
Ben hep bir şehirde yaşar, Bir başka şehri severim.
.
.
Arabada gidiyorduk asaf hariç kimse konuşmuyordu. Bu alışık dışı olduğunu asaf bile fark etmiş olmalı nolduğunu sordu, dünyanın 'bir şey yok' demesiyle asaf tekrar sordu ama cevap alamayınca o da susmuştu. Aslında hep bu arabada çok saçma şekilde konuşur hiç susmazdılar ama şimdi kimsenin tadı yoktu. Doğrusu elisin yoktu ve herkesi etkiliyordu, ve şimdi anladım elis olmasa bir daha gülemiyecektik.
Elis camdan dışarı dalgınca bakarken arabanın ani fireniyle cama yapıştı. Burnunu tutarak " asaf ehliyeti bakkaldan mı yoksa kasaptan mı aldın. Yani söylede bizde yanlışıkla ordan almayalım." Dediğinde asaf öndeki araca hoş olmayan laflar söylerken, dünya arkadan abisini uyarırcasına vuruyordu.
Ben ehliyet kemerini taktığım için fazla sarsılmadan yerimde durdum ama aynısını arkadaki kişiler için geçerli değildi. Asaf bunu bilerek yaptığına yemin ederim ama kanıtlayamazdım.
Elis burnunu tutarak " esnetik olan burnumu tekrar yaptırmam gerekecek sanırım" diyip inledi cama çok kötü kafa atmıştı. Elisin burnu hakkında yorum yapmak istemiyorum bu iğreç bir anının korkunç bir iziydi.
Elis asafın kafasına vurmaya çalışırken dünya onu tutmaya çalışıyordu "elis dur kaza yapıcak, yaparsa artık bir daha kine ahirete dövüşürsunuz" derken elis bunu pek umursamadan "dünya bırak bilerek yaptı bu maymundan üç saniye sonra evrimleşen varlık!" Diye bağırınca asaf saçını düzeltip " ufff böyle maymuna kurban" diyince elis daha da sinirlenip "burası hayvanat bahçesi değil. Acaba hangi hayvan evcilleştirici sana katlanıcak" dediğinde asaf sesini inceltip elisi taklit edip aynı sesle "inan sana katlanan biri çıktıysa bana hayda hayda çıkar eliscim'' dediğinde elis biraz durmaya başladığında, dalga edercesine onaylayan bir sesle " aynen seni olsa olsa anca sim yutmuş, disco lambası Melissa ister" demesiyle asafın gülen yüzü düştü Melissayı gerçekten sevmiyor olmalı. Melissa asafa takıntılı olan kızdı ve onu en son hastane olayından önce görmuştüm.
Arabadan indiğimizde bizi kocaman bir apartman karşıladı. Siyah beyaz olan bu apartman bana ak kurt malikanesini andırdı, etrafta başka bir apartman yada ev yoktu bir kaç dükkan vardı köşelerde. Oysa şehir merkezde olan bir apartmandı burası.
Asaf bagajdan elisin hediyelerini çıkartırken biz içeriye girmek için yeltendiğimizde aklıma gelen şeyle duraksadım arkamı dönüp asafa yardım etmeye başladım bütün hediyeler apartmanın kapısına yerleştirdiğimizde asafa dönüp " sen git devamını biz hallederiz" dediğimde elis sanki o diyicekken ben demişim gibi kafasını sallayıp "evet sen git biz taşırız zaten..." diyip bana döndü " kaç kat taşıcaz bunları" dediğinde "beş " dediğimde güldü " asansörle hallederiz" dediğimizde kafamı salladım " bu apartmanda asansör yok" dediğimde elis bana dönüp "olsun hemen biter işimiz" dedi elis bana gülümseyerek, bende tekrar kafamı sallayıp " eşyalar çok ağır en az üç, dört defa inip gelmemiz lazım" dediğimde elis sinirle bana dönüp "sen ne olsun istiyorsun hera söylede onu yapalım" dediğinde kaşımı çatarak "ne alakası var elis bana soruyon bende cevaplıyorum" dedim. Ne ben cevaplıyorum diye azar mı yiyeceğim.
Asaf oflayıp " tamam dördüncü kata kadar yardım ederim sonrası sizde'' dediğinde hepimize uyardı bu çözüm yolu çünkü eşyalar gerçekten ağırdı. Hepimiz birer eşya alarak taşımaya başladık. Asafın dediği gibi dördüncü kata geldiğimizde asaf elindeki eşyayı bırakıp geri dönüp diğerlerini getirdi biz de hepimiz beklemeye başladık hepsini getirince yorguluktan baştaki merdivene oturdu " benden bu kadar canım çıktı. Elis bu kadar çok şey alıcak ne vardı. Yanlış anlaşılmasın ağır geldiğinden değil yani benim gibi kaslı ve yakışıklı biri zaten yorulamazda... ne gerek vardı bu kadar çok şeye" dediğinde elis aldıklarını konturol ederken " ne demek gerek var mıydı" dediğinde asafa döndü " tabi ki gerek vardı. Kıza samimi gözükmem gerekiyor bunun başında da ona hoşuna gidiceği şeyler almak vardır" dediğinde dünya "buna samimilik mi diyorsun sen. Baksana şuna iki tane ayna ne elis bu kızı mahçup etmekten başka bir şey değil" dediğinde elindeki hediyelerini düzeltiyordu. Elis alayla gülüp " kıskanmıyalım en güzel hediyeleri ben buldum diye" paketlerin parlak yüzeyindeki kurdeleleri düzeltirken asaf '' sen kızın hoşuna gidicek illa bir şey almışsındır bu kadar hediyenin arasından. Senin yaptığın, oyunun sonunda oyunu kazanmak için bütün tuşlara basmak" dedi ayağa kalkarken elis asafın dediklerini umursamaz bir şekilde " hadi yandan yandan" diyip asafı itekleyip merdivenlerden indirdi gözden kaybolunca yukarı çıkıp kapıyı çalmaya başladık.
Kapıda biraz bekledikten sonra kapı açılınca önümüzde gizem belirdi. Altında siyah sert kumaş bir pantolon vardı üstünde omuzu açık lacivert üstü vardı kahverengi kıvırcık saçını tepeden toplamıştı ve ilk defa gözlük takarak görmüştüm gizemi ve gayet, hoş gözüküyordu.
Bizi görünce kocaman gülümseyip "hoş geldiniz evime ben, gizem'' dediğinde dünya elini uzatarak " hoş bulduk ben dünya bu da arkadaşım elis'' dediğinde eliste elini uzatıp "memnun oldum" dediğinde gizem içeri gösterip " hera sizden çok bahsetti ama görüyorum ki az bile bahsettiğini. Güzelliğinizi anlatamk yetmiyor " dediğinde,elis gülülmseyerek " teşekürler sende çok hoşsun. Heraya şuan çok kızdım böyle tatlı bir arakadaşı varken bizi tanıştırmamasını eve gidince göstericem" olay niye bana sıçradı ki. Gizem gülerek " buyrun lütfen evime" dediğinde elis kıza merdivenleri gösterip "bir kaç şey aldım da yardım eder misin" diyince gizem bana baktı sonra merdivenlerden indiğinde hediyelerinin yanına gelince eliyle ağızını kapatıp " benim mi hepsi" diye sorunca elis gizemin yanına gidip " beyenmediğin olursa gidip değiştirmekten çekinme " dediğinde gizem gözlerini açıp " olur mu sizin beyendiğiniz şeyi bende beyenirim. Yani böyle güzel birinin çirkin bir şey almasını düşünemiyorum" dedi tamam gizem en yalaka sensin. Elis gizemin dediği şeylerle eridikçe eridi birden elini gizemin yanaklarına koyup sıkmaya başlayınca gizem şaşkınlıkla bana baktı gizem elis yanağını hem öpüyor hem de vurunca yanında ufacık kalan gizem yardım dercesine bana baktı. Ama bilmiyordu ben elisi durdurmak istemediğimi, gizem de ders alsın insanlara güzel söz söylerken.
Dünya elisi gizemden kurtarınca teşekür dercesine baktı hediyeleri içeri taşımaya başladık. En sonunda bütün aldıklarımızı gizemin evinin oturma odasına. Dünya ve elis sonunda oturma odasında oturmaya başlayınca gizem onlara mutfağa gitti, elis gizem gidince oturma odasında gezinmeye başladı. Oturma odası siyah ve beyazın tatlı uyumu içindeydi duvarlardaki renkli tablolar, camın kenarındaki çiçekler odanın havasını değiştiriyordu. Ev fazla büyük değildi ama çok güzeldi.
Elis siyah kanepenin üstüne oturup "kız çok tatlıymış ama galiba beşik taşlı bu ne apartmanın içi dışı siyah, beyaz, ama olsun ev çok güzel artık ben burdan çıkmam her gün burdayım" dediğinde tedirginlikle "olmaz" dedim Elis bana tuaf bir şekilde "neden gelemiyorum yoksa..." dediğinde resmen ter damlacıkları ensemden akıyordu. "Yoksa sevgilisi mi var'' dediğinde tutuğum nefesi geri verdim, elis birazdan beni kalpten götürücekti ,şu ev meselesi beni çok korkutuyordu sanki her an bir şeyi ağazımdan kaçırıp anlayacaklar diye ödüm kopuyor.
Tam bir şey diyicektim içeri gizem girdi " malesef sevgilim yok, ama onun yerine ev arkadaşım var o da akşama gelir." Elis yapmacık bir şaşkınlıkla " yaaa bilmiyordum hera hiç söylemedi ev arkadaşın olduğunu" dediğinde gizem ayakta dururken yanıma oturdu "aslında ev arkadaşı istemiyorduk herayla ama Amerikadan geçici olarak gelen arkadaşım bana benimle kalmak istediğini çünkü burdaki kimseye güvenmediği söyleyince hem mağdur olmasın. Hem de bana hera yokken arkadaşlık edicek biri olsun istedim" diyince ayağa kalkıp " bir şeyler sipariş edicem bir isteğiniz var mı" dediğinde kimseden ses çıkmayınca içeri gitti. Bu ev arkadaş şeyinden neden benim niye haberim yoktu ya yanlışıkla ağazımdan farklı bir şey kaçırsaydım. Ellerim titriyor resmen tedirginlikten.
Gizem tekrar gelip odanın ortasındaki hediyeleri elisin zoruyla açmaya başladı başta mini makyaj aynaları açtı sonra vazo, mumları, elbiseleri açtı en son doğal taş desenli fincanları açtı ve hepsine bayıldı. Elisin aldığı elbiselerden birini giyip geldi yeşil elbise gizeme çok yakışmıştı. Kahverengi saçlarıyla ormanı andırdı bana yeşil elbise Kahverengi saç harika uyum. Benim hediyelerimi de açıp kenara koydu ve aldığım kitabı çok beyendiğini söyledi ama en çok elisin ona aldığı elbiseye bayılmıştı. Dünya gizem elisi çok övünce " biz de elis kadar olmasada bir şeyler aldık" diyip kendi hediye paketini gizeme uzatınca gizem fırça setini ve büyük oyuncak ayıyı görünce dünyaya kocaman sarılıp " tek kelimeyele bayıldım. Harika hep kocaman bir ayı istemişimdir." Diyip dünyadan ayrılıp ayıyı yanına koyup dikkatlice sevmeye başladı. Gizem ya gerçekten iyi bir oyuncu yada gerçekten hiç oyuncağı olmamıştı. Çünkü onca hediye açtı hiç birine bu kadar tepki vermemişti.
Gizem hediyelerini kenara koyup elise saç numarasını sordu ve konuşmaya başladılar, o sıra kapı çalınca gizemi oturtup kapıyı ben açtım ve gördüğüm yüzle donup kaldım çünkü asafı beklemiyordum. Asafa '' burda ne işin var'' diye sorunca elindeki parlak hediye poşetini bana uzatıp "unutmuşum, ayıp olmasın verirsin arkadaşına'' dediğinde hediyeyi alıp "tamam sen git, ben veririm" diyip itekleyip kapıyı kapatıp içeri gelince dünya " kim gelmiş." Diyince gizem "sipariş verdim onlar gelmiştir" diyince ayağa kalkıp yanıma geldi elimdeki hediye poşedini görünce '' aa poşetler nerde hera" diyince gizeme hediye paketini uzatıp "sipariş gelmemiş. Arkadaşlarımdan biri geldi bizimle alışveriş yapmıştı biz sana hediye seçekerken o da almış sana bizi bırakınca gidicekti. Hediyeni bana vermeyi unutmuş'' dediğimde eline verdiğim hediyeye baktı. Gizem " niye çağırmadın gelseydi" dedi gizem mahçup sesle omzumu indirip kaldırdım " işi vardır. Oyalamayalım" dediğimde boş boğaz dünya ''işi yoktu. Sana ayıp olmasın diye gelmedi çok kişi oluruz diye" diyince dünyaya dönüp "ne ayıbı gelseydi keşke şu an çok üzüldüm keşke gelseydi" dediğinde bana döndü "belki gitmemiştir, ben bir bakayım senin yüzünden çok ayıp oldu arkadaşına" dedi elis ve dünya iki dakika izin isteyip kapıya doğru gidip apartmanın koridoruna koştu arkasından bende arkasından gittim. Gizemi asafla tanıştımamak istemememin nedeni kanımdaki kıskançlık duygusuydu. Elis ve abime alıştığım için fazla bir şey dememem yakınlıklarından rahatsız olduğum anlamına gelmiyordum.
Gizem merdivenlerden dört kat indi, son anda asafa yetişip "afedersiniz. Pardon" diye bağrınca içerde yankı yaptı gizemin sesiyle asaf durunca gizeme döndü. Gizem karşısındaki adama gülümseyip " özür dilerim şey diyicektim, siz heranın arkadaşlarından mısınız" diye sorunca asaf onaylayan bir ses çıkartarak "evet hera benim arkadaşlarımdan biri ama siz kimsiniz" diyince gizem elini uzatarak " ben gizem heranın diğer arkadaşı hatta telefonda beni aramışstınız hatırladınız mı. Neyse. Siz galiba ben rahatsız olmayım diye evime gelmemişsiniz ama gelirseniz çok memnun olurum ve rahatsız da olmam" diyince asaf kaşını kaldırarak " evet hatırladım sağol o sıra herayı meraktan aramıştım sen de açınca merakımımız gitti. Aslında rahatsızlıktan değil siz kız kıza konuşursunuz diye ben gelmeyim dedim. " dedi. Yalancı iki saat seni gelmemen için ikna ettik elisle şimdi sanki anlayışlı nazik erkek olmuştu. Bu erkeklerden korkulurdu.
Gizem gözlüğünü düzeltip elindeki hediye paketini gösterip " hediye için teşekürler. Gelmemene rağmen hediye aldığın için teşekürler yeniden" dediğinde asaf ellerini cebine koyarak '' umarım beyenirsin alırken zorlandım ama hem ev hediyesi hemde buraya gelmenin şerefine" dediğinde artık merdivenlere oturmuş onları dinliyordum. Ve bilin diye söylüyorum bu kaçıncı diyişim bilmiyorum ama asaf çok yalancı biri bu hediyeyi bile eline ilk gelen kolye takımını almıştı gizeme gösteriş yapıcam diye götü başı ayrı oynuyordu.
Gizemin ısrarlarıyla sonunda kabul etmişti gelmeyi. Aslında konuşmaları 15 dakika sürmüştü ama oturduğum yer buz gibi olduğu için müsayit yerlerim donmuştu. Hızla merdivenlerden çıkıp yanıma gelince birlikte çıkmaya başladık. Çıkarken bakışlarımla asafa 'gerçekten mi' der gibi yapınca asaf beni kolumdan tutup itekleyicekken kolunu ısırınca beni bıraktı bu sefer saçımı çekti bende karnına vurdum. Gizem önden gittiği için bizi görmüyordu. Ama biz asafla bir birimize dalmıştık. Niye gelmiştin ki
İçeri girdiğimizde elis ve dünya aralarında bir şeyler konuşuyorlardı bizi görünce aynı çarşıda onları gördüğüm gibi tedirginlikle kımıldandılar asaf koltuklardan birine oturunca " abi hayırdır bizimle ayrılamıyorsun tamam bende seni seviyorum" diyince asaf yanında duran kardeşine kolunu dünyanın arkasına atıp " ya bir sor bana şu ayrıldığımız 30 dakika benim ömrümden 30 yıl aldı" diyince dünya abisinden ayrılıp diğer tarafında oturan elise yaslanıp " eminim öyledir" diyip elise yaslandı.
İçerden gelen gizem " kadeş misiniz. Aslında benziyorsunuz" diyip elinde kahvelerleri bize uzattı "buyrun biraz geç oldu siparişler yeni geldi" diyip hepimize elisin aldığı doğal taşlı fincanlardan kahve verdi son kahve alan elis kahvesini tepsiden alırken, dünya " kolyene bayıldım elbiseyle çok güzel olmuş" dediğinde asafa baktı dünya elis kafasını salladığında "gerçekten çok güzel". Gizem kendi yerine oturdu eli boynundaki koyeye gitti "sağolsun asafın hediyesi" bilkliğide kolyesiyle aynıydı yani kolye koyu mavi ve gold desenliydi, gerçekten çok güzeldi. Gizem herkeze kahve verdikten sonra tepsideki kavanozu açmaya çalışırken " bunu denemeniz lazım bu böğütlen reçeliyle bu kahve harika gidiyor" dedi zorla söylediği bu şeyle kavonozu açamadığı belliydi " istersen ver ben açayım" dediğinde asaf gizemin ona uzattığı kavanozu tek seferde açıp gizeme geri uzattı. Gizem asafın kavanozu verip "teşekürler" demesiyle dünya ve elise reçel uzattı. Baya oturduktan sonra elis ayağa kalkarak "artk biz kalkalım mağlum misafirliğin gitmesi mi makbuldu" dediğinde dünya elise " ne alakası var elis kısası olacak. Kısası makbul, bilmiyorsan nolur sus" dediğinde elis dünyaya bakarak "ne olucak canım hepsi aynı şey değil mi" dediğinde dünyanın kolunu cimcikledi dünya kolunu geri çekti. Asaf kardeşini cimcikleyen elise " valla bu hayatta en çok özgüvenli cahil'den korkucaksın" diyip dünyayı kendine çekip elisten uzaklaştırdı.
Kapıya doğru gidicekken gizem beni kolumdan tutarak " hera sen burda kalsana" dediğinde gizeme baktım "niye" dedim gizem elis ve diğerlerine bakıp " akşama ev sahibi gelicekmiş daha yeni arkadaşım aradı uçuşlar ertelenmiş bu yüzden gelemiyecekmiş" dediğinde dünya "niye kalıyor ben anlamadım'' dedi dünya gizem benim kolumu bırakıp "ev sahibi pek gözüme yatmadı. Yani rahatsız verici bir havası var, hera varken adamın çekindiği belli o yüzden kalırmısın" dediğinde bana baktı ve gözünü hafifçe kıstı ve konunun ev sahibi olmadığını anladım.
Asaf " kal hera sen " diyince dünyada onayladı ama elis bir şey demedi sadece ''görüşürüz" diyip kapıdan, apartmanın koridorundan gidip gözden kayboldu. Dünya bana ve elise sarılıp abisinin koluna girip gittiklerinde kapıyı kapatığı gibi gizem beni içeri götürüp " hadi hazırlan gidiyoruz" diyip hızla elisin ona aldığı yeşil elbiseyi nazikçe salonun ortasında çıkarınca arkamı dönmem bir oldu. Gizem yavaş demek vardı da şimdi daha mantıklı şeyler sormalıydım mesela nereye gidiyoruz şu an.
Gizem daha yeni yeşil elbisenin olduğu yerde şimdi lacivert kot ve boğazlı siyah dar bir üst vardı. Taktığı gözlük artık yoktu topladığı kıvırcık saçlarını açmıştı omzundan dökülen saçlarını serbest bırakmıştı toplamayı pek sevmediği ortadaydı.
Gizem telefonundan birini aramıştı o sıra perdenin kenarından dışarı bakıyordu bende gizemin baktığı yere bakınca asafın arabasına baktığını gördüm. Araba hareket edince gizem pencereden uzaklaşıp bana döndü " bir on dakikaya ordayız" diyip telefonu kapatı o sıra bende koltuğun üstündeki telefonumu cebime koydum. Yine unutmak istemiyordum. Gizem odaya gidip elinde şapkaylarla gelince " noluyor gizem" dedim gizem ise şapkalardan birini kendine birini benim kafama koyunca " merak etme kaçırmayacağım seni" diyip kolumdan tutup kapıya götürdü beni.
Apartmandan çıktığımızda siyah bir araba bizi karşıladı bizi gizemin beni kolumdan tutup arabaya bindirince şöförün her zamanki gibi dimitri olduğunu gördüm. Neden beni hep bu adam alıyordu ki.
Araba her zamanki yoldan ak kurt malikanesine gittiğini görüp, merakla gizeme dönüp " bir şey mi oldu neden ak kurt malikanesine gidiyoruz" diye sordum gizem dudağını büzüp "bilmem gidince atlasa sen sorarsın" diyince birkaç dakika sonra aklına bir şey gelmiş gibi güldü. Şükretsin onunla uğraşmayacak kadar gergindim.
Damarımdaki kan bile meraktan fokurdamaya başlamıştı. Çünkü içimdeki his garip bir şey var diyordu. Çünkü atlas ya görev için yada önemli toplantılar için geliceğimi söylemişti. Görevden geleli üç gün olduğunu düşünürsek ikinci seçenek olduğu barizdi.
Ormanın yanına gelince arabadan inip yürümeye başladık ve sonunda varmıştık içeri girdiğimizde bizi Sebastian karşıladı ve direk toplantı odasına aldı bizi, bizi bekleyen kişileri gördünce kaşımı çattım. Noluyordu burda. Başta atlas sonra odadaki diğer üç erkek ayağa kalkıp bizim yanlarına gelmemizi bekledi. Geldiğimizde gözlerim atlasta kaldį Atlas giydiği lacivert gömelek gözleriyle çok uyumluydu ve ona çok yakışmıştı kollarını bileğinin yukarısına kadar çemremişti eliyle masadan destek alırken damarları fazla belirgin olduğunu gördüm maviyle karışık damarı aynısı bonundada vardı. Saçlarınını diğer günler gibi özenle yapmıştı ve bu hali onu kılasikleştiriyordu.
Masaya gelince herkez bizimle beraber oturmuştu. Atlas en başta ben ise onun sağında , yanımda gizem ve benim önümde Alex uğur ve yağız vardı. Neden burda olduğumu sormak için Atlasa dönüp "beni çağırma nedenini öğrene bilir miyim" dediğinde atlas bana "birazdan öğreneceksin" dediğinde kaşımı çattım. Damarımdaki kan sanki birazdan patlayacak gibiydi meraktan.
İçeri giren umayla ve onun arkasındanki adam umayın bir kaç adım arkasındaydı inkar edilmez yakışıklı. Gizem de benim gibi düşünmüş olucak adama yiyecekmiş gibi bakıyordu acaba dışardan bende mi böyle gözüküyordum. Kocaman kütleli adamın tutuğu aletle masamıza geldiler adam elindeki aletleri masaya koyup çekilince atlas konuşmaya başladı "karşınzdaki alet çok önemli bir icadin sadece bir parçası" demesiyle ilgimi çekmişti bu konuşma. Kablolar ve bir kaç dünesi olan bu parça yapboz gibi duruyordu.
Atlas " bu gördüğünüz parça göründüğünden daha karışık bir yapısı var. Eğer iyi bir şekilde yapılırsa harika bir hayat kurtarıcı bir şeydir ama yanlış yada eksik yapıldığında tam bir ötenazi aletidir." Dediğinde gözlerimi kablolardan atlasa çevirdiğimizde dediklerini daha iyi dinlemeye başladım. " şimdi diyeceksiniz bizim burdaki işimiz ne? Söyleyim herkesin kendine düşen bir görevi var mesla uğur ve umay icadın ta kendisini yapmakla sorumlu, alex ve yağız bulunması zor olan parçaları ve kartları bulmakla sorumlu, gizem bilgisayarla makinenin güncelleme ve çiplerini ayarlıyacak. Ben her üç tarafa da her türlü işe gerektiğince yardım edicem" diyince gözlerimi atlastan çekip diğerlerine baktım hepsi atlası can kulağıyla dinliyordu gizem bile ciddiyetini bozmuyordu.
Eee ben. Ben ne yapıcam makineyi pembeye boyuyacağım. Yoksa kurdele takıp güzelleştiricem mi.
Atlas sözününü bitirince "burda benim görevim ne" dediğimde atlas bana dönüp " senin yapacağın bir şey yok" diyinnce kaşımı çattım " o zaman neden beni buraya getirtdin. İcadınla hava atmak için umarım beni buraya getirtmedin diye umut ediyorum!" Diyince dudağının kenarı kıvrdı. Benimle dalga geçtiğini düşünmeye başladım.
Atlas arkasına yaslanıp " senden istediğim zeki icat işinden anlayan arkadaşlarından birini buraya getirmeni. Ne kadar çok kişi o kadar çabuk parçalar biter ve icadı çabuk bitiririz" diyince anında " olmaz!" Diye bağırdım. " arkadaşlarımı kendi işlerinden uzak tut" diyince ayğa kalkıp gidicekken " ama elimde seni annenin katiline bir adım daha yaklaştırıcak bir görev var" diyince durdum. Bu adam gerçekten insanlarının zayıf noktasından vurmayı çok iyi biliyordu. Ona döndüğümde "arkadaşlarımı bu işlere sokacak kadar bencil biri değilim" dedim ve kalktığım yere yeniden oturdum. Ona dönüp " istersen beni kov ama hiç birini bu bataklığa sokmayacağım." Dememle atlas hala gülüyordu. Emindi nasıl bu kadar emindi, onlardan birini buraya getiriceğimi. Birden önümde oturan alex ve yağız ayağa kalkıp atlasa dönüp "bizi çağrıyorlar'' diyip gittiklerinde pek umursamadım.
Atlas öne eğilip "hemen hayır deme arkadaşına sor bakalım o ne diyecek. Hem belki onun da işine gelir'' diyince elis, asaf yada dünyadan bahsetmediğini anladım. Onun istediği en zeki arkadaşımdı. Kimden bahsettiğimizi o da bilmiyordu ama çok zeki bir arkadaşım olduğundan emindi. Ve onu istiyordu . Kaşımı çatıp " senin isteyeceğin dercede zeki bir arkadaşım yok" dediğimde atlas " olduğunu ikimizde biliyoruz hemde biraz zor durumda olduğuna eminim" dediğinde fikrimi değiştirdim biliyordu ama neden öğrenmişti ki yurt dışındaydı o. Tabi ya telefonuma sızıp bulmuşlardı. Ben tam bir malım gizemi arayınca telefonumu heklemiş olmalı. Nefesimi verip " en zeki arkadaşımı buraya getiremem çünkü o kimseye çalışmaz, ve onu ikna etmen imkansız." Dediğimde atlas gözünü kısıp "ona daha önce kimsenin teklif etmediği edip kabul ettiririm" dediğimde kafamı salladım " o paraya değil çalıştığı yerin sonra kişinin kalitesine bakar ve öyle karar verir" dediğimde atlas elini çenesinine koyup kaşıdı sakalını "tamam halledilir" dediğinde bu sefer gülen bendim "hayır halledemesin. Onu ikna etmek yerine git vahşi bir hayvanı evcilleştir daha kolay olur senin için. Daha önce kaç zorlu kişiyle çalıştıysan hepsini unut onunla çalışamasın" dediğimde ciddiliğimi gördüğünde oturduğu yerden kımıldanıp "peki çağır onu ikna etmenin illa bir yolunu bulurum" dedi kafamı alayla salladım " ne tehtih mi ediceksin, yoksa ona cenneti yaşatmakla mı ikna ediceksin. Hiç sanmıyorum onu kendine çalıştırmak için bir mucize olmalı" dedim. Atlas ısrar edince başka şansım kalmadığını anladım en sonunda kabul ettim. Ama bilmiyor (karia)nın huyunu onun dilinden konuşması zor. İsmi zehirli bir örümceğin ismi olan birinden bahsediyoruz. İsminde bile ne kadar zorlu biri olduğunu belirten birinden uzak durulması gerektiğini bilmiyordu bana bakan kişi. Evet ben bile kendi arkadaşımdan çekiniyordum.
Telefonumu çıkartıp uzun zamandır aramadığım numaraya basıp kulağıma koydum, telefon çalarken nefesi düzenleyip telefonun diğer taraftan açılınca neşeli bir ses kulağıma doldu " ooo ece hanım beni arar mıydınız güneri olmasa hiç bir şeyden haberimiz olmayacak. Hayırlı olsun kovulmuşsun" dedi kahaka atarcasına. Şu an önemli bir konu konuşmasaydım ona neler derdim ama sustum. Evet karia bana ece diyordu çünkü ona da hera dedirtemiyordum ama sadece ikimiz konuşurken ece derdi fakat atlas herkesin içinde dediği için buna izin vermiyordum. Birde karia benim çocukuk arkadaşım asafla aynı yurtta kalmışlardı çocukken. Sonra asaf okula başlayınca onu da zorla yurttan okula yollatmayı başarmıştı dünyanın annesi. Bu sayede tanışmıştık. Karia cevap vermediğimi görünce " aaa sen gerçekten iyi deyilsin.'' Diyince yutkunup " karia buraya gelmen lazım" dedim net bir sesle. Ama o alayla "rüyanda görürsün'' diyince ofladım. İkna etmek imkansızdı nerdeyse.
Ayağa kalkıp atlas ve diğerlerinden uzaklaştım " karia senin için harika bir fırsat var en azından benim için bir bak lütfen" dediğimde diğer taraftan alaycı ses yükseldi " ececim benim zaten bir işim var ne gerek var buna" diyince ısrarcı biri değilim normalde ama konu onun gerçekten sıkıntılı işleri olduğu için burda daha güvenli olurdu. "Bak şöyle yapalım sen tatile yanıma gel o sıra bir bakarsın işe nolur" dememle diğer taraftan bıkın bir sesle " tamam ama işi kabul edeceğime söz veremem" dedi aslında ısrar eden biri olmadığımı biliyordu, bu yüzden kabul etti merak etti. "Tamam sen gelince konuşuru-" diyince telefon kapanma sesi gelince telefonu kulağımdan çekip atlasın yanına gidip " istediğin oldu gelicek" dedim o da ayağa kalkıp "peki teşekürler " diyince fazla yakın olduğu için arkamı dönüp " işim bittiyse gidiyorum" dedim ve onun konuşmasına izin vermeden kapıya doğru yürürdüm. Umarım atlas ikna edebilirdi kariayı çünkü eğer ikna edemese karia en yakın arkadaşı yani güneri abime her şeyi anlatırdı ak kurtlara katıldığımdan başlayıp.
Kapıya doğru ilerlerken birden açılan kapıyla içeri giren alexi görünce ters giden bir şeyler olduğunu anladım. Çünkü alexin normalde umursamaz duran yüzü beni görünce gözü seyreyediğini görünce ters giden bir şey olduğunu anladım atlas ve gizem yanıma gelince Alex kafasıyla dış kapıyı göstererek " sorun büyük" diyince atlas alexin dediklerinden sonra koridora doğru gidince ben de peşinden gittim gizemle. Nolmuştu hiç bir fikrim yoktu ama iyi bir şey değildi. Koridoru geçip gidince malikanenin büyük kapısının oraya varınca gördüğüm yüzlerle nefes alışım durmuştu göğüsüme hançer gibi giren ağrı yüzünden elim göğüs kafesine gitti. Gözlerim kocaman oldu ellerim deli gibi titremeye başladı, ayaklarım boşluğa düşmüş gibi hisediyordum, damarımdaki kan bile gördüğüm şeyle donmuştu.
Elis ve dünya karşımdaydı...
Ak kurt malikanesindeydiler. Yağız elleriyle arkadan tutarak içeri getiriyordu. Ayağımın altındaki durmam için duran mermeri almışlar gibi hisettiriyordum ve gerçekten dengemi kaybedicek gibi olduğumda atlas beni tutsada artık her şey için çok geçti öğrenmemesi gereken kişiler gerçeği öğrenmişti artık çok geçti.
Onlarala göz göze gelmiştim çoktan.
♤□○□●♡●◇■○♤◇
Umarım beyenirsiniz.
Şu an en merak ettiğiniz şey ne?