
Günahkar biri af edilmezdi. Ama o günahkar sevdiği kadın için isminden kendinden her şeyden vaz geçtiyse o günahların hepsi kadına geçer çünkü o isimsizi af etti kadın ve suçlu oydu....
.
.
.
Tepemde avını bulmuş akbaba gibi dolanan elis ve dünya beni soru yağmuruna tutmuştu. Beni onlardan kaçmakla itam ediyorlardı ne yani üç gündür odama kapanıp onlarla konuşmuyorsam. İnsan yanlız kalmak istiyor olamaz mı ne abarttılar
Evet üç gündür odamdan çıkmıyordum ama nedeni onların çenesi değildi... tamam biraz vardı ama asıl sebep yaralarım ve dinmiyen ağrım bu üç gün nasıl geçti bilemedim ağrı yüzünden nefes alamayacak duruma gelmiştim. Ama dosyalar için değerdi.
♡♤♥︎♥︎◇◇◇■
3 gün önce
Eve saat 7 gibi gelmiştim ve evde kimse yoktu her zamanki gibi odama girip yatağın üstüne oturup, kucağımdaki siyah çantayı açtım, önce atlasın başta verdiği dosyayı inceleyecektim mat dosyanın kapağını açıp içindeki iki adet A4 kağdı çıktı birinde annemin isminin yazdığı ve ilk başta ve son katıldığı mahkeme tarihleri, müvekkelinin ismi , savunma nedeninini, kimle karşı karşıya geldiğini ve müvekkelininin yaptığı suçlar kısaca yazılmıştı.
Hızla kağıda göz geçirdim yazan isimler tanımıyordum sadece köstebek başkanın adı vardı diğerlerinin ismini daha önce duymamıştım. Zaten onlarla işim yoktu benim. İkinci kağıda geçince ilk baktığımda, 23 ocak 2067 olduğunu gördüm son girdiği mahkeme yıllıydı hemde öldüğü gündü. Kışın en karanlık günüydü. Zemheri annemin ölüm aydı, aynı zamanda da benim doğum günümdü.Son müvekkili yalçın ak diye geçiyordu. Bu yalçın denen adam hakkında daha fazla bilgi toplamam gerektiğini biliyordum. Diğer yer altından getirdiğim mavi ince dosyayı elime aldım üstünde annemin ismi yazıyordu, dosya gerçekten inceydi ve karnımdaki acıların nedeni bu dosya olunca tek isteğim gerçekten içinden güzel bir şey çıkmasıydı.
Dosyayı açtığımda içinden bir tane pusula, iki mektup ve bir kaç fotoraf çıktı. Önce fotorafları elime aldığımda fotorafları incelemeye başladım birinci fotorafta annem vardı simsiyah saçlarıyla giydiği beyaz elbiseyle harika duruyordu arkasını çevirdiğimde tarih vardı 23 ocak 2067... ölmeden önceki fotorafıydı. Bir kaç saat sonra ölücek biri için çok güzel gülümsüyordu. Sıradaki fotorafı öne alıp ilk baktığımı arkaya koydum. Bu fotorafta ak kurt malikanesi vardı ama rengi siyah beyaz değildi sadece beyazdı belli ki bu fotoraf eskiydi. Bu halide çok zarif duruyordu.
Bu fotorafıda arkaya aldığımda gördüğüm yeni fotorafla kaşlarım istemsizce çatıldı bu fotorafta üç tane minik çok ve bir kadın vardı arkada ise yine bembeyaz ak kurt malikanesi vardı . Çocuklardan sağ tarafta duran sarı saçlıydı ve fotorafa en mutlu oydu yanındaki iki kıza sım sıkı sarılıyordu, ama yanındakikıza daha sıkı sarılmıştı sanki onu bıraksa gidiceğini sanıyordu.
Sarıldığı kızda gözlerim fazla oyalandı çünkü saçları, saçları siyah ve beyazdı. İlk defa benim haricimde birinin Polio sisarka olduğunu görüyordum. Bu fotoraftaki ben değildim ama gerçekten küçüklüğüm benziyordu. O kız da tıpkı yanındaki sarışın kız gibi gülümsüyordu gri gözleriyle sarısın kıza bakıyordu.
En sonundaki kız diğerlerinin aksine gülmüyordu. Sadece gülmemesi tuaf değildi kızın saçları bem beyazdı, sadece saçı değil vücudunun her yeri beyazdı kızı ilk gördüğümde albino hastası zanettim ama kaşları ve kirpikleri yüzünden bu fikrimden vazgeçtim çünkü saçı hariç hiç bir yeri beyaz değildi. Yanında duran köpeğini kızın elini kafasına koymuştu ve köpekte beyazdı.
Kızların arkasında duran 30lu yaşlardaki kadın vardı. Kahverengi saçlı kadının saçında günüş taç gösterişliydi. Kadın bir eli sarışın diğer eli ise beyaz saçlı kızdaydı ortada duran saçı iki renki olan kız ortada olduğu için gölgesi onun üstündeydi. Sanki onu kanatlarının altına almış gibiydi. Kadının giydiği askılıklı lacivert elbisesi, açık boynuna taktığı inci kolyenin rengi aynısı olan siyah inciyi kemer olarak kulanmıştı giydiği deri botlarla dimdik ayaktaydı. Ama benim dikkatimi yüzüğüne takılmıştı yeşil taşlı bir yüzüktü bir Kurt uluyordu ince ve ayrıntılı yüzüğü fotorafta bu kadar ayrıntılı çıkması beni şaşırtmıştı.
Fotorafı iyice inceledikten sonra son kalan fotorafı öne aldım bunda da daha yeninki siyah ve beyaz saçlı kız vardı ama bu sefer önceki fotorafa göre büyümüş gibiydi tahminen o fotorafta 9 yaşındaydı burda 15 yaşlarında olmalıydı. Yanında diğer fotoraftaki sarı yaa beyaz saçlı kız yoktu. Yanında yakışıklı kahverengi saçlı oğlan vardı ve kıza yandan bakıyordu, kız ise elindeki kitabı okuyordu. Bu oğlan gözüme tanıdık gelmişti ama daha önce böyle birini gördüğümü hatırlamıyordum.
Bütün fotoraflar bitince iki adet mektupa yöneldim birinciyi açıp okumaya başladım. El yazısıyla yazılmış olan bu mektuptu. Ve şöyle başlıyordu. Sevgilim ilk aşkım. Artık dayanama
Sevgilim ilk aşkım. Artık dayanamıyorum onu her gördüğümde korkuyorum, nefes bile alamayacak duruma geliyorum. Hayır yanlış anlama bir şey yapmasından değil, tam tersine her gün dua ediyorum bütün hıncını benden çıkarsın diye. Evet tahmin ettiğin gibi yine beni çocuklarımla sınıyoro alçak beni. Ama üzülme sevgilim anlaşma yaptık eğer ona çalışırsam çocuklara bir şey yapmıyacakmış. Şu an sana sarılıp öpmek için her şey yapardım olsun o günlerde gelicek ve evimizde çocuklarımızla yaşayacağız sana baba bana anne diyecekler. Görüşürüz tüm sevgim ve tutkumla seni bekleyeceğim
Sevgillerle. En sevdiğin kadından en sevdiği adama.
Sonda kırmızı bir rujla öpücük izi vardı. Bu mektup baya eski duruyordu, tarih yoktu yada başka bir şey bu mektubun anneme bile ayit olduğunu anlayamamıştım. Fakat biraz düşününce anlaşılıyordu. Yer altında kötebeklerin başı bana annemi tehtih eden biri olduğunu söylemişti ama kim olduğunu o da bilmiyordu.
Bu mektup köstebeğin dediklerini doğruluyordu. Ama annemi bu denli korkutan kimdi. Bu mektubu kime yazdığı barizdi babama, ama neden yazmıştı ki yüzyüze gelemiyecek kadar kötü mü durumdaydı annem.
Bunları düşünürken diğer mektubu alıp okumaya başladım. Bu da el yazısıydı. Mürekkepun yazıları akmış olsada okunuyordu. Su, bu yazılara kıyamamıştı gibiydi. Çanta iyiki su geçirmezdi yoksa bütün emeklerim tuzla buz olurdu. Mektup şöyle başladı
Biliyorum sevgilim. Biliyorum korkuyprsun. Biliyorsun canın ne kadar acıdığını, kendimden ne kadar nefret ettiğimi bilemesin senin yanında olmadığım her saniye kendimden iğreniyorum. Ama geçicek o da anlayacak artık bırakıcak peşini ve sonunda ikimiz buluşucağız ben seni bulucam gözlerim kapalı çünkü elimde senin pusulan var. Seni her zaman gösteren sevgilim çocuğuklarımıza koyduğumuz yönlerle hemde. Kuzeyim yok benim kutayım var. Güneyim yok benim çünkü günerim var. Seninle lorin ağaçların altında buluşucaz. Sevgilerle. En sevdiğin adamdan en sevdiğin kadına
Şimdi anlaşıldı dosyanın içinden çıkan pusula annemden ve babama verilmiş hediyeydi. İkisinin mektuplaşması içimi ısıtmıştı. Abimlerin isminin nereden geldiği anlaşılmıştı kutay abim ve güneri abimin isimleri anlamlıydı. Kardeşim lorinin ismi defne ağacından geliyordu annemin en sevdiği çiçekti defne çiçeği beyaz ve sarı olan yapraklarını çok sevdiğini söylerdi zelina teyzem. Bir de çayını çok severdi derdi teyzelerim. Ama şunu fark ettim benim isimim hakında bir şey dememişti... galiba o kadar önem vermemişleri bana ama lorin dediğine göre ben kardeşimden önce doğmama rağmen neden benim ismim lorin değildi ki?
Mektubu kenara koyup pusulayı açtığımda sivri ucu kuzeyi gösteriyordu pusulanın kapağında iki parmak izi vardı biri beyaz diğeri ise siyahtı kalp şeklindeydi.
Pusula çok hoşuma gitmişti el yapımı olduğu belliydi. Gözlerim kendini kapatırken ben gözlerimi pusuladan ayırmıyordum. Ve en sonunda her şey kararmıştı.Uyanıp tekrar uyumuştum, sonra tekrar uyanıp yemek yiyip ağrılar içinde tekrar uyumuştum kaç kere bu döngü devam etti sırtımın ağrısından kaç tane ağrı kesici aldığımı unuttum.
3 gün sonra
Ve uyandığımda kapımı hayvan gibi çalan dünya ve elis yüzünden uyandım ve beni direk oturma odasına çağırdılar dosya ve fotorafları yatağımın altındaki kutuya koyup aşağa indim oturma odasına direk geçtiler. Bir hoş geldin dedirtmediler, kafamın etrafında dönüp duruyorlardı ve bana neden üç gündür onlara ulaşamadığı soruyorlardı. Ve o an öğrendiğim üç gündür yattığımı öğrendim.
Elis etrafımda dolanırken birden durunca "seni kaç gündür gelmeni bekledik öldük meraktan. Ama baktım da hanım efendi burda yatmakla meşgul" diye bağırınca sağ kulağımı kapatmak zorunda kaldım çok feci bağırıryordu " elis lütfen sus daha yeni uyandım ve kafam şu an bin beşyüz yani ne dersen de şu an sadece uğultu duyuyorum o yüzden biraz daha sessiz" diye uyarınca elis elini beline koyup " ayyy afedersiniz hanfendi özür dilerim sesim seni rahatsız ettiği için, ben burda seni merak etmekten uyuyamayım senin dediğin şeye bak" dediğinde hızla karşımdaki koltuğa oturup ellerini bir birine bağlayıp kafasını diğer tarafa çevirince benimle küstüğünü belli etti.
Başım deli gibi ağrıyordu bu yüzden hızla onları göndermem gerekiyordu. Dünya bana kınayıcı bir bakış attınca, mecburen ayağa kalkıp " eliscim canım özür dilerim, bu bir kaç gün çok yoruldum sende beni anla yorgunluktan ne diyiceğimi şaşırdım" diyince elis bana dönüp " şu arkadaşın ismi neydi " diyince yanına oturup kafamı omzuna koydum elisin benimle konuştuğu için sevindim. Normalde tiribi iki üç gün sürüyordu.
Elisin sorduğu soruya " gize-" diyicekken içeriden gelen asaf elinde semira teyzemin eliyle açtığı börek ve çerez tabağıyla gelip sözümü kesip ''gizem. Baya cana yakın biri" diyip tekli koltuğa bağdaj kurup mutfaktan kendisiyle getirdiği tepsideki böreği yemeğe başladı, hepimiz asafa bakarken ayakta duran dünya abisinin yanına oturup " daha yeni yemekten geldik yine ne yiyorsun abi" derken asafın elindeki tepsiyi alıp ortadaki cam sehpaya koydu ama asaf tekrar aldı " ne ordan buraya kadar yürüdük yine acıktım" dedi ve tekrar yemeğe başladı.
Dünya abisini Allaha emanet edip susunca elis beni dürtü "şu gizemin evini mi yerleştirdiğiniz. Asaf dedi" diyince kafamı salladım " evet ama bir de yerleştirmeden önce temizledik. Ev berbattı görmen lazımdı" dediğimde elis tam dikkat bana bakıyordu "senin için, baya yorucu geçmiş galiba. Arkadaşınla nereden tanışıyorsun bize daha önce bu kişiden hiç bahsetmemiştin" diyince beklediğim bir soru olduğu için "şeyden. Gizem güzel sanatlardan mezun olmuştu, aynı otobüsle kaç kere gidip geldik okula. Az konuşurduk bu yüzden size anlatmamıştım kızı. Bir keresinde Teyzem için gizemden güzel bir tablo hazırlamasını istedim. Semira Teyzem için hatırlamıyor musunuz doğum gününde getirmiştim kuğu tablosunu harika çizim yapar. Üniversite için ülke dışındaydı okulu bitince buraya tekrar gelmek istemiş buradada tanıdığı tek arkadaşı ben kalınca benden yardım istedi bende kabul ettim.'' O kadar uzun konuşmuştum ki nefesim yetmemişti. Ama elis sadece kafasını salladı "ne güzel yardım etmişsin." Dedi Ben de kafamı sallayark ''tabi insanlık ölmedi ya" dedim Elis gülünce ben de güldüm. Yemin ederim saçlarımın dibi gerginlikten terlemişti.
Elis ayağa kalkıp "eeee o zaman bizi o kızla tanıştırırsın hera değil mi. Hem kızın kimsesi yok dedin bizimle tanışınca bir isteği olursa arar bizi değil mi?" Dediğinde bende ayaklandım "ne gerek var hem kız yorgundur." Diyince elis " yok fazla kalmayız bir kahve içip kalkarız hem yeni evi için bir kaç şey alırız dünyayla" diyip dünyayı gösterince dünya kafasını sallayınca '' olur" dedi. Ben ise sadece gülümsedim "peki ben söylerim yanın geliceğimizi'' demekle kaldım.
Elis dış kapıya yürürken " tamam yarın 12 buçuk gibi da seni ararız ordan evi için bir şeyler bakıp sonra geçeriz o zaman evine" derken çoktan tüylü ceketini giyiyordu. Ben ise sadece gülerek kafamı salladım.
İçerde dünya asafın elindeki böğrekleri koymaya çalışıyordu, ama asaf hepsini ağızına koymaya çalışıyordu dünya ise " çatlican artık abi yeter" diye söyleniyordu. Zor da olsa dünya asaf yemeden tabağı elinden almış ve tabi bize çarpa çarpa asafı attı dışarı çıkarmıştı. Semira teyzem böğreği için bu kavga çıktığı görse önce zelina teyzeme havasını atardı sonra asaf için iki tepsi daha böğrek yapardı.
Elisle sözleşince o da merdivenleden inip müstakil evimizin bahçesinden gidince. 7 dakikam vardı elis gözden kaybolduğundan emin olunca hızla kapıyı kapatıp üst kata odama koştum. Her yere bakmaya başladım telefonum nerdeydi en son yatağın üstünde diye hatırlıyordum. Ama yoktu yatağın dört bir köşesine baktım ama yine yoktu. Hızla elbise dolabıma baktım ve ordaydı. Ak kurtları araştırnca yatağa koyduğumdan emindim oysaki fazla zamanım olmadığı için üstelemedim.
Neyse fazla ötelemeden telefonu şarja koyup iki dakika bekledim sonra hemen açılan telefonumun arama yerine basıp durdum, cebimden asafın telefonunu çıkarıp açtım asafın telefon kilidi olmaması işime geldi. Evet ne olmuş arkaşımın telefonunu ödünç almışsam bir şey olmazdı zaten birazdan gelir unutum der alırdı hep olurdu. Nasıl mı almıştı dünya zorla asafı çıkartırken bana iki kez çarpınca çaldım. Çaldım demeyelim de aldım,ödünç, elim benden habersiz cebime koymuş diyelim. Bu yüzden zamanım sınırlıydı.
Hızla asafın telefonundan arama yerine girip geçmişe girdim bir kaç tane daha isimsiz sadece numara vardı aralarından gizemi beni sormak için aradığı saat olan 12 deki aramalara baktım ve şanslıydım ki sadece bir numara vardı.
Hızla kendi telefonuma numarayı girdim ve emin olmak için aradım. Telefon başta çaldı ama sonra gelen sesle içim rahatladı gizemin hafif ince hafif meraklı sesi gelince gerginlikten nefes nefese kalan nefesimle "gizem benim hera seninle acil konuşmam gerekiyor ama seni 15 dk içinde arayacağım ve anlatıcam onlanları şimdi bu yüzden soru sorma, kapatıyorum" dememle karşı taraftan cevap beklemeden telefonu kapatım.
Acelece ayağa kalkıp dışarı baktım camdan ve görünürde kimse yoktu bu yüzden asafın telefonunu elime alıp arama kısına yeniden girip gizemin telefon numarasını aradığımı gösteren yeşil tike basıp ayarlara girip sadece gizemin olduğu numarayı sildim. O sıra bahçeye giren kişiyi görünce koşarak dış kapıya koştum son olarak dosyalardan arama yerini silip kapının çalmasıyla kendimi oturma odasına attım ve daha yeni asafın oturduğu tekli kotuğun kenarına telefonu koyup, mutfağa koştu. Nefesimi düzenleyip elime bulaşık detejanı sürüp köpürttüm kapının çalmaya devam eden sesiyle o tarafa gidip kapıyı dirseğimle açtım karşımda duran asafa yapay bir şekilde kaşımı kaldırarak "niye geldin. Biliyorsun ama yinede söyleyim börek bitti'' dememle asaf önce elimdeki köpüğe baktı sonra dudağının kenarıyla gülümseyip " yok telefonumu unutmuşum yine. Onu alıcam" diyip içeri girip birkaç dakika sonra tekrar yanıma gelip kapıdan çıkınca " yıka köle bulaşıkları" diye bağırınca elimdeki köpüğü ona sürüp "şükret yorgunum yoksa bu bulaşıkları süngerle değil senin o kıvırcık saçınla yıkardım" dedim asaf kaşını çatıp " bunu yeni almıştım heroşko " dedi ve üstünü peçeteyle silerken söylene söylene gitti.
Fazla bir şey demeden kapıyı kapatıp yukarı odama çıktım odaya girince kenardaki havluyu alıp elimdeki son kalan köpükleri silip telefonumu elime alıp daha yeni kaydettiğim isimsiz numaraya bastım.
Biraz bekledikten sonra telefon açıldı ama kaşı tarafta gizemin sesi yerine erkek sesi gelmesiyle numarayı konturol ettim ama gizemin numarası olduğuna emin olunca karşı taraftan gelen sesle yeniden kulağıma koydum telefonu " alo ece, iyi misin" bunun atlas olduğunu nereden anladığımı sormayın artık bir zahmet.
"Ece kadar kafana taş düşsün atlas.!" dedim sinirle onun yüzünden ne hallere gelmiştim diğer taraftan gelen gizemin gülme sesiyle sabır çektim. Bu kız her şeyi atlasa mı yetiştiriyordu iyi ki bir aradık neyese sonra gösterirdim ona. Karşı taraftan "noldu her zamankinden sinirli olmanın nedenini öğrene bilir miyim?" Demesiyle tek bir kelimeyle anlatırdım derdimi ''nedenini mi soruyorsun söyleyim. Nedeni ak kurtlar yani sen." Diye resmen bağırdım sonra mecburen atlasa neler olduğunu anlatım bu başımdaki derdi o açtı ve o kapatıcaktı.
Atlas " tamam şimdi sana bir konum göndericem ve oraya götür arkadaşlarını sonrası gizem ve senin oyunculuğunuza kalıcak" demesiyle bu sorunu bu kadar kolay çözmesini beklemiyordum ne yalan söyleyim.
Sonra telefonu gizeme verip nerdeyse bütün akşam senario kurup her şeyi ezberledik. Ben yalan konusunda usta değildim, tamam bu fazla büyük bir yalan çarpılmadan geri alıyorum. Ben sadece bazı konuları arkadaşlarımdan gizlemek için onlara ufak tefek gerçek olmayan şeyler anlatıyordum. Evet bu daha iyi
♤□●■♤♡◇
Saat 12ye geliyordu ve ben yine yollardaydım. Dünya beni arayak gönderdiği konuma gelmemi söyledi ordadan Pazara sonra gizeme geçeriz diye anlaştık bende yürüyerek kapalı çarşıya gittim. Yolda gizemle konuştuklarımızı gözden geçirdim. Bana yalancı diyor gizem ama o sanki bu günü bekliyormuş gibi davranıyordu.
Dünya ve elisi görünce onlara doğru yürüdüm kendi aralarında kavga ediyor gibilerdi, yanlarına varınca sustular onlara nolduğunu sorsamda hiç bir şey yok diyip geçiştirdiler beni. Elis" hangi hediye daha iyi olur sence hera dünya boya takımı ve vazo alalım diyor ben ise güzel koku yada porselen tabak takımı alalım diyorum sence" diyen elis konuyu değiştirince gülümsedim çarşıyı göstererek "girelim buluruz bir şeyler hadi'' dememle dünya benim ve elisin koluna girerek " iyi o zaman hadi ilk abimi bulalım yine bir yerde tıkınıyordur" diyince bizi sürükleyerek kalabalık çarşı yollarına sokunca gitmeye başladık. Asafın olduğu dükana girerek bizde bir şeylere bakındık asafa bakarak "bizi bırak sen gidersin fazla durmayız bizde zaten " diyince asaf elindeki fincan takımını elise gösterirken bana dönüp ''niye ben gelemiyorum hera sizinle hem bende kızı merak ettim" demesiyle elindeki fincanı elise verek yanıma gelince "gizem biraz utangaçtır elis ve dünya kız olduğu için fazla çekingen olmaz ama seni görürse elis ve dünyayla bile açık konuşamaz'' dememle elisde bana hak verip asafın gelmemesini söyleyince asaf mecburen kabul etti. Ama bu dediklerim yüzünden çarpılmadığım için şükrediyorum gizemi de utangaç kız yaptım ya artık rahatca ölebilirdim.
Elis ne alıcağını bulamadığı için gizeme çeyiz dizmeye karar verdiği için bayadır buradayız. Şakasız her şeyden almıştı nerdeyse özellikle seçemediği için üç tane fincan takımı, iki adet mini mayaj aynası, beş tane kokulu mum, bir tane vazo, iki tane elbise aldı. Evet hesini aldı dünya yazık fırça seti ve oyuncak ayı almıştı ben işine yarar diye fotoraf çerçevesi ve kitap almıştım asaf gelmesede hediye vermek için kolye ve bilezik takımı almıştı.
Herkez hediyesini paketletip asafa verdi o arabasına götürmesi için verdi o hediyeleri arabasına götürürken biz etrafa bakınıyorduk. Birden elis bize bir yeri işaret edip "falcıya gidelim mi nolur" diye sorunca dünya direk " hayır ya. Ben onlardan değişik hareketlerinden korkuyorum, gitmiyelim." Diyip bana sırnaşınca elis " dünya valla sen istemeden sana bir şey demicek hem yanında ben ve hera var bir şey olmaz'' diyince dünya karamsar bir şekilde bana bakınca "elis istemiyor hem dediklerine inanıcak kadar salak olmadığını düşünüyorum." Dedim Elisin yüzü düşünce ellerini cebine koyup "tamam ya iyiki bir şey istedik" diyince dünya beni dürtüp kafasını tamam diye sallayınca ofladım " tamam ama 15 dakika ve sadece kendine baktır dünyadan uzak dursun" diyince elis gülerek bize sarıldı elindeki mini tutmalık çantasını sallaya sallaya bizimle değişik bir dükkanın önüne geldiğinde hızla içeri girdi ben ve dünya dükkanın dışını inceledik.
Kacaman bir üç boyutlu fincan ve kartlar vardı iki tane kapının üstündeki kocaman el bize gel gibi yapıyordu. Dünya bana biraz daha yaklaşıp içeri girdik. Ve daha kapıdam girer girmez birden biri bize çarptı öyle hızlı çarptı ki çarpan kişi yere düştü biz dünya ile dengemizi koruduk son anda, kapşönlü kişi up uzun şeyler giymişti ki yüzü tam olarak görünmüyordu, dünya yerdeki kişiyi kaldırmak için eyildiğinde yedeki panikli bir sesle hızla elini kaldırdığında " dur" dedi elindeki mor taşlı bileklik göründü sesinden kadın olduğunu anladığım kişi ayağa kalktığında şapkasının kenarından bizi gördü ama biz hiç bir şekilde kadını göremedik. En son kadın koşarak bizim yanımızdan uzaklaştım. Kadın gözden kaybolunca içeri girdik, içeride en az dışarı kadar garipti her taraf bir birinden tuaf saatler doluydu. Guguklu saat, duvar saati, akrep ve yerkovan dönmesi yerine sayıların döndüğü bir saat, tavandaki erimiş gibi duran saat ve gittiğimiz salonun yerinde tam ortada su saati vardı. Her taraf değişik desenlerle kuşalıydı yapay örümcek ağları her taraftaydı.
Elisle biraz bekledik sonra bir kadın gelip ön ödeme alıp içeri alınca gittik bu oda diğer odaya göre biraz daha topluydu. Karşımızda duran yaşlı kadın vardı kafasında başörtü koymuştu, ellerindeki siyah tırnakları up uzundu boynuna taktığı çeşit çeşit kolye ona ağırlık yaptığı için beli yanuk duruyordu, yüzü yaşlılıktan dolayı sarkmıştı.
Bizi buraya getiren kadın bizi içeride yaşlı kadınla yanlız bırakıp gidince kadının kapalı olan gözleri açınca açık mavi gözleri ortaya çıktı. O an anladım kadın kördü yaşlı kadın bizim olduğumuz yönün tersine bakarak eliyle önündeki koltuğu göterek "gel bakalım güzel hanım" diyince elis hızla oturunca yaşlı kadının bakışları durdu elis bize dönüp gülümsedi. Yaşlı kadınbirden elini açarak "koy" dedi sadece elis narin ve bakımlı elini kadının, büyük, yamuk, kırışık eline koyunca kadın elisin avuç içinde elini gezdirmeye başladı teker teker bütün parmaklarında gezindi elleri sonra başını kaldırıp bir süre sustu. O sıra dünya ve ben onlara daha çok yaklaştık.Kadın bize elisin yanını işaret edince bizde oturduk.
Kadın elise dönüp "her parmak bir şeyi ifade eder tatlım. Baş parmak ateş elementini temsil eder, lider ve gücünü temsil eder. İşaret parmağını hava elemetini temsil eder moda amacıyla kullanılır. Orta parmak eter elementi dengeyi temsil eder. Yüzük parmak toprak elementini evliliği sevgiyi temsil eder. Serçe parmak su elementini temsil ediyor ve aile bağlarını temsil ediyor" dediğinde elis tam dikkat kadını dinliyordu. Dünya bile ilgili bir şekilde dinliyordu.
Kadın elini elisin elinden çekip bacağına koyup " ah tatlın vah sana'' diyince elis kadına bakarken kadın elini omzuna koydu " ellerinde bir yılan var senin; bıraksan etrafındakiler zehirlenicek tutarsan sen. Ama sen bırakmıyacak kadar vicdanlı birisin, ama bırakıcak kadar da korkuyorsun yılan elini sokunca artık hiç bir şeyin kalmıyacak. Sen zaten çoktan suyun içinde boğulmuşsun. Ama sen toprağa sığınmışsın ama bilmiyorsun yakında toprağın altında kalıcaksın" dediğinde ben elise baktığımda kaşını çatmıştı. Bizim bilmediğimiz bir şey hakında konuşuyor gibiler.
Kadın elini omzuna koydu ordan ilk elini kaldırmadan elisin kalbine sonra midesine en son karnına tutup "seni susturucaklar tatlım, sen o yılanı tutmaya devam edersen yaşıyacağın tek duygu yanlızlık olur." Dediğinde elini tekrar bacağına koydu " senin anlayacağın dilde söyleyim. Ölüceksin ve sonsuza kadar kimse senin bedenini bulamayacak toprak bile seni arayacak ama bulamayacak" demesiyle elis hızla kadının eline vurup ayağa fırladı. "deli ve sahtekar bir büyücüden ne bekliyorsam" diyip arkasına bakmadam gitti.
Dünya koşarak elisin arkasından gidince bende kalkıcakken kadın kolumdan tutu ve yeniden kalktığım yere oturtup " sırada güzel kızda aslında ilk seni çağırdım ama arkadaşın daha istekliydi" dediğinde kaşımı çatıp kolumu ondan kurtarıp "ne saçmalıyorsun ben gelmedim fal bakmaya buraya arkadaşım geldi. Yani senin anlayacağın dilde senin saçmalıklarını ben dinlemeye gelmedim" diyip ayağa kalkıp gidicekken " dişi bir kurt görüyorum. Gerçeğin peşinde koşan ama yanlış zamanda yanlış yerde olduğu için saçmaladığını görüyorum. Söylesene hera günahkar bir ruhu af eder misin"dedi kadının gözünün içine bakıyordum ama o beni göremiyordu.
Kafamı salladım sanki görücekmiş gibi " hayır çünkü o günah bana kalmasını istemiyorum" dediğimde kadın gülümsedi " içindeki minik kurtcuklar seni çürütüyor değil mi? Yanlış kişiyi dost, arkadaş, kardeş, aşk sanıyorsun hatalı bir yoldasın ve bu yol dikenler var bunları göze alıyor musun ." Dediğinde başımı dikleştirip " belki bu sefer yanılan sensindir'' dediğimde kadın güldü " içeri girdiğin ilk dakika senin ve diğerlerinden buram buram kurt kokusu geliyordu, senin gözlerindeki kırmızı kanı gördüm senin senden sonraki kişiliklerini gördüm . Sence yanılma ihtimalim var mı" diye sordu. Dudağımı büzdüm " hayat öyle bir duruma seni sokar ki bazan zehirli bir yılanı koynuna alırsın bazen de seni dikenli yollarda yürütür ama sonunda illa güzel bir şey gelir başına" dedim ve kapıya doğru yürüdüm tam çıkıcakken durdum kadına dönüp.
" eğer dikenli bir yoldaysan, doğru yoldasın demeksin güllere yaklaşmaya başlamışsın" diyip dükkandan çıktıp arabaya doğru yürümeye başladım
◇♤●□♡●♡●■●■○♡. Umarım beyenirsiniz
