
Gökyüzündeki parlayan yıldızlar en güzel şey olmalı..
.
.
.
2 ay ne kadar kısa olduğunu yeni fark ettim. İşime dönmek içi sadece 1 ay 23 gün kalmıştı ve ben şimdiden yeni bilgilere sahiptim ama bu bilgiler sandığımdan daha zor elde ediniyordu. Önce kulağımın dibinde silah patladı sonra sert akıntının içine atladım ve o suyun içinde sırtım ve mideme gelen kayalar yüzünden şu an zor yürüyordum, evet kabul ediyorum her işin bir bedeli vardır.
Ama bu neyin bedeli birkaç dosya için değer mi bunları yaşamak.
Sebastian benim aksime dik ve düz yürüyerek merdivenleri çıkıyordu. Bu kadar mediven neden vardı hala anlam veremiyordum. Tamam iyiki bir şatonuz var resmen medivenler benim inadıma artıyordu. Karnıma her türlü sancı giriyordu ve bunu hiç bir şekilde gizleme gereği duymuyordum. Ağrıyorsa napayıp bu merdivenleri yapan utansın başta.
Sebastian rengarek bir kapının önünde durdu, kapı rengarek boyanmıştı üstünde çocuklar vardı oyun oynuyorlardı en altta ise rengarek küçük eller doluydu. Bir anaokulu kapısı gibiydi.
İçeri girdiğimizde aynı kapı gibi rengarek duvarlar bizi karşıladı, büyük odanın her yerinde bebekler, arabalar yapbozlar, bloklar vardı daha fazla şeyler olsada fazla duramadan odanın içindeki başka bir odaya gidik.
Ve sonunda gizemi görmüştüm umay ile beraber yemek yiyorlardı ama yanlarındaki iki erkek çocuk onlarla konuşuyordu Sebastian beni onların masasına yönlendirdi ve gitti. Ben etrafı inceledim bu oda diğeri gibi renkliydi ama burda oyuncak yoktu masalar ve masalarda yemek yiyen çocuklar vardı. Odada toplam 7 tane çocuk vardı ve hepsi şu an her masada yemek yiyorlardı beni gören çocuklar gözlerini bendeydi, ben sadece gülümsemekle yetindim.
Gizemin yanında geldiğinde gizem iki çocuğun anlattıklarını dinlerken bıkmış gibiydi " gizem! Senden bunca zaman boyunca senden ne istedik ayda yılda bir, bir istekte bulunduk" dedi çocuklardan kumral olan gizem derin bir nefes verip " atalay canım ben şimdi çalışanlara, durun çalışmayın diyemem başta sizin yemek saatiniz," dedi.
Birden yanındaki esmer çocuk " vallah onu bilmeyiz ama sen bu çalışanları durdurucaksın" dedi emir verir şekilde gizem kaşını çatıp " Allah, Allah bak sen erkan beye. Sen bana emir mi veriyorsun. Hem başta olarak nedenini açıklaman gerekiyor bana" dedi gizem. Erkan denen çocuk bıkkınca elini saçına daldırdı. Bu çocuğun davranışları yetişkin birinin davranışıyla birdi .
Gizem kafasını kaldırdığında beni yeni görmüş gibiydi. Bana " ben sen gidersin sanmıştım oysa burdasın hala. Hayırdır niye burdasın " dedi alayla söylediklerine karşı " sanada selam gizem. Beni bu kadar sevdiğini fark etmemiştim sağol" dedim onların karşısına oturuken.
Gizem önündeki tabağı göstererek "aç mısın, bir şeyler yer misin" dediğinde kafamı salladım " yok teşekürler daha yeni çok güzel doydum ben" diyerek gizemi geri çevirdim. Daha yeni çok güzel el yapımı hakaretler yemişim olay...
Gizem tamam der gibi tabağındaki börekten bir ısırık aldığında çocuklardan biri kolunu çekerek "gizem hadi çok uzadı lütfen, hizmetçileri kov gelmesinler" dediğinde gizem ağızındakini zar zor yutup " ya bi yemek yedirtmediniz" diyip elindekini bırakıp çocuklara dönüp " çocuklar siz şu an bir iş düzenini bozmamı istiyorsunuz. Bu benim elimde değil ki " dedi çaresizlikle
Çocuklardan esmer olan " gizem bizi kandırma istesen bu düzeni bozarsın hadi ya bizim için dünyayı yakarım demiştin, senden dünyayı yak demiyoruz ki hizetçilerin dinlensinler diye durdurmanı istiyoruz" demesiyle gizem gözünü devirip " tamam lan! Tamam ama ilk önce nedenini söyleyin ben dedurdurucam çalışmaları" dediğinde iki çocuk birbirine baktılar . Sanki sen söyle, yok ilk sen söyle der gibi.
Gizem iki çocuktan cevap beklerken birden yanımızda bir kız çocuğu belirdi daha bir şey söylemeden " gizem şu yok mu" dedi fesat bir sesle erkan denen çocuğu göstererek kafasını salladı " sevdiği yorulmasın diye bütün hizetçileri durdurmak istedi" demesiyle hepimiz sarışın kıza şok içinde baktık. Bu sarı fare nerden cıkmıştı böyle
Kısa boyuna inat mor uzun bir elbise giymişti, giydiği minik topuklu ayakkabısı, omuzundaki çamtasıyla uyumluydu taktığı küpe ve kolyesiyle çok tatlı duruyordu. Ama konuşma şekli gıybetçi teyzeler gibiydi bu kızı semira teyzemle tanıştırsam var ya ortalığın anasını ağlatırlar.
Gizem şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez bir şekilde " ne- ne sevdiği mi" diye geveledi kendi kendine bunu sindirmeye çalışırken kumral olan oğlan atalay kızın yanına gidip " ne saçmalıyorsun kardeşim güzelim gizem ablana şaka olduğunu söylesene. " dedi kızı dürterek "gizeme innme indi Helen" demesiyle küçük kızın isminin Helen olduğunu öğrendiğim. Küçük kız abisine gözünü kısıp " zaten siz demiyecek miydiniz, ben dedim kurtuldunuz. Hem Ben sizin için gelmedim buraya" demesiyle göz ucuyla bana bakarak gülümsedi " ben güzelle tanışmaya geldim " diyerek bana el sallayıp yanıma gelince benim için ayrı bir süpriz oldu bu kız beni mi beyenmişti. Ay ben bu kızı kütür kütür yerdim.
Kız yanıma nazlı nazlı gelip " merhaba ben Helen senin adın ne" dedi daha yeni fesat çıkan sesinin aksine bu sefer ince çıkmıştı sesi. Kıza dönüp " selam bende hera " elimi uzatarak "tanıştığıma memnun oldum " dememle kızın yanakları kıp kırmızı oldu. Gülmemek için kendimi tutum o sıra birden Heleni itip onun için uzattığım eli tutaran başka bir oğlan çocuğu " bende memnun oldum güzel ganım efedi bende akay " demesiyle elimi öpüp yanımdaki sandalyeye oturduğunda sarışın kız sinirle " akay bak seni döverim yine doktorlara gidersin" demesiyle çirkefleşen Helene baktım bu kız yanıma oturan çocuğu hastanelik mi etmişti şaşırtıcı böyle oyuncak bebek gibi duran kız yanımdaki akay denen çocuğu dövmesi görüntünün yanıltıcı olabiliceğini kanıtlıyordu.
Helen ve akay kavga ederken gizem atalay ve erkandan laf almaya çalışıyordu, erkanın hoşlandığının kim olduğunu merak eden gizem birazdan utanmasa çocukların yakasına yapışıcaktı. O sıra odadaki son kalan 3 çocuk da yanımıza gelmişti.
Dikkatimi çeken el ele tutuşmuş oğlan ve kız çekti oğlan 6 yaşlarında iken kız 8 yaşında gibi duruyordu. Oğlan kumral iken kızın saçları sim siyahtı, gözleri de saçlarının karalığını almıştı ama ten rengi porselen bir bebek gibi bem beyazdı. Güneş yakıcı ışını tatmamış bir kız gibiydi.
Oğlan kızın biraz arkasında duruyordu gürültüyü sevmiyordu ve bu fazlasıyla belliydi yanında onlarla gelen esmer kız somurtmuş bir şekilde ellerini bir birine bağlamıştı. Bu bakış tanıdıktı.
Gizemin sesiyle o tarafa döndüm merakla erkana bakan gizem çocuğun içine giricek gibi yaklaşmıştı arkadan onu tutan umay gizemi uyarıyordu sesizce ama gizem pek umursamıyordu. Helen yanıma yaklaşıp ellerini saçıma götürüp "gerçek rengi mi" diye sorduğunda kafamı salladığımda heycanla " benimkide seninki gibi olur mu" diye sorduğunda yüzümü buruşturdum bunun ne demek olduğunu anlayan Helen yüzü hafif düştü. Ona bana özenmemin iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum, ama sen gel bunu gözlerime hayranlıkla bakarken kıza söyle.
Helen saçımla ilgili bir şeyler daha sorarken yeni gelen kahverenkli saçlı kız " ıyyy onun saçı hiç güzel değil ki bir kere Helen baksana yarısı yaşlanmış yarısı geç kalmış cadılar gibi igreç " diyip kusma sesi çıkartınca herkez susmuştu sadece onun kusma sesi yankılanmştı yemekhane olduğu sandığım yerde. Tabi ki 7 yaşındaki bir kızın dediklerine takılmayacaktım, ben bunları kendi kardeşimden duymuş kişiyim yani pek etki etmez bunlar bana...
Uyarıcı bir sesle akay kıza " azra misafirimize nasıl böyle şeyler söylersin, söylediklerin seni aptal gibi göstedi herayı değil '' demesiyle azra olduğunu anladığım kız "benimle düzgün konuş abi yoksa seni anneme söylerim" demesiyle akay onu taklit edip sesini inceltip " sEnį aňNmê söýļēřįm" akayın değişik bir şekilde söylediklerinden sonra azra denen kız "istediğini söle bunun saçları iğreç" demesiyle helen benim koluma yapışıp " senin saçların gibi iğreç olsun benim saçlarım " dedi ardından azra tekrar " yaşlı nine" dediği gibi Helen "senin gibi yaşlılar güzeli olabilir miyim'' söyledikleri azranın hoşuna gitmemiş gibi "anime kızı gibi komik ve saçma görünüyorsun" bunu söylemesiyle Helen " biliyormusun ben anime kızlarını çok severim en sevdiğim anime kızı anya ama şimdi karar verdim n sevdiğim sensin" dedi. Bu kız beni övüyor mu? gömüyor mu?
Azra bir şey daha diyicekken siyah saçlı kız elini kaldırmasıyla açık olan ağazını kapanması bir oldu siyah saçlı kız yanıma yaklaşıp " Saçına yıldızlar düşmüş " demesiyle gülümseyip yeniden masalarına geçip yemek yemeğe başladılar. Bu kız kimdi ki yanındaki çocuğu hiç bir şekilde yanından ayırmıyordu kardeş olmalılar. Burdaki kimse inkar edemez kız burdaki herkezden ağır başlı ve güzeldi.
Bunları düşünürken kapıdan gelen küçük kız tepsiyle yemeği bu tarafa getirirken zorlandığı her haliyle belliydi neden kendinden katca büyük şeyi taşıyordu ki arkasında gelen şişman kadın onu kapıdan çağırsada kız onu dinlemeden bize doğru geldi. Birden erkan hızla kızın tutuğu tepsiyi alıp " napıyorsun kalbin acıyacak " diye kızınca kız ellerini bağlayıp "sanane işimi yapıyorum sana sorucak değilim" demesiyle erkan elindeki tepsiyi kenara koyup "atlas dayım seni bana emanet etti yoksa meraktan değil " demesiyle kız gözünü devirip şişman kadının yanından geçip gidice erkan hızla kapının önünde duran kadına yaklaşıp " ben size o inatcı kıza iş vermeyin demedim mi" diye kızınca şişman kadın "erkan bey napalım sizin dediğiniz gibi çok inatcı yapma diyoruz daha çok yapıyor. Simay'a söz geçiren tek kişi malum atlas bey ondan kimseyi dinlemiyor" diyip açıklama yapınca arkasını dönüp gitti.
Adı demek ki simay'dı bazı parçalar yerine geliyordu. Helen kulağıma yaklaşıp " sevdiği kız o" dediğinde bunu anlamıştım ona fark ettirmeden onun için endişelenmesi ama anlayamadığm neden kız için bu kadar korkmuştu kalp Falan dedi ama pek üstelemedim. Fakat gizem resmen çıldırdı " erkan o mu '' dediğinde hakan bıkkın bir şekilde duruca gizem sert bir şekilde " siz kaç yaşındasınız böyle iş mi olur " diye isyan edice erkan oflaya oflaya " gizem istersen abartma yok öyle bir şey " desede gizem erkanın elini tutup " sen bu kıza yanıksın da üstelemeyim artık" demesiyle erkan elini tutan gizemden ayrılıp gitti. Gizemin arkasından fırlayan umay "off saçmalamayın lütfen bunlar daha çocuk lütfen kendinize gelin. Ve çocuklar siz de yemeklerinizin başına yoksa yarım saat ceza almak zorunda kalırsınız" demesiyle yanımda oturan akay yanağımdan makas alıp " sonra görüşmek üzere " dediğinde kafamı salladım bu çocuk çok fenaydı Helen üzgünce " yemek saati 20 dakikaya bitiyor beni bekle tamam mı" dedi üzgünce helenin bu tavrına " tamam bekliyorum seni'' diyince hızla koşup abisinin tepesine çıkıp " ileri abi '' dedi atalay ise kardeşinin bacağından tutup masaya yürümeye başladı.
Bu çocuklar çok garipti hepsi birbirinden garipti gizeme dönüp "bunlar kim " dememle gizem artık rahat bir şekilde böğreğini yerken " ak kurtların yavruları" diyip ağızındakini yutup "seni seven kız yani Helen ve abisi atalay naz ve hazrın çocukları, seni sevmeyen azra ve ikizi akay dilan ve talhanın çocukları" demesiyle soğumuş çorbasından bir yudum alırken ben zaten anlamıştım bu azranın bakışlarından ama akaya şaşırdığımı söylemeliyim galiba akay babasına çekmişti.
Gizem " erkan faruk ve esranın tek çockları ve göz bebekleri" dediğinde gizeme "şu kız ve oğlan kimin" dememle gizem siyah saçlı kıza ve kumral oğlana baktı gülümseyip " vennesa ve ayaz mı " diye sorunca siyah güzel saçlı kızın isminin vennesa olduğunu öğrendim. Gizeme kafa sallayıp "onlar buket ve hakanın çocukları " demesiyle şaşırdım buket yaşlı birisi olduğunu kabul ediyorum annemin arkadaşı ise en az 40 yaşında ama çocuk doğurması şaşırtıcıydı.
Ama büyük patlamadan sonra bir çok insanın biyolojisi değişmişti. Artık kadınlar 60 yaşında bile çocuk doğura bilirdi ama çocuklar sağlam çıkamıyordu. Bazı çocuklar çok unutkan olabilirdi ama bazıları 3 yaşında itibaren her detayı hatırlaya biliyordu bu da başka bir lanet gibiydi ne yazık ki Ben o gurubun unutamayan kısmındaydım...
Gizem erkanı göstererek " simayı buraya getiren atlastı onu sokakta bulmuş her yeri yara bere içinde geldi zavalıcık bir kaç adam simaya yaklaşmak istediğinde atlas son anda yetişmiş çükü kız o an kalp kırizi geçiriyormuş," dediğinde gözlerim büyüdü "ne " diye bildim sadece gizem kafasını salladı "evet bizde senin gibi tepki verdik. Kız meğer kalp hastasıymış yazık koca adamlar üstüne gelince korkudan kalp kırizi geçirmiş, atlas buraya geldiğinde simayı ilk gören erkan olmuş, atlas onu doktorlara verip kapıda ikisi kalmış atlas erkana bu kız artık sana emanet demiş ve erkanda onun dediğini gibi simayı gözünden sakınır ama ben bile aşık olabiliceğini düşünmedim tamam şipledim ama fazlası yokbenim içinde süpriz oldu" dedi ama benim düşündüğüm kızın kalp hastası olması bu yaşta ne üzücü ne düzgünce koşa biliyordur nede düzgünce yatabiliyordur yazık. Demek atlas kızı buldu iyiki bulmuş yoksa kim bilir ne olurdu.
Gizem beni dürtüp " hera sana bir iyi bir kötü haberim var " demesiyle gizeme döndüm " noldu" diye sorduğumda gizem " Hatırlıyor musun yer altına inmeden önce sen birini aradın" dediğinde şüpeci bir şekilde "evet de şu an ne alaka" diye sorduğumda gizem ağızını açtı am umay onda önce davranıp " senin arkadaşlarından biri gizemi aramış" dediğinde kafamdan aşağı kaynar sular döküldü, ne dedi bu kız ay tansiyon, kalp falan fırladı bende.
Kafama sertce vurdum tabi ararlardı arkadaşlarını evden çıktı saatler önce ulaşamadılar korkarlardı. Bunu yapan dünya olsaydı arkasına ordu takardım ama ben dünya değilim ki.
Kafamı sertce masaya vurup öyle durduğumda," gizem iyi haber nerde çünkü nereye bakarsam bakayım iyi haberi göremiyorum da " dememle kafamı kaldıran gizem "ben konuştum seni akşama bekliyorlar" demesiyle kaşımı istem dışı çattım "kimle konuştun, ne dedin, o ne dedi" sorularımdan birini seçip konuşmaya başladı "kim olduğunu bilmiyorum ismini sormayı unutum ama sesi çok yakışıklıydı hem de hadinden fazla içimdeki kelebekler halay çekti resmen" diyip nefes vardiğinde umaya baktığımda o da tıpkı benim gibi baktığını fark ettim "gizem" dedim uyarıcı bir şekilde gizem kendine gelip " seni sordu bende yeni taşındığım için bana ev için yardım ettiğini söyledim o ise ne zaman geliceğini sorduğunda işimiz bitmesede akşama geliceğini söyledim o ise teşekür edip kapatı ama kapatmadan önce kolay gelsin dedi..." gizemin içi gide gide anlatığını dinleyip kafamada bir çizerge hazırladım bana sorulucak her soruyu düşündüm ve cevaplarıyla hazırladım.
Ama girkaç sorunun cevabını ne söylersem söyleyim ikna olmazlardı ve o an sinirden napıcağımı bilemedim. Ben buraya nasıl düşmüştüm burası cezaların en beteri neden burdaydım ya ne gibi bir günahımın bedeliydi bu ak kurtlar belki benim yerimi almak isteyen milyonlarca insan vardı ama ben burada durmak istemiyorum.
Bu sinirle birden " ne arıyorsunuz beni ya demek aramıyorum işim var ne üsteliyorsunuz yok bi heraya zorluk çıkartalım da işi gücü zor gitsin değil mi ama asaf aramaz kesin o iki çiyan zorla aratı beni yoksa asafın bu kadar hayvan olucağını düşünmezdim" dedim sinirden ağızıma ne gelirse söyleyince rahatlamıştım am birden gizem " demek ismi asaf. İsminin bile bir karizması var resmen off" diyip dirseğini masaya koyup avuç içini yüzüne koydu. Yemin ederim bu kızın eceli benim elimden olucaktı.
Ayağa kalkıp " gizem bi git yoksa elimde kalıcaksın vallah'' diyip kapıya doğru yürürken birden cırtlak bir sesle Helen bana doğru koştu " hera nereye beni bırakma olur mu" diye bacağıma yapışan kıza " olur mu ben aç değilim bu yüzden seni diğer odada beklicektim " dememle gözü dolan kız gözünü silip " haa ben de gidiceksin sandım, tamam zaten yemeğimi bitirdim hadi beraber gidip oynayalım" demesiyle mecbur kızın gittiği yere sürüklendim.
❤❤❤❤♡♡
"30dk" =Yarım saat sonra
Yorgunluktan kendimi halının üstüne attım koca oyun odasının ortasında yığılmıştım. Bu çocuklarla uğraşmak askeriyedeki anteremandan daha zordu. Çocukların beni getirdiği hale bakın sadece beni değil gizem ve umay tıpkı benim gibi yorgunluktan kendilerini yumuşak halıya attılar. Ama ben atlas gelince ona göstermez miyim dünyanın kaç bucak olduğunu bir dosya için kendimi asmadığım kalmıştı o da biraz daha gelmese olucak gibi.
Helen beni kaldırmaya çalışsada küçücük bedeni benim koca cüsemi kaldırmaya yetmedi bu yüzden akay ve atalay'da gelmiş küçük kıza yardım etti ama en fazla doğrula bildim bağdaj kurmak bile acı veriyordu ki. Benim oturduğumu gören Helen " hadi hera kalk daha bebeklerimize yemek yedirmedik" demesiyle helene baktım. Ben bile bu bebeklerin yaşadığı konforlu hayatın üçte birini yaşamıyordum. Bazen oyuncak bebek olmak istersin.Helenin elinden tutup yanıma oturtup "biraz oturalım mı Helen ayaklarım çok ağrıyor" dememle küçük kız kafasını sallayıp " olur hem konuşuruz" diyip karşıma geldi "senin sevgilin var mı'' diye sorunca bocaladım bu nasıl çocuk, çocuk dediğin en sevdiğin rengi sorar en kötüsü en sevdiğin çizgi filmi sorar bu kız bana sevgilin var mı? yok mu? diye soruyor soruyor bu yeni nesili anlamak mümkün değildi.
Arkadan gülen gizeme döndüm ve bana doğru gelidiğini gördüm "var mı ablası" gülmesinden zor anladığım lafından gizeme yapmacık bir şekilde "yok ablası" dedim ardından "senin var mı ablası" dedim gizeme yanıma kendini attığında cevabımı aldım ben.
Gizeme bakarken akay " istersen ben varım hera " demesiyle akaya baktım "tamam ben bunu düşüneyim" dediğimde akay burnunu çekip elini kenara koyup " tamam istediğin vakit ara gelirim" dediğinde bu sefer gülen umay olmuştu gizem kalkıp onu oturduğu yerden bizim yanımızda getirince " komik mi sarı çiyan" dediğimde kafasını sallayan umay " evet komik cadı " dediğinde tam bir şey diye ceketimin Helen ayağa kalkıp " ben bir prensle evlenicem" diye bağırınca atalay onu geri çekip kalktığı yere geri oturtup " unut bunu evlenmiyeceksin hem de bir prensle asla onlar sapık oluyor. Biri gider uyuyan kızı öper biri gider ayakkabısına bakarak kız bulur bir normal insan yok bu prenslede" dediğinde adam haklıydı dağılın.
Atalayın dediklerinden sonra akay atalay ve erkan arasında sözlü kavga başladı o sıra Helene " biliyor musun benim de küçükken küçük prensim vardı" dediğimde helen " o zaman sen de çiçeği mi oluyorsun" diye sorunca kafamı salladım " yani bana çoğunlukla yıldız derdi ama çiçekte güzel" dedim Helen kafasını salladı. Neden bana öyle bakıyordu tamam saçımı beğendin ama bu başka bir bakış Sinsice bana sürünen helene baktım bana yaklaşıp " gizem abla dedi ki atlas dayımın arkadaşıymışsın" dedi tekrar fesat sesiyle yüzümü buruşturdum " aslında pek arkadaş sayılmayız, o bana bir şeyde yardım ediyor" dedim. Ama ne yardım kaç saatir bir dosya veremedi ben yer altında bu kadar zorlanmadım bu dosyayı alırken ne uzattı.
Helen kulağıma yaklaşıp "siz dayımla evlensenize. Hem burda kalır oyun oynarız hep'' demesiyle tükmüğüm boğazıma kaçınca öksürmeye başladım, ama öyle bir öksürüktü ki ciğerimi bırakıcaktım. Ben bu kıza ne diyim ki şimdi gerçekten bu nesil arsız büyüyor insana öyle şak diye denir mi bu yani şeyden değil ya siz anladınız böyle bir şeyi düşünmek bile kötü.
Kesilmeyen öksürüğüm nedeniyle tüm saçım yüzüme geldi, kötüleştiğimi gören gizem bana hızla su getirdi ama o kadar kötü ökürüyordum ki bir yudum su bile yutamadım. Birden bir el saçımı yüzümden çekince o tarafa döndüğümde iki lacivet gözle karşılştım '' hera iyi misin diyince" cevap olarak öksürünce gizemin elindeki suyu zar zor içirince kendime geldim. Hep senin yüzünden az kalsın canımdan oluyordum gerizekalı.
Deri bir nefes aldığımda " Helen sana ne dedi ki bu kadar kötüleştin" diyen umaya ne diyiceğimi bilemediğim bir şekilde baktım. Ne kötüleşmesi bir şey olmamıştı ki.
Herkez helene dönünce Helen ağızını açtığında gözlerim kocaman büyüdü bana dediğini mi söyliyecekti bu kesin hızla kızın ağızını kapatıp "aaaa umay ne diyecek küçücük çocuk şey yorgunluktan birden tükmüğüm boğazıma takıldı ne abartın offf'' dediğimde helenin ağızında elimi çekip heleni yanıma çekip saçını okşadım bana yukardan bakan helene kimse çaktırmadan sus yapınca o da kafasını sallayıp bir gözünü kırptım.
En azından bir şey demedi bu dediğimden sonra herkez tamam desede ama atlas bir kaşını kaldırıp ' gerçekten mi' der gibi bakınca ben onun dışında her yere baktım. Helenin beni düşürdüğü duruma bak off.
Ayağa kalktığımda diz çokmüş olan atlasta kalkınca yana koyduğu çantayı alıp bana verince " içinde " dediğinde ona bakmadan çantayı açıp baktığımda iki dosyanın içinde olduğunu görüp kapıya doğru bir şey demeden yürürdüm ama arkadan geldiğini hissetim yol boyunca hiç bir şey demedim beni arabada bekleyen dimitriye yürüyüp tek seferde arabaya binip kapıyı kapatım. Biraz kaçıyormuş gibi dursam da bir şey olmaz dı.
Atlas dimitriye bir şey diyip dimitri kafasını sallayıp arabaya gelince ilerlemeye başladık. Atlas arabaya baktı siyah cam olduğu için onu sadece ben gördüm. Araba malikaneden uzaklaşınca önüme döndüm.
♡♡❤❤❤❤♧♧♧♡♤●○°☆
Umarım beyenirsiniz