Kusuru ile sevmektir
Kusursuz sevmek
Yer altından çıkıp direk ak kurt malikanesine gittik.Bu halde eve gidersem elis ve dünyanın sorularından kurtulamazdım bu yüzden yaralarımı ve kendimi toplamak için malikaneye götürülmeye bir şey demedim.Beni direk bir odaya aldılar, büyük bir odaydı oturduğum oda. Yatağın karşısında oturma kotuğu vardı dolap yoktu çünkü kapısı olmayan bir giyinme odası vardı odada, ayna kapının yanındaydı, duvar kağdı siyah ve beyaz uzay teması vardı yerdeki halı bile zeminin beyaz olduğu için beyaz tüylü bir halıydı. Odanın bir aurası vardı resmen. Hem şık hem de kulaşlı bir odaydı. Yani tek kelimeyle muazamdı. Odada beni saymasak altı tane kadın vardı. Büyük ihtimalle doktor ve hemşireydi.adınlardan bir tanesi vücudumu saran elbiseyi çıkarınca bedenimdeki yaralar ve morluklar ortaya çıkmıştı. Kadınlardan biri gazlı bezle kolumdaki açık yaraları siliyordu ve canımı olabildiği kadar yakmamaya çalışıyordu.Doktorlar yarım saat benimle ilgilenip gittiklerinde en son ağrılarım bitsin diye gözümü kapatığımı hatırlıyorum sonrası büyük bir boşluk.
Uyandığımda büyük bir baş ağrısıyla karşılaştım. Bir yandan başım bir yandan sırtım feci halde ağrıyordu.Gözlerimi zor da olsa araladığımda hafifçe araladığımda gördüğüm kişiyle hafifçe doğruldum. Umay yatağın karşısında telefonuyla bir şeyler yaparken uzandığımı görünce telefonu bırakıp tekerlekli sandalyeyle bana doğru geldi beni süzüp " kirlenmisin yatağını maf etmişin hadi gelde temizlen" dediğinde şaşkınlıkla bana baktım.Bu kız bir iyi bir kötü oluyordu bunun bir ortası yoktu. Elisin demesiyle ikizler burcu olabilir bu kızUmay kaşını çatıp " ne bakıyorsun öyle" dediğinde "nasıl bakıyorum" dedim umay gözünü devirip "merak etme sana meraklı değilim. Atlas gizem iyileşene kadar benim senin yanında durmamı istedi. Ben de insanlık edip sana yardım edeyim dedim ama suç bende ki sana yardım edeyim dedim" umayın ani patlamasıyla biraz geri gittimBen ne dedim ki bu kadar kızmıştı bana. Bu kızın benimle alıp veremediği neydi ki?Ben ne desem kabahatlı olucağım için sadece kafamı salladım. Umay derin bir nefes alıp " hadi kalk. Banyo şurda" dediğinde doğruldum. Ama doğrulur doğrulmaz iki tarafta sancı girdi karnım diyor dur, sırtım diyor ilerle, ben napayım şimdi.Ayaklarımı uzandığım yataktan aşağa doğru sarkıtıp ayağa kalkınca sırtım yanmaya başladı. Zorda olsa odanın içindeki banyoya gide bildik. Banyoda küvet de duşa kabin de vardı, hangisine girmeliydim ki duşa kabinde saçımı yıkaya bilirdim ama benim her yerim pisti ve doktorlar daha yeni krem ve dikiş atmışlardı.İkisi arasında gittiğimi anlayan umay "banyoya gir ben doktorları çağırırım yeniden" diyip banyodan çıkacakken "yok doktorların daha önemli işi vardır. Şimdi gelmesinler, sen krem iste ben sürerim yaralarıma" dediğimde umay "dikişin var onu da yenilemek gerekiyor. Bu yüzden doktorların vaktini fazla almak istemiyorsan 1 saate banyodan çıkarsın umarım" sert bir şekilde söyleyip çıkınca banyonun ortasında kalakaldım.Bir de küçük kızdan azar işitiyordum resmen. Bir gün çok ağır konuşucam onu istiyor. Benim umaya bir şey demememin nedeni küçük veya engelli olduğu için değil, uğraşacak kadar üşenmemem, bir şey demekten çekindiğim yok yani.Hızla küveti doldurup içine girdiğimde kolum ve bacağımdaki bezleri çıkardım ve kendimi kaynar suyun altına bıraktım, suyun sıcaklığına kapılıp yarım saat boyunca küvette durdum sonra buranın kendi evim olmadığımı hatırlayıp köpükten durulanıp havluya sarılıp çıktım banyodan, odada iki doktor ve yatağın çarşafını değiştiren bir kaç hizmetçi vardı sadece. Umay yoktu Doktorlara ve diğer kadınlara bakıp kafamla selam verip kapısı olmayan giyinme odasına giderken yüzüme gelen ebiseyle bocaladım hızla yüzümden ebiseyi çekip giyinme odasına baktığımda, beklemediğim için şaşırdım gizem gelmişti ve bana üst seçiyordu.Gizeme doğru bir adım atıp beni görmeyen kızı omzundan tutup kendime çevirince beni yeni gören gizem kocaman gülümsemesiyle bana sarıldı. Sarılmasıyla karmıma ağrı girmesi bir oldu , hafifçe ağazımdan firar eden inlemeye engel olamadım, gizem acıtığını anlayıp geri çekildi beni iki kolumdan tutup " ayyy pardon acıtın mı" dediğinde kafamı salayıp "yok. Fazla acımadı da sen burda napıyorsun, sen daha yeni kurşun çıktı kolundan dinlemelisin" dediğimde gizem kolunu gösterip "kurşun çıkalı 13 saat oluyor yani iyiyim." Dedi gülümseyerek.Ama ben gülümseyemedim 13 saat mı ne kadardır yer altındaydık biz. O kadar oldu mu ki bir de sadece gizemin kurşunu çıkalı 13 saat olmuştu yani kaç saatir yer altındaydık zaten içeri sızan havanın aydınlık olmasından anlamalıydım baya geçtiğinden.Gizeme " kaç saat yer altında kaldık. Yada kaç saatir uyuyorum. Daha önemlisi saat kaç" soru yağmurunu tutuğum gizem hayretle bana baktı "istediğim sorudan başlaya bilir miyim hocam" diye alay edince sinirle beni tutan gizemin ellerinden kurtulup " ben ciddiyim gizem" dedim gizem arkasını dönüp elbiselere bakarken "ben de beklemezdim ama saat 9 da yer altına indik ve bil bakalım kaçta çıkmışız." Benden ses çıkmayınca. "8 saat yer altında kalmışız ve çıktığımızda saat 3ü 25 geçiyordu."Ben hayretle gizemi dinliyordum yer altında saat bile başka ilerliyordu.Gizeme " saat kaç. Kesin bizimkiler beni merak etmiştir" dediğinde gizemin elbise tutan eli durunca " hera sana bir iyi iki ikide kötü haberim var hangisinden başlayım" dediğinde ona anlamaz gözlerle " iyiden başla" dediğimde gizem kaşını kaldırdı " önce kötü olmalı" dedi ve direk bir şey dememe izin vermeden " saat 1: 42" dediğinde şoktan hıçkırık tutu sadece "ne nerdeyse 11 saatir mi yatıyorum " diye resmen çığlık attım.Ben uyumamışım resmen ölmüşüm...Elis ve dünya hatta asaf bile beni öldürecek napıcam onlara yarın dönerim dedim ama öğlen dönerim demiştim saat 2 olmuştu ve ne ben onları aradım ne de onlar bana ulaşmışlardı çünkü telefonum lanet evde kalmıştı kalmıştı.Paniklediğimi gören gizem " diğer haberi duymak ister misin" dediğinde dengemi kurmak için tutunduğum duvardan gizeme baktım "ne oldu diye sormaktan korkuyorum" gizem elimi tutup giyinme odasındaki makyaj aynasının koltuğuna beni oturtu.Kesin verem oldum değil mi? Lütfen ölmek üzere olayım da kurtulayım bu hayattanGizem acımadan hemen konuşup "buraya gelmemin nedenini açıklayım sana." Dediğinde ona baktım gizem ellerini bir birine koyup "beni arkadaşlarından biri aradı ve bende biraz bilerek, biraz da yanlışıkla açmış bulunmaktayım"ne dedi Ne dedi o arkadaş falan dedi? yok yanlış duydum ben. Lütfen ölüm haberimi daha erken versin bana.Dediğinde kafamdan aşağı kaynar sular döküldü. Hiç bir şey diyemedim ağzım kilitlenmişti resmen sadece "bunun iyi haberi nerde gizem çünkü nereden bakarsam bakayım iyi bir haber göremiyorum" diye bağırdığımda gizem elleriyle beni susturup " iyi haber ben halletim ve seni bir beş saat sonra evde bekliyorlar" dediğinde. Ciddi misin der gibi baktım
Gizem sen bu konuşmayı kim ve ne zaman yaptın ve nasıl " dedim gizem yanıma oturup ayak ayak üstüne atıp " kim olduğunu bilmiyorum ama bir oğlandı ismini sormak aklıma gelmedi ama sesi baya yakışıklıydı..." dediğinde kiminle konuştuğunu anladım " neyse sen benim telefonumla yer altına girmeden önce konuştun ya galiba ordan yeniden aradılar." Dediğinde kafama sertce vurdum ben bunu nasıl akıl edemedim tabi arardı Arkadaşı evden acaleyle çıktı ve hiç aramadı.Bunu dünya yapsa peşine özel harakat takardım. Ama ben dünya değilimGizem beni dürtüp " iki saat önce aradı beni" demek istediğini anladım saat 6 da evde olmalıydım. Sinirim bozuldu 28 yaşında kızım ama daha birinde kalıcağımda birilerine haber veriyordum. Ben zaten dedim yarın gelirim diye ne daha öteliyorsunuz. Bana küçücük çocuk gibi davranmalarını sevmiyordum Sinirim düşündükçe artığı için birden patladım "Ne!! yani beni arıyorsun!. Tabi 3 yaşında bir kızım! o yüzden arayın beni benim de özel haytım olamaz mı ben size karışıyor muyum yok! o zaman ne karışıyorsun. Ama ben asaf'tan beklemezdim kesin elis ve dünya zorlamıştır yoksa asaf böyle düşünmesiz bir hayvan olduğunu düşünüyorum" sesimi fazla yükseltmiş olmalıydım ki boğazım ağrıdı. Beni düşürdükleri hale bak Sinirim bağırınca hafif geçmişti gizeme döndüğümde bana bakan gizem " demek ismi asaf adının bile bir karizması var. of" diye söylendi.Ellerini yüzüne koyup dirseğini backlarına koymuş boş duvara bakıyordu.Allahım çevremdekilere akıl bana da sabır ver lütfenHızla ayağa kalkıp " gize!! Lütfen benim sinirimi boz ma " dediğimde gizem beni süzüp " hadi seni giydirelim yoksa hasta olucaksın hera" benim aksime sesi sakin çıkmıştı ayağa kalkıp çekmeceden iç çamaşır verip arkasını döndü ve askılıklardan bol lacivert bir swet alıp kenara koydu arkası dönükken aynı şekilde siyah bol pantolonu swetin üstüne koydu. O sırada çoktan sweti giymeye başlamıştım, dikişlerim açıldığının farkındaydım o yüzden hızla doktorun yanına gitmeliydim.Gizem çekmeceden birkaç toka çıkartıp kenarda duran kaplosuz kurutma makinayı açıp saçıma dokunmadan kurutmaya başladı bana uzatıp elime tarak verince bir yandan saçını tarayıp bir yandan yeni ayakkabılarımı giyordum. Bu giyinme odasında herşey yepyeni ve güzeldi bana özel olması ironikti. Ben kim burdaki elbiselerin sahibi olmak kim.Gizem saçım kuruyunca kurutma makinasını kapatıp beni beklemeye başladı. Ben saçımı tararken gizeme dönüp " gizem" dedim sesim cansız çıkmasını engelliyememiştim, akıma gelenler yüzünden gizem kendisi olduğunu belli eden bir ses çıkarınca saçımı saradığım tarağı süslü ve parlak makyej masasına koyup ona dönüm "luxu buldunuz mu" dediğimde tırnağıyla oynayan eli duran gizem biraz durdu sonra "luxun cesedini aldılar ve gömdüler merak etme" dediğinde durdum ben neden merak ediyordum ki sadece 1 kaç gündür tanıdığım oğlanı. O zaman neden içimde kızgınlık vardı.Luxun öldüğünü gizeme tekrar hatırlatığım için biraz üzüldüm kimse arkadaşının ölümünü görüp ona yardım edemeden kaçmak kadar üzücü değildir. Gizem " hadi yarana baktıralım. Sonra seni bekleyen biri var onun yanına gidicez" diyip çıkınca beni bekleyen kişinin atlas olduğuna emindim. Gizem gidince kenara koyduğu birkaç tokanın arasından lastik bir toka alıp saçımı topladığımda önüme düşen beyaz saçlardan şimdiden rahatsız olup, gizemin getirdiği tel tokaların hepsi desenliydi, biri kırmızı ve gold güllüydü diğeri ise gümüş yıldızlıydı ikisi arasında gidip geldim ama bana yani saçıma gold yakışmazdı birde ne gerek vardı altın gibi duran bir tokaya o yüzden gümüş yıldızlı tokayı taktım.Ve taktığımda fark ettiğim detay tokadan aşağa doğru sallanan yıldızlar vardı. Bu detay nedense hoşuma gitmişti.Giyinmeodasından çıkıp beni bekleyen doktorların yanına gittim. İlk karnıma tekrar dikiş attılar sonra sırtıma pansuma yaptılar kollarım için bir şey istemedim çünkü sadece morluklar kalmıştı yani iyiydim.Gizem bana bir tane kalın ceket verip odadan çıktık. Yürürken etrafı inceledim bu koridoru ilk defa görüyordum diğer koridorlardan farklıydı diğer taraflar beyaz ve siyahtı ve her tarafta uluyan kurt resimleri vardı ama bu koridorda koyu renkler harici çoğunlukla açık renkler vardı ve tablolarda gezegenler ve araba tabloları vardı. Ve arkası çoğunlukla dönük iki tane çocuk vardı, el ele tutuşmuş çimenlerde oturuyorlardı. Burası diğer yerlerden güzeldi, ama aklıma gelen soru burası neden böyleydi.Yanımda yürüyen gizemi kolundan hafifçe dürtüm, bana baktığında "burası neresi. Bu koridorlar neden diğerlerinden farklı.?" Sorduğum koruyla gizemin dudakları kıvrıldı. Neden gülüyordu ki ne demiştim de gizemi bu denli güldürmüştü.Gizem daha yeni çıktığımız odayı göstererek " o oda senin hera atlas sana özel olarak yaptırdı." dediğinde kaşlarımı istemsizce çatıldı " bir de bu kat sadece atlasa özel bütün ak kurtların odaları bir alt katta ilken atlas bu kattın hepsine sahip yani bu yüzden diğer koridorlardan farklı burası kişisel olarak atlasın olması." Dediğinde etrafı incelerken "ben bu katta daha önce hiç çıkmadım. Sözde atlasın en yakın arkadaşlarından biri benim" derken etrafı neden bu kadar incelediğini açıklıyor. Etrafı inceleyen gözleri bende durunca " atlas nedense bu katı paylaşmak istemiyor. " dudaklarını büzen gizem beni süzerken " paylaşmak istemediği şey sadece bu kat değil" diyip yürümeye başlarken ben kala kaldım. Ne demek istedi ki gizem , o paylaşmak istemediği şey umarım ben değilimdir.Yüzüme resmen kan hucum etmişti, hissediyordum. Koşarak son kez koridoru inceleyip gizeme yetişmeye çalıştım.Bu koridor harika olduğunu inkar edemem. Diğer koridorlardan farklı bir cazibesi var. Ve bu koridor bir şey anımsatı...Gizem bir asansörün önüne geldiğinde cebinden bir kart çıkartıp duvara doğru tutuğunda önünde durduğu asansörün kapıları iki tarafa açıldığında, ikimizde asansöre bindik. Asansörün içi açık renklerle döşenmişti, duvarları deri krem rengindeydi yerler mermerdi, ışıklar loş ışıkla aydınlatılıyordu.Gizem asansör durana kadar tırnaklarına hüzünle baktı. Bazıları yamulduğu belliydi. Yer altı protez tırnaklılar için cehennem gibi bir yerdi. Kurşunla vurulmuştu ama önem verdiği şey tırnağı olması ironikti.Asansörden inip bir kaç koridor geçip toplantı odasına gelmiştik. Geçen atlas ve diğerleri ile .Geçen atlas ve diğerleri ile burada plan yapıp yer altına inmimştik. Odaya girdiğimizde odada sadece uğur ve umay vardı, uğur ayakta umayın hemen karşısındaydı. Odaya girince susmuşlardı sanırım kavga ediyorlardı uğur ellerini pantolonun cebine koyup bir kaç adım geriye gidince umay sinirle ellerini tekerlekli sandalyesine koyup hızla yanımızdan geçip kapıdan çıkıp sol taraftan gitti. Umay odadan çıkınca uğurda kapıya yürüyüp sağ tarafa gidince kalakaldım. Sanırım tekerlekli prensesle arası bozuk olan tek ben değilmişim.Gizem kapıya bakarak kafasını salladığında " noldu bu kardeşlere" dedim bana bakan gizem yanımdan ilerleyip cama yakın sandalyelerden birine oturup " yer altına her indiğimizde bu kavga olur ama 24 saat içinde barışırlar" dedi bıkkın bir ses tonuyla.Hızla gizemin oturduğu yere geçip kafamı hafifçe salayıp " niye ki? Kavga ediyorlar." Dediğimde gizem ayak ayak üstüne atıp bana yaklaştı "çok merak iyi değildir güzelim" dediğinde dikleşerek "anlat nolucak ki? Hem beni siz ak kurt yapmadınız mı bana neden anlatmayasın ki'' dedim. Evet sonunda kabul ettim bir ak kurt olduğumu çünkü annemde bir ak kurt bu yüzden inkar etmenin bir faydası yoktu. Gizem kaşını kalldırdı ardından dudağını büzerek omzunu kaldırıp indirdi" peki. Devlet sırrı değil hem Ben anlatmasam atlas anlatır sana" diyince neden hep konuşmaya atlası katıyordu. Oturduğum sandalyeyi gizeme yaklaştırıp dinlemeye başladım.Gizem "uğur ve umay bildiğin gibi kardeşler." Kafamı evet anlamında salladım. "Bu kardeşler bir çok kişi gibi yetim. onları buraya yer altından getirdiler. Ama getirildiklerinde umay felç uğur ise dövüldüğü için harap içindeydi. Umay felçci doğuştan değil sonradan birileri tarafından bacak kemikleri kırıldığı için yürümesi güçleşti. Yani anlayacağın onların travmalarının hepsi yerin binlerce altında. Umay oranın lafını bile duymaya dayanamıyor bu yüzden kavga sebepleri yer altı yüzünden oluyor " gizem sustuğunda böle bir şey beklemiyordum demek bi yüzden yer altında köstebek malikanesinden çıktığımızda uğur yoktu. Tabi yer altına inmek istemezdi. Gizeme bir kaç soru daha sorucaken içeri giren atlas ve Alex yüzden sustum. Atlas yanımıza geldiğinde gizem ayağa kalkınca isteksizce bende kalkınca karnıma ağrı girmişti. Zor da olsa kalkıp durunca atlas yanımıza gelip masaya oturunca biz de kalktığımız yere geri oturduk.Masada bir süre sessizlik oluştu, sessizliği bozan Atlas oldu "nasıl oldun" dediğinde bana bakan lacivert gözlerine dönüp "iyiyim. İlk defa dikiş atılmıyor vücuduma. " demekle yetindim işim yüzünden bir çok kurşun yemiştim bu yüzden dikişlerin sayısı fazlasıyla vardı. Atlas kafasını salladığında arkasına yaslandığında " umarım aradığın cevapları bulmuşsundur ece. " dediğinde hemen öne eyilip " öncelikle hera ismim ve evet umduğumdan fazlasıyla bilgi aldım atlas" konuşma boyunca ikimizde göz temasını bozmamıştı ve hala da bozmamakla direniyorduk. Artık dayanamayıp "yer altına neden indiniz ve bizim orda olduğumuzu nerden biliyorlardı, " diye sorunca kaşı istemsizce çatıldığını fark ettim "bizim öyle sandığın gibi önemli işlerimiz yok yer altında sadece bir arkadaşla görüştük ve sizi fark etmeleri tamamen şans" geri doğru yaslandım, karşımdaki adam benimle dalga mı geçiyordu çünkü fazla ciddi duruyor ve bu durum sinirimi bozuyor." luxun yerinde ben ola bilirdim! Sen neyin şansından bahsediyorsun. Biz yer altında canımızla kumar oynadık saatler önce ve sen bana şans mı diyorsun buna!? " sesim sonlara doğru alaycı çıkmıştı ve bunu bilerek yapmamıştım.Atlas bana bakarken " bir daha kendini bir ölünün yerine koymayacaksın ece! İkincisi ise ben seni asla canını ortaya koyduğun bir kumara sokmam. Ayrıca bilmediğin şeyler var bu yüzden kızmakta haklısın" benim aksine onun sesi normalden çok cana yakın çıkıyordu. Ona yaklaşıp " ismim hera ve bunu yüzkere söylersen yüz birinciyi söylemekten çekinmem atlas!" Diye tısladığımda atlasda öne gelip " o zaman hazır ol yüz ikinciye " dediğinde gözümü kısıp " büyük bir zevkle alfa" dudağına oluşan gülüşe karşılık olarak sadece somurtmakla yetindim.Boğazını temizleyen Alexin sesiyle ikimizde ona dönüp gizem ve alexin sinsi bakışlarıyla karşılaşınca geri çekilip sırtımı sandalyeye sırtımı yaslayıp önüme gelen saçımla oynamaya başladım.Burdan hemen gitmek istiyordum çünkü mideme giren ağrı artıyordu tabi bu ağrının birazı karşımdaki kurt bozuntusu yüzünden olabilirdi.
Boğazını temizleyen Alexin sesiyle ikimizde ona dönüp gizem ve alexin sinsi bakışlarıyla karşılaşınca geri çekilip sırtımı sandalyeye sırtımı yaslayıp önüme gelen saçımla oynamaya başladım.Burdan hemen gitmek istiyordum çünkü mideme giren ağrı artıyordu tabi bu ağrının birazı karşımdaki kurt bozuntusu yüzünden olabilirdi.Gizem atlasayer altındaki olaylardan bir kaçını anlatırken içeri giren Sebastiala bütün bakışlar ona dönünce, kafasını sanki indirse kesecekler gibi dik duran adam '' atlas bey masa hazır sizi bekliyoruz" dediğinde atlas " tamam geliyoruz" dediğinde hafifçe eyilip selam veren Sebastian dışarı çıktığında karşımdakilere dönüp " Size afiyet olsun" oturduğum sandalyeden kalkıp "ama öncelikle bana çantamı ver atlas" dedim, unutuğumu mu? sanmıştı. Ben o çantadaki dosyalar için balkonlara tırmadım, balkondan inerken iki mi üç katlı binadan düştüm.Neler çekmişim ben ya?Atlas ben kalkınca " nereye gittiğini sanıyorsun " dedi o da kalkmıştı sandalyesinden. " nereye derken evde beni bekleyenlerim var ayrıca çantamı vermesen burda savaş çıkar" dediğimde atlas ellerini cebine koyup "hiç bir yere gitmiyorsun yemeğe sen de kalıcaksın " sözünü bitirdiğinde yapmacık bir gülümseyle " ben o sofraya oturmam. İstersen abartmayalım bu ak kurt olaylarını, beni hiç bir güç o sofraya oturtamaz" diyip gülüşümü bozup tam kapıya doğru bir adım atıcakken. Atlas " peki nasıl istersen ama çantan bende kalır" dediğinde adım atmayı durdurunca ona döndüm " bu yaptığın insanın zayıf noktasından vurmak olur, ve biz buna halk dilinde şerefsizlik, piçlik ve kaşınıyorum demek oluyor" dediğimde atlas " galiba evet dediğin gibi oluyor eee geliyor musun ece" eliyle kapıyı gösterek ilerletmeye çalışırken durdum.Hangisi daha kötüydü annem hakkında ki dosyayı ne çabalarla alıp karşımdaki fırsatcıya mı kaptırmam yoksa yemek yemek mi.Derin bir nefes alarak " kurtlar sofrasına mı davet ediyorsun beni" dediğim bıkkınlıkla. O ise gülmekle yetindi.