konuşma yapıcaktı ve bende gelmek zorundaydım.
Bir kaç saniye sonra, bir mırıltılı duydum " vay be hera bizi arar mıydın sen" kızın sesi biraz çatalı biraz da kibar bir şekilde gelmişti dünya'nın bu hali beni gülümseti. Arkadan gülme sesi gelince elisi
sabah ,sabah keyiflendirdiğimizi anladım.
Elis, dünya'nın tribini kenara atarak "nasılsın" dedi telefonun arkasından kuş sesleri geliyordu saat 10'a geliyordu elisin dışada fotoraf çekitiği belliydi. Dünya kendine gelmeye başlamış olmalı ki daha yeni mırıltılı çıkan sesi şimdi daha net çıktı sesi
Dünya"hera ağrın sızın var mı" dediğinde "iyiyim" derken bacağamla ufak bir gözgöze geldik ağzı olsa ilk diyecegi şey İSYAN diye bağırmak olurdu.
Yarım saat sonra
Bağırmak istiyordum ama Elis ve dünya bana izledikleri filmi 15 dk boyunca tartışmış ve sonra Elis bana 1 buçuk saatlik izlediği filmi iki saatte anlatınca dayanamadım ve arama nedenimi söylemeye başladım.
Dünya hazır mısın mezun töreninin başlamasına
1 buçuk saat kaldı dediğim an telefondan bir çığlık sesi geldi sonra ise sesizlik , dünya hayatımda gördüğüm en tatlı kişidir ama kötü bir kaç hastalığlığı var onlardan biri fazla duygu artışı yaşayınca ağazı kilitleniyor yani ne kadar uğraşsada konuşamaz neyse ki ilaçlar buna engel oluyor. Hayatı boyunca bir ilaça bağlı olmak insanı aciz hisettiriyordu.
Dünya bir kilitti açlması için ilaçlerına ihtiyacı vardı.
Elis olmadığım günler boyunca ne olduğunu anlattı sonra yokuş kafede buluşmaya karar verdik o sıra dünya ilaçlarını aldığı için konuştu. Telefonu kapatıp ayağa kalktım ayaklarım hala sızlasada yapįcak bir şey yokttu. Duvara asılı boy aynasına baktım, insan hiç bir zaman görünüşünü beyenmez kimi burnunu kimi yüzünü...
Benim en büyük kusurum saçlarımdı neden mi? Kim iki renkli saçını beyenirdi ki. Evet doğuştan iki renkli saçım vardı sağ tarafım siyahken ,sol tarafım beyazdı ve siyahlarımın arasında beyazlıklarr vardı aynı şekilde beyaz saçımın arasında siyahlıklar vardı. Bunun nedeni (Palio sisarkay )dı görünüşüm yüzünden diğer insanlardan farklı gözüküyordum bazen. İnsanları umursamıyordum ama bu çirkin olduğumu değiştirmezdim. Yüzümde sevdiğim tek şey gözlerimdi gri gözlerim mavi ve gri karışımıydı. Çünkü gözlerimde annemi taşıyordum dört kardeştik ama sadece benim gözlerim anneme çekmişti ve bundan şikayetçi değildim.
Aynaya umutsuzca baktm odamda bana özel banyoma girdim fazla kalmadan hemen çıktım hemen çıkmam lazımdı dünyanın elbisesini alıp kuaföre gidicektik .
Dolabımı açtım giydiklerime pek özen göstermesem de bu gün dünyaya özel bir şeyler giymek için dolabımı alt üst ettim ve güzel bir koyu siyah bir pantolon ve koyu mavi boğazlı bir üst giymiştim üstüme ise kalçamın atına kadar bir Deri ceket giymiştim. Tekrar boy aynasının karşısına geçip saçımı at kuyruğu yapmıştım ama öndeki kısa saçlarım arkaya kadar uzanmadğı için onları serbes bıraktım. Son kez aynaya bakıp odamdan çıktım merdivenleden indim kenara koyduğum poğaçayı sonra yemek için mutfağa götürdüm o sıra buz dolabının üstünde sarı not kağıdı gördüm ,dolaba yaklaşıp notu alıp okumaya başladım.
Biz konuşmaya gecike biliriz dünyayı bizim için tebrik et
NOT: Dünya ile tartşma
Güneri ve Kutay
Gülümsedim . Dünya sadece benim değil abim gilin de göz bebeğiydi, abimler dünyanın neşesine ve yemeklerine bayılır . Güneri abim bunu her fısatta söyler ve sever ama kutay abim daha içten severdi. İkisi ikiz olmasına rağmen hiç benzemezler kan gurubları bile farklıdır.
Güneri abim kumral ela gözlüydü neşeli , nazik biriydi. Kutay abim ise tam tersiydi siyah saçlı siyah gözlü çogunlukla sent biri pek gülmez. Dışarıdan onu tanımayan biri görse mesmerising hemen bilir. İki abim de asker: özel kuvvetlede çalışiyorlar onlar gibi Ben de askerdim onlar 30 yaşındalar ikiside kıdemli üst teymenlerdi. Ben 27 yaşımdayım ve kıdemli üstçavuştum. Notu alıp mutfaktan çıktım, dış kapıya doğru yürüdüm ayakabımı giyip askıda duran şapkamı alıp dışarı çıktım. Kapının önunde merdivenleden inerken bahçede duran motoruma ilerledim motoruma binmek için ayağımı üstüne koydum kaskı takmak için şapkamı çıkarıcaken birden durdum nedenini bilmediğim bir nedenle yürümeye karar verdim içime bir Kurt düştü sanki bir şey olucak gibi geldi bende binmemeye karar verdim bahçeden çıkıp cafeye yürüdüm...
Buluşma noktasına geldip beklemeye başladım. Beklerken karşıdaki televizyonda başkanı ve oğlullarını ve kızlarını göstermişlerdi , dört oğlan iki kız vardı yanında başkanın yaşlılığı yüzüne vurmuştu bu yüzden kendisindendonra gelicek varisini seçiceklerdi yani yıllardır yaptıkları şeyi yapacaklar çocuklarna oyun oynatıp en zeki , güçlü ve dayanıklı kişiyi seçilecek ve başa geçiceklerdi bu oyunlar katliyamdan başka bir şey değildi, kardeşleri birbirni öldürüyordu ve herkez bunu filim izler gibi izliyordu ne kadar acınası bir durumdayız haberleri yok.
Varislerin oynadıkları oyun ise... labiretti ; denizen ortasında bir düzlükte oynan bir oyundu. Yıllarca bu oyuna katılıp ölen kaç tane başkan çocukları vardı acı olan ise ölenlerin 4te 2si kendinin katili kendi canından kanından kardeşleri tarafından oluyor. 4te 1ri ya oradaki canlılar tarafından veya labiretin küflü duvarları içinde bir çok nedenden oluyor. Son kalan 1ri ise kazanan kişinin insafına kalmış olur ya ölüm ilanı vericek yada hapse attırırdı ,çoğunlukla ikinci seçenek yani hapse attırırlardı çünkü öldürürlerse kardeş katili olarak isyan çıkıyorlardı çok saçma labirentte öldürülen kişilerde onun kardeşi değil mi labirentte öldürse kahraman ama dışarda katil ... kardeş katili
Ben hiç bir zaman bu katliyamı izlemedim. Bir insan kardeşine bu kadar kolay zarar vermicelli. Bunu izletme nedenleri insanlara başkan olurken zorluklarını gösteriyorlardı ama bu sadece ayaklanmaları önlemek için bir yalan. Bir başkan bu oyuna dur demese kimse hiç bir şey yapamaz
Merak ettiğim bu 57 senelik bu saltantı ne yada kim bitiricek.
Bunu bitiren ne güzel kişidir.Yüzü değil vicdanı, yüreğinin güzelliğidir...
Kafenin önünde biraz daha bekledim. hava son günlerde çok soğumuştu, rüzgar birden şiddetli esince önüme gelen siyah tutamı kulagımın arkasına koyarken, bir fılaş patladı sağa döndüğümde elis in fotorafımı çektiğini gördüm. Arkasında koşarak bize doğru gelen dünya gülmeme neden olmuştu.
Yanımıza gelice kesik bir nefesle " nasılsınız" dedi elis çantasından çıkardığı suyu dünyaya verdi. Sesinde hala bir gerginlik vardı ilaçlarını aldığı için şimdilik rahatca konuşuyordu. Dünyanın sorusuna kafamı salayarak cevap everdim Elis alaylı bir şekilde " hera iyi ama sen pek iyi değilsin" diyince gülmeye başladık dünya kırgın bir sesle " hemde nasıl acaba konuşmayı iptal mi etsek " dediğinde elis kafasını olumsuz bir şekilde salladı " o nasıl olucak asaf seni başta olarak hepimizi paralar, sakın..." dedi yarı allaylı yarı ciddi.
Elis'in sarı saçları orta boydaydı , badem gözleri hafif çekikti yeşil gözleri, sivri çenesi göze pek batmıyordu. Giydiği askılı bordo rengindeki elbise onu zaria göstermişti, kırem rengindeki kalın korsesi ince belini daha inceltmişti, ayağındaki bileğine kadar gelen botlar Deri ceketiyle aynı renkti, Deri ceketinin üstüne taktığı fotoraf makinesi duruyordu. İnce parmakları yüzük ve doğal taşlarla doluydu o kadar dereceli takmıştı ki göz yormuyordu. Elis daha çok doğal taş, yoga ,mitoroloji ve meditationla kafayı bozan birisi elinde olsa tütsüyle gezerdi sokakta deli gibi ve hiç diğer insanlara takmaz kafayı . Elis çogunlukla olumlu düşünen birisi bizim bütün enerjimizi alıp kendisine katıyor yoksa başka açıklaması olamazdı.
Dünya kısa koyu kahverengi saçı omzunun hizasındaydı kaverengi kakülü gözünün altındaydı biraz. ela, kahverengi karışımı göz rengi uyum içindeydi çekik gözleri yuvarlak çocuksu suratının tam tersiydi yüzündeki hafif çiller ise güzelliğine güzellik katmıştı. Yüzü gibi kişiliği de çocuk gibiydi ama sadece bizim yanımızda.
Aramızdaki en kısa boyulusu dünya yani tek kısa boylumuz dünya elisle Ben 1,72 varız ama dünya 1,65 falan ve her sefarinde bunu yüzüne vururuz.
Dünyanın giydiği şeye bakılırsa evden acele ile çıkmış bol bir eşortman ve aynı şekilde bol bir swet giymişti, kısa saçına taktığı bandana onu tatlı gösteriyordu.
" O zaman hadi terziden elbisemi alalım " dedi dünya gereksiz dram yapıyordu sanki biz dedik okullar arası birinci ol.
Elis bana çektiği fotorafları gösteriyordu, dünyayı beklerken sonra kuoföre giderken yollda üç kere 'Ben konuşmayacağım' dedi ve her seferinde çilekli dondurmayla ikna ettik....
Sıkılmıştım ! Şakasız iki saattir kuofördeydik dünyanın saç ve makyajını yapıyorlardı. Dünyayı beklerken iki kitap bitirirdim. Elis halinden memnundu tırnaklarını yaptırıyordu tırnakları elbisesiyle uyumlu bordo renginde yapmıştı ateş şeklinde desen yaptırdı tabi üstüne doğal taşlardan kaplan mı? aslan mı? yoksa fil mi? dişi yaptıdı Onu bilmem ama sarı renkte bir taş koydurdu.
İnsanların neden mutsuz olduklarını anladım, Elis bütün pozitif enerjiyi aldığı için kimsaye enerji kalmamıştı. Dünyadaki bütün enerji şu an eliste
"Ne zaman biter " dedim sıkıntıdan duvarlar üstüme üstüme geliyordu Elis ters bir şekilde baktı bana" daha var hem Ben sana dedim sen de yaptır tırnaklarını ama sen yok dedin" evet Elis tırnaklarımı yaptırmadığım için bana biraz kızdı. Dayanamadım elise "farkındaysan Ben askerim " dedim Elis omzunu indirip kaldırıp " yani " dedi Elisle konuşurken hep unutuyorum beynimi kenara koymayı," silah kulanıyorum, göreve gidiyorum inlanlarla dövüşüyorum bunlar neden oluyor ya güzelim" dedim sakin tutmaya çalıştığım sesle.
Elisin tırnakları bitmişti onlara bakarken bana dönüp " bunlar bir sebep degil hem benim gibi yaptır diyen yok sadece eline bakım yapıp one sürcez ne abartın" tek nefeste söyelyince during bir nefes aldı .Ben bir şey söylemek için ağızımı açınca sonunda dünya " ya Ben canımla cebeleşiyorum sizin konuştuğunuz konuya bakın " sesi ağlamaklı çıkıyordu elinde tutuğu hapı tek hamlede yuttu fazla stres yaptığı için ilacını aldı.
Dünya sonunda elbisesini giymişti elbisesi; mavi ve gri karışımı bir elbise giymişti, arklası uzun önü ise diz üstüne kadar ksaydı. Sıfır kollu boğazlı bir elbiseydi , elbise kabarık değildi ama ihtişamlıydı ,dirseğine kadar beyaz bir eleven giymişti beyaz ayakkabısı dizine kadar ayağını sarıyordu geliyordu siyah incili çantası harikaydı nefes kesiciydi.
Saçını sağ taraftan sol tarafa atmıştı dalgalı saçı denizi hafif dalgalarını andırıyordu kakülü kabartılmıştı kulağına taktığı ince uzun küpe, saçına taktığı incili bandanna ile takımdı. Dünya ne olursa olsun hep bandana takar nedenini bilmiyordum. Makyeji pırıltılıydı elbisesi ile uyumluydu, "nasıl olmuşum" dedi dünya benim bile nefesim kesilmişti onu görünce aynı anda " harika " elisle dünyaya kitlenmiştik.
Dünya yanıma gelince sarıldım " seni evlendirmeyeceğim " diyip daha sıkı sarıldım. Dünya ile arkadaşlığımız kardeşliğe kadar gitmişti hata kendi kardeşimle bile bu kadar yakın değildik... Benimle dünyayı annem tanıştırmıştı bu yüzden ne zaman dünyaya baksam annemi görüyordum gözlerinde bu ne kadar acıtsada bir yandan da avutuyordu.
"Hatırlıyor musun aynısınılise mezuniyettimizde de söylemiştin" dediğinde gülmeye başladık " hatta kutay abim elisle ilk randevusunu basıp yemeği abinin kadasına atmıştın" saymaya devam ediyordu çok olmasada kıskançlığım arada tutuyordu ... ve evet bu duygusal anı bozmuştu.
" sonra kutay" dediğinde araya elis girmişti " tamam! Dünya" eğer biraz daha konuşusa elis utançtan domates olarak hayatına devam edicekti.
Dünya çıkış işlemleri yaparken telefonu çalınca hemen açtı
"Evet bitti işimiz ..."
"Tamam sen nerdesin..."
Dediğinde kim aradığını anlamıştım.
"Yok içeri girme çıkıyoruruz asaf " dedi tahminim tutmuştu aslında zor değil çünkü dünya sadece üç erkeğe açıklama yapardı... başta Asaf sonra kutay ve Güneri abim
Asaf dünyanın üvey abisiydi. Dünyanın annesi eşini yani dünyanın babası yangında ölünce eve bir erkek alıyor. Asaf dünyadan 3 yaş büyüktü ama yetimhanede okula gidemiyor bu yüzden dünya ile aynı anda okula başlıyor. Asaf için dünya onun en büyük yaşama sebebi, tabi bizi de çok sever ama dünya'nın hastalıkları yüzündrn onun üstüne daha çok düşer...
Dünya dışaı çıkmak için kabanını giyerken elis tırnaklarına hayranlıkla bakarken " asaf umarım kıravatını düzgün yapmıştır dün ona iki saat nasıl yapıcağnı gösterdim" derken dışarı çıktk tabi ki dünya ve asafın elbiselerini elis seçmişti.
Dışarda dururken bir siyah lüks bir araba önümüzde durdu. Arabadan kaverengi saçlı koyu kaverengli gözlü asaf indi. Giydiği gri takım elbise çok yakışmıştı. Asafla dünya doktorluk okudukları için aynı sınavdan asaf daha yüksek alarak okullar arası sınavda 2. Dünya 3.olmuştu. 1.ci elime geçmesin dua ettmiştim içimden.
Asaf bize doğru gelirken dünya hızla abisine sarıldı asaf küçük kardeşini kolları arasında şımarttı. Dünyayı kendi etrafında döndürüp, dünyayı prenses gibi hisettirdi.
Elis kardeşlerin arasına girip asafın onu da övmesini bekledi ve istediği oldu asaf övdükçe övdü elis ise o sıra yamuk kıravatını düzeltti asafın. O sıra bana da güzel olduğumu söylese de inandırıcı gelmiyordu.
Elis dünyanın koluna girip arkaya oturdular bu gitme vakti demekti...
Yolda giderken elis ve asaf dünyayı sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Bir süre Camden dışarı dalmıştım ki araba ünürvesite kapısının önünde durdu ben bunu asafın beni nazik bir şekilde söylemesiyle anladım " eoo hera dalmışken denizin altından taş gettir bize" diye dalga geçti dünya ise " yok gerek yok elis sağolsun bizi taşa boğacak yakında diye cebinden parlak pembe, mor, yeşil taşlar çıkarıyordu , elis ise tekrar koyuyordu "olmaz bunlar sana lazım sahnede" diyordu çıkmıştık arabadan ama hala kavga ediyorlardı " ya Ben sahneye konuşma yapmaya çıkıyorum satış yapmaya değil" diye çıkıştı. Elis asafı gösterip " asaf bile bir şey demiyor sen niye bu kadar zorluyorsun dünya beni " dedi Ben asafa baktıp güldüm , asaf aldığı nefesi geri verdi " kabullendim ben belki kısmetim açılır " doğal taşlara inan mıyordu sırf elisin gönlü olsun diye cebine koymuştu ama dünya hiç bir şekilde istemiyordu çünkü fazla diye şikayet ediyordu, bir cebine 15 tane diğer cebinede 15 tane ağır geldiği için istemiyordu.
Okulun içine girerken bile bunun lafını yapıyorlardı " taş taşicaktım maddem niye okudum işiyatçı olarak işe başlayım ben" diye çirkefleşince asaf araya girip sadece 5 tane doğal taş koymuştu cebine. Hem dünya mutlu hem elis rahatladı.
Konferans salonuna doğru giderken ,bir kız çığlık attı arkamı dönücekken sarı saçlı bir kız dünya ve en çok asafın yanına yanaştı.
"AYYY!! çok heycanlıyım " diye ciyakladı artık sağ kulağım yoktu çok ciddiyim öyle bir bağırmıştı ki camlar kırılıcaktı.
"Okullar arası 5.ci olmak zordu gerçekten ama oldum" kızı süzdüm bu dünyanın anlattığı kızdı adı Melissa' ydı galiba asafa kör kütük aşık olan ama asafın yüz vermediği.
Kızın yüzü zarif bir yüzdü güzeldi mavi gözleri asafa bakarken hayranlık doluyordu bu sarı çiyanı şimdiden sevmemiştim elisin bakışları nefret dolu değildi çoğunlukla iğrenti vardı gözlerinde. Kız dizine kadar kabarık bir elbise giymişti elbise sırf simlerle kaplıydı parlak makyajı göz yoruyordu.
Yakında ampul olarak çalışacaktı
" Hadi biz sahnenin yanına gidelim" diyip yürümeye devam etti sim yutmuş olan kız dünyaya konuşması hakkında bilgi verirken, elis telefonla biriyle konuşuyordu, Asaf ise kendisine yaklaşmaya çalışan kızı kendisinden uzaklaştırıyordu.
Konferans salonuna varınca bir çok kişi oturmuş kendi aralarında konuşuyordu. Yanımıza 40'lı yaşlarda ciddi bir kadın gelmişti gözlüklü ve kısaydı saçı seneleri yorgunluğunu gösteriyordu. Kadın "ilk beş'e girenler nerde " diyince asaf dünya ve Melissa öne çıkp kadının peşinden gittiler.
Ben ve eliz önlerde yer bulunca oturduk beklerken elis kamerasını hazırladı o sıra bir kaç kez benimle birlikte fotoraf çekip önüne döndü.
Daha yeninki ciddi kadın sahneye çıkınca herkez susup kadına odaklandı." Bugün burada okullar arası tıp fakültesinin mezunlarıyla birlikte kutlicak" dedi ve bir kaç şey söyleyip " şimdi okyanus tıp gururları geliyorülke sıralamasına giren ilk beş ögrencimizi davet ediyorum" Susunca alkış sesleri konferans salonunu doldurdu. Elis makinesiyle video ve fotoraf çekiyordu ona baktığımı gören elis kamerayı bana çevirince sadece güldüm.
5. Olan oğlan geldi selam verip konuşup sahneden indi. Sonra simli prenses konuştu ve aynı şekilde sahneden indip dünya sahneye çıkınca kuvetli bir şekklde alkışladım kusursuz bir şekilde konuşup indi. Asaf geldi konuşmasını güzel bir şekilde yapıp sahneden ayrıldı. Son olarak bir oğlan sahneye çıkıp selam vermeden konuşmaya başladı kumral saçı kusursuzca taranmış mavi gözleri bize bakmaya bile tenezül etmiyordu. Yaka kartında 'oğuz' yazıyordu gözüm pek tutmamıştı bu adamı , kendini beyenmiş biri gibiydi bakışlarıyla insanı eziyordu.
Konuşması bitince sahneden indi. Sunucu kadın tekrar gelip bittirmiştti. Toplam 2 saat sürmüştü saate baktığımda daha ögle olduğunu görünce şaşırdım çünkü dünya daha uzun sürüceğini söylemişti. Dünya yanımıza gelince elis ona çektiği fotoraf ve videyoları gösteriyordu. Dünyaya baktım dünya bana dönünce yanıma kedi gibi sırnaşıp tatlılık yapmaya başladı
" Ne istiyorsun" dedim dünya şaşkınlıkla bana bakttı.
"Aşk olsun ne isticem senden, akadaşıma sarılamicak mıyım" dediğinde tek kaşımı kaldırdım. O sıra asaf gelip " hadi gitmiyor muyuz " dedi dünya asafa sinirle baktı ben asafa yaklaşıp
" Nereye gidiyoruz " dediğimde asaf pot kırmış gibi
Dişlerini dudaklarıyla ısırdı ben dünyaya döndüm bu sefer
Dünya yanıma gelip " hastaneye. Çalışıcağımız hastaneye gidicez sen de gel " dediği an kafamı hayır anlamında salladım hatanelere dayanıyordum kokusu dan içindeki insanlara kadar tiksiniyordum.
Yarım saat hepsi bir ağızdan yalvardı en sonunda
" 25 dk içinde giderim hiç arkama bile bakmam" dedim kabul ettiler.
Dışarı çıktığımızda önceden gördüğum katı yaşlı kadın konuşuyordu " EVET!!" diye bağırdı bütün gözler ona bakıyordu " şimdi sarı sıcak saray hastanesine gidiyoruz ve rahatsızlık vermeden geri geliyoruz" diyip otobüse doğru yürüdü fazla kişi değildik toplasan 15 ,16 kişi vardık.
Biz asafın arabasıyla gittik hastaneye gittmeye başladık , hastane yakındı ama o yol boyunca hiç susmayan üç şahıs vardı yanımda . Evren taradfından özenle seçilmiş olmalılar yksa başka açıklaması olamaz bu kadar konuşmalarının . Bende konuşmaları dinliyorim bir süre sonra sarar diye ama o kadar saçma konular konuşuyorlar ki bir süre sonra beynimin eridiğini hissyorum.
"Geldik" bu söz yol boyunca kulağıma gelen en güzel ve mantıklı şeydi. Arabadan kurtulmak ister gibi hızla indim , temiz havayı içime çektim havaya baktığımda bulutluydu ama güneş kendini belli ediyordu.
Dünya topuklu ayakkabıları yüzünden yürüyemiyordu en sonunda asafın koluna girip yürüdüler, dünya elis gibi alışık değildi topuklulara dünya zor yürürken elis halay bile çekerdi topuklularla. Elis yanıma gelip birlikte yürüdük hastane kocamandı . U şeklindeydi ortasında kocaman bir bahçesi vardı. Bahçeyi geçip hastanenin içine girdik. Hastanenin içine girdiğimizde fazla doluydu bu normal miydi yada dünyanın en büyük hastanesi içinde olduğu için mi bilmiyordum ama yine de tuaftı.
"Arkamdan ayrılmayın- " diyen kadın daha sözünü bitirmeden herkez kedi aralarında dağılmıştı. Hoca sıkın bir nefes verdi ve elinde destek aldığı sopayı yere vurunca herkez tekrar hocanın peşine takıldı. Herkez kadının peşinden gidiyordu .
İçeri girdiğimden beri midem bulanıyordu hastane ne kadar güzel olsada , kokusu aynıydı havasız ve bunaltıcı. Dünya hoplaya , zıplaya etrafa bakıyordu , asaf hastenenin labiret çözer gibi etrafı ezberliyordu, elis hastanenin mimarisini çekiyordu peki ben... ben hiç bir şey yapmıyordum o zaman niye burdaydım
1 buçuk saat sonra
Bütün hastaneyi dolaşamazdık tabi ki yüz elli kat sayısız koridor ve oda. Ben pek yorulmamıştım çünkü askeriyede abim giller daha kötüsünü yapıyordu. Ama dünya ve Elis birbirlerinden destek alarak yürüyordu , dünya elbisesinin eteklerini tutmuş yürüyemiyordu asaf... onu bir hastane koltuğuna brakmıştık , daha on beşinci katı gezerken oturdu ve bir daha kalkmadı evet normalde tam tersi olurdu ama olsun en azından saçma sapan konuşmuyorlardı yorgunluktan. İsminin Natalie olduğunu öğrendiğim hoca bizi salmış kendisi doktorlarla konuşmaya dalmıştı.
" Duralım yalvarırım" diyen dünyanın halinden çok elisin yere çökmesi komiğime gitmişti. "Daha fazla yürüsek kalp kırizi, böbrek yetmezliği yüzünden şurada ölürüm" dedi elis kafamı iki tarafa sallamıştım atağa kalktı kıp kırmızı olmuştu ironikti çünkü elis daha trnağı bozulucak diye susuzluktan üç saat bizim gelmemizi beklemişti şimdi dünya için yürümesi sevgisini açıkça gösteriyordu
Sevmek en büyük tehlikeydi çünkü eğer bir yanlış yaparsan sevgi sana batan bir ine den farksız olur.
Aniden tanıdık bir sesle arkama döndüm ve gördüğüm yüzle kaşımı çattım Serdar'dı
Serdar dünyanın öz abisiydi. Dünya iki abisi gibi doktorluk okudu. Serdar 30 yaşındaydı genç bir tıp profösörüydu . Asaf ve dünya ile yaşamıyordu çogunlukla yurt dışınyaydı olur ve nadir hastalıklara bakıyordu. Serdar sarıya kaçan saçı ve ela gözleri tek ortak noktalarıydı. Serdar ile pek anlaşamayız o yüzden sevmezdim kendisini.
Serdar yanımıza geldiğinde yanında okullar arasında dereceli birincilik yapan oğlanda vardı, dünya direk gerildi. Serdar ile arası kötü olan tek kişi değildim Elis serdarı hiç sevmezdi sususluktan ölse bir damla su vermezdi , sevmemek yanında ufak kalır elis ,serdardan nefret ediyordu . Onu görünce keskin mavi gözleri serdarı öldürmek ister gibiydi. Ellerini birbirine bağlayıp ölümcül bakışlarını ona tuttu.
Dünyaabisine adım attı serdar dünayayı başta görmezden gelsede ona bakan yeşiliklere bakmamak imkansızdı.
Gözü bana bakıca baş selamı verdi sonra elise vedi ama Elis gözünü devirdi ve ağız içinde bir şeyler dedi. Sonra sanki dünyayı yeni görmüş gibi onu süzdü ve memuniyetsiz bir şekilde " güzel elbise" dedi dünya bunu duyar duymaz abisine gülücukler içinde elbisesini düzelti " sağol abi" dedi sesi neşeli çıktı.
Serdar dünyanın son sözünü duyunca kaşını çattı bu kelimeyi sevmemişti, serdarın dünyaya duyduğu kin , nefret var bunu dünyana görüyor mu bilmem ama ben içimi acıtıcak kadar görüyordum. Dünya bir umut abisinden sevgi bekliyordu , aynı annesinden beklediği gibi.
Serdar arkasını dönüp gidiceken " ama" dedi kaşımı bu sefer ben çattım " sana olmamış. En iyisi sen onu elis'e , en kötüsü iki rekli saçlıya ver o senden daha iyi taşır " dedi bir kaç adım atıp gitti ben şok içinde kalmıştım elis kızgın bir şekilde " senin olmayan karakterini kimse taşıyamaz asıl " diye arkasından gidicakken , dünya durdurmuştu " en azından elbisemi beyendi" dedi dünya elisle ne yapıcaz der gibi bakarken, beklenmedik anda kulağımızı sağır edecek bir sesle sarsıntı yaşadık. Her kez çıkış kapısına doğru koşmaya başladı. Etraf çığlık ve haykırış içinde yıkılıyordu. Hızla elis ve dünyayı kolundan tuttup insanların arasından kurtulmak için kenara çekiceken biri benim kolumdan çekti . Baktığımda asaftı bizi bir odaya koyduğunda bir kaç hemşire ve doktor vardı. Ve serdarda burdaydı ne güzel.
" Noluyor burada " asaf açıklama yapıcakken, serdar öne atlayıp " Sakin...burada çok sayıda özel is adamları sanatçılar var..." dedi ve sustu neden sustu etraftaki doktorlara baktım hepsi tirtir titriyordu " yani onlara saldırı olmuş olabilir mi?" diyince hemşirelerden biri hızla pantolonunmun arkasından dilah çıkartınca, herkez bağırdı asaf hızla onları sakinleştitince " nereye hera" dedi elis doktorlardan birisinin kartını alıp kapıyı açarak
işimi" diyip boş koridorlarda gezinip etrafı konturol ediyordum. Etrafta ölüm sesizliği vardı.
Asansörle sıra sıra gezeken 70. Katlarda gezerken bir silah sesi dudum hızlı adımla sesin geldiği tarafa doğru yürüdüm. Bir duvarın bitişine gelince sesler netleşti" onu bulmalıyız " diyordu karşıdaki ses "saklamışlar" kimden bahsedklerini yada neyden bilmiyordum." O yaşlı bunağı bulalım yoksa Ares bizi mahvedicek" dedi ve ses uzaklaştı.
Tuaf Ares yunan mitorolojisinde savaş ve yıkım tanrısıydı. Ve bildiğim kadarıyla Ares tanrılara karşı çıkmasıyla biliniyordu...
Elis mitoroloji de severdi ve öğrendiği şeyleri bana anlatırdı ve garip bir şekilde hoşuma gidiyordu mitoroloji.
Onla bakmak için cebimden çıkardığım yuvarlak aynayı öne doğru götürdüm ve gördüğüm manzarayla dehşete düştüm benim kanım bile donmuştu. Hızla merdivenlere koştum, adamlar bir kadını tavana asıyorlardı...ama iple değil çiviyle... kafa tasının tam ortasına sapladıkları buçak kan içindeydi ... kadın çıplaktı , jiletle uzularına bir şeyle çizmişlerdi.
Kadının boynuna süs olsun diye boynuna koydukları yılan kadının boğazını sıkı sıkı sarmış öldüğünden emin olmak ister gibiydi.
Beni dehşete düşüren şey o kadının Natalie olmasıydı. Daha yarım saat önce konuşuyordu bizimle ama şimdi... neden yapmışaldı.
Ölüm kimseye acımaz; aşkından kör olan bir oğlana , kafasında altından olan bir kırala...
Bu hayatta adil davranan tek şey ölüm olabilir mi? Sanmam...
Natalie doktorlarla konuşmaya gitmişti yanında bir kaç öğrenciyle onlara da mı aynısını yapmışlardı.
Kaçıncı katta olduğumu saymadım önüme hala ölü insanlar çıkıyordu.
Aradıkları kişiyi önce ben bulmalıydım yoksa o kişi için hiç iyi olmazdı.
Koridorda hızlı adımla giderken önüme iki adam çıktı benimle birlikte aynı anda silah çektiler havada kurşunlar doldu hızla kenardaki geçtim üstüme kurşun yağıyordu. Ne yapa bilirim diye etrafa baktım yanımda duran mumlukla göz göze geldim elime aldım geniş mumu etrafa bakımdım ve kenarda duran çerçeveye baktım yansımalarını gördüm bana diğru geliyorlardı. Elimdeki mumluğu onlara doğru yuvarladım. Bomba sanım geri geri giderken hemen onlar silahla ateş ettim. Birisinin kafasında diğerinin göğüsünden vurdu. Kımıldamadıklarında yanlarında geçip gittim.
Adamlar çoğalıyordu demek burada bir şeyler saklıyorlardı.
Kenardan döndüm temkinlice karşıma her tarafı camla kaplı bir koridor çıkıştı, aşağa doğru baktım insanlar çok küçüktü, hastaneden hala insan çıkıyodu . İtfayeler , polisler ambulaslar insanları başka gastaneye götüyordu yer baya karışıktı. Yukarıda ise helikopterle doluydu.
Yarım saat önce her şey daha farklıydı ve şidi ise...
İlerledikçe önüme adamlar çıkıyor ve onları da vuruyordum sonra onların silahlarını alıp devam deiyordum. Hisediyordum yaklaşmıştım.
Katlar artık bitmek üzereyken, koridorun ucundaki dört adam sakince duruyordu kapıyı korudukları belliydi.
Telefonum titreyince hızla açtım arayan kişiye baktım 'Güneri abim' yazınca hemen açtım, bir kulağıma kulaklık takıp konuşamya başladım,
"Hera nerdesin " sesindeki telaşı fark etmemek imkansızdı. Derin bir nefes alıp "asıl siz nerdesiniz" benim sesim onunkinin aksine sakindi sesimi sesiz tutarak.
" Noldu. Bir şey mi oldu" dedi bu sefer sesi kesik kesik çıktı.
" Abi ben hastanedeyim" dedim diğer taraftan ses çıkmadı ama kesik nefesini duyuyordum abime seslenince." Hera çabuk oradan çık " diye bağırınca acaba kutay abim yanında mıydı, güneri abim böyle sinirlendiyse kutay abimi düşüne miyordum .
"Hera hastane boşaltıldı. İçerde bomba olabilirmiş 1. 524.000 votluk bir elektirik kaçağıyla birlikte . Hastaneden derhal çık" kesinlikle bomba yoktu olsaydı şimdiden patları ve güneri abim bunun farkında beni çıkarmak için söylüyordu bunu.
İçerden adamlar çıkına telefonu kapatmıştım. Kusura baa abi ama işimi yapmamı sen bile engel olamasın. Bu zamana kadar kimsenin sözüyle hareket etmedim şimdi de etmeyi düşümüyordum.
Adamlar yürüdükçe ben de onları takip ediyordum kulağımdaki kulaklığı cebime attım adamlar kapılardan girdiler koridorlardan hızla geçtiler ezbere bildikleri belliydi buraları. Bu hastane labiret gibiydi giren çıkamazdı.etrafatan geçerken cesetler her yerdeydi kanları pıtılaşmaya başlamıştı, etraftaki pis koku mide bırakmıyordu insanda.
Hastaneleri oldum olalı hiç sevemedim.










