İçeriğe geç

[ 1. Kitap ] Ak kurtlar BİR KRALİÇE'NİN DOĞUŞU

Bölüm 13 · 9 dk okuma

[ 1. Kitap ] Ak kurtlar BİR KRALİÇE'NİN DOĞUŞU

Bölüm 13

Köstebek ve dişi kurt

Kimsenin okumayacağı bir deftere bile yazılmıyor bazı şeyler,

İnsan kendi kendiyle bile konuşamıyor bazen...

26 şubat.

Fani.

.

.

.

.

Bazen istediğin şeyler hiç ummadığın anda karşına çıkar. O istediğin şey için uğraşırsın eğer olmuyorsa daha büyükleri seni bekliyor demektir. Bu yüzden sadece bekle ve gör neler olucağını.

İliklerime kadar her yerim ağrıyordu hatta damarımdaki kan yorgunluktan dura bilirdi.

Kanımda fokurdayan adrenalin yüzünden damarım patlaya bilirdi, şu an her şey ola bilirdi.

Karşımda duran adam bir şeyler biliyordu, annemi tanıyor hatta ismini ve sesindeki tonlama annemi fazla yakından tanıdığını gösteriyordu. Bu hem harika hem de şüpeci. Annem daha önce yer altına indi mi yada karşımdaki adamı tanıyacak kadar burayala haşır neşir miydi?

Şimdi öğrenecektim.

Karşımdaki adam her kez çıkınca benim karşıma sandalye çekip ellerimi çözmeye başlamıştı. Ama ikimizdende tık çıkmayınca ilk konuşan ben oldum. "Sen kimsin ve valeska graceyi nerden tanıyorsun" dediğimde adam bıyık altından güldü "tıpkı annen gibisin çok konuşuyorsun hera ve anneni çocukluğunu gören biri seni görünce tanımaması imkansız " diyince şaşkınlıkla ona baktım bu annemin çocukluğunu mu görmüştü neye şaşırıyorsam annemi tanıyorsa benim de ismimi bilirdi.

Kaşımı çattım " sana bunu sormadım. Annemi ve beni nerden tanıyorsun söyle" adam ellerimi çözünce kafasını kaldırıp bana baktı "sadece seni değil herkezi tanıyorum. Mesela teyzelerini " diye söyleyince eyleniyor gibiydi ama benim sinirim arttı nasıl bu kadar rahattı. Bu rahatlığı sinirimi bozmuştu.

Ayaklarıma eyilip çözmeye çalışırken "noldu hera rengin attı. Umarım iyisindir nasıl olsa annenin arkadaşı sayılırım".

Annem arkadaş seçimlerini gözden geçirmeliydi. Ciddi manada arkadaşları garipti biri teşkilat üyesi olur bir diğeri yer altında bir gurup adama liderlik eden mafya olur. annemin ciddi bir yardıma ihtiyacı vardı sanırım. Bu kadar mı yokluktaydın, be annem

Ayaklarımı çözüp adama döndüm "annemle nasıl tanıştınız. Yoksa onunda mı arkadaşını kaçırıp buraya kaçak olarak girdirip yakaladınız. "Dediğimde adam ayaklarını üst üste koyup "aslında annenle tanışma vesilemiz kardeşi sayesindeydi" dediğinde anlık bocaladım.

Annemin kardeşi mi yani benim teyzem oluyordu değil mi yok, yok ben yanlış duymuştum değil mi teyzelerim yer altını nerden biliner sonuçtan ikisi de büyük sanatçılar buraya inmeleri büyük sıkandal olurdu. O zaman bu adam nerden tanışıyordu benim teyzelerimle

Adam benim bu halimden keyif aldığı belliydi "hangi kardeşi" buraya inecek kadar deliydi ki.

Adam

Omuz silkip " en güzel olan kardeşi" dedi bunu beklemiyordum bu adam benim bir teyzeme fena derece de abayı yakmıştı ama hangisine.

Gözümü kısıp " bana kelime oyunu yapma" dedim adam sözüm bitince "adım aybars. Ama bana burda köstebek derler" diyince adama anlamaz gözlerle bakarken birden hatırladım. Burayı yöneten altı toluluk vardı bunlardan biri köstebek adında mafyalar vardı, yoksa altı topluluktan biri olan köstebeklerin başı karşımdaki adam mı?

" her neysen" diye geçiştirir gibi yapmıştım. En azından hangi topluğun içinde olduğumu öğrenmiştim ne güzel.

" bana kim olduğunu söyle. Ve annemi kardeşiyle mi tehtih ettin" diye sorunca adam yok artık der gibi baktı. " ben hiç bir kadını işimin içine sokmam işim kimleyse onunla ilgilenirim ben ayrıca en güzel kim olduğu belli bence ona ismiyle hitap etmezdim" diyince sadece iç çekti ve aklına gelen şeyle gülümsedi " ben ona anlamı güneş çiçeği olan ay çiçeği derdim" diyince aslında ucundan anladım ama sonra adam " o öyle yanlış anlaşılıyordu ki dışardan içi başka bir şey derken dışı başka bir şey söylüyordu aynı güneşe hayranlık duyan ama isminin ay çiçeyi konulan, ay çiçek gibi" adam sözünü bitirince gözleri bir yere daldı.

Şimdi adamı sabaha kadar dinerdim ama malesef vaktimiz yoktu. Tüh benim gitmem gerek gizemi alıp ama ilk bu adamda daha önemli bilgi almalıydım.

Öksürünce adam tekrar bana dönünce " annemin ölümü hakında ne biliyorsun" dediğimde adam gözlerimin içine baktı kafasını salladı "ölümü sadece seni değil beni de mafeti hera ister inan ister inanma bana. Ama ben valeskayı sevme ve saygı duymamın nedenlerimden biri bize fazlasıyla yardım etmesi annen sadece köstebeklere değil farelere ve mirketlere hatta solucanlara bile yardım etmişliği var ve bu yardımlar küçük şeyler değildi normal akıllı bir insanın yapamayacağı şeyler." Konuşurken annemden bahsederken büyülenmişcesine konuşuyordu.

Adama bana bakıp ciddileşip "ama yaptığı şeylerle yer altında kabullenmişken o yer yüne gitti ve olanlar oldu. Neyseki tekrar toprağa döndü annen" sesinde hüzün doldu birden başta sinirlenmişti ama sonda kederlendi...

Annem harika biri olduğunu biliyordum zaten ama bunu başka birinin ağazından duymak beni daha gururlandırmıştı. Adının aybars olduğunu öğrendiğim adam kendini toparlayıp " bilmek istermisin bilmiyorum ama sana bir kaç şey söylemeliyim" diyince zorda olsa dikleştim kafamı salayıp dinlediğmi belli ettim adam etrafına bakınıp "annen son günlerde tedirgindi hatta bir konuşmasında tehtih edildiğini bazen çocuklarını öldürmekle tehtih edildiği hakında söyleniyordu. Kendisi bile biliyordu" dediğinde sustu.

Tam zamanında susmuştu.

Aybarsı kolundan dürtüp " neyi biliyordu ne diyordu sana " dediğimde aybars " biliyordu işte... öldüceğini. Öldürülmek için fazla nedeni vardı bir sürü teşkilatın, örgütün ve çetenin belki devletin bile nefretini kazanmıştı, hera annemin doğrusu sadece bir tarafı mutlu ederdi diğer taraf her zaman bir bedel ödedi ve bunlar hem maddi hemde maneviydi. Ama valeska bildiğinden şaşmadı hiç bir zaman. Dostusunun tam dostuydu düşmanı ise tam düşmanıydı" sözlerini beynimin bir köşesine kaydetmiştim.

Adama yaklaşıp " annemi sence kim öldürdü aybars" diye sorduğumda aybas bana sadece " kim öldürdüğünü bir tahmin bile etsem onun cesedini bile bulamazlar hera ne kadar aradım ama bulamadım bu yüzden kendime binlerce kez lanet ettim. Özür dilerim hera annenin katilini bilmiyorum" dedi ve başını öne eydi.

Onun bu duruma düşmesi içimi acıtmıştı. Ona biraz daha yaklaşıp elini tutum biraz eyilerek yüzüne bakmaya çalıştım "senin suçun değil aybars sen aradın ama bulamadım. Sen elinden geleni yaptın ama olmadı. Şimdi ben varım ve bulucam merak etme tamam mı" dedim.

Adam kafasını kaldırıp " bırak sana yardım edeyim. Senin işin buraya düşerse buraya uğramaktan çekinme burası senin de evin sayılır hera biliyorum tuaf geliyor ama annen rahmetli ablamla burada fazlaca vakit geçirirdi ve belki hatırlamasın ama buraya bir kaç kez geldin." Dediğinde şaşırdım "annem buraya beni getirmiş miydi " diye sounca aybars " annen seni kendisiyle her yere götürürdü hatta senin kuralarn vardı şeker vermek yasaktı çünkü bazı şekerler seni kaşındırıyordu, sonra dışarı çıkarken şapaknı takmak zorundaydı.... "

Bunları sayarken ben onu dinliyordum çünkü bunların hiç birini hatırlamıyordum hastaneden bayılıp kafamı betona çarpmamla 7 yılımı unutmuştum. Karşımdaki adam belki küçük olmam yüzünden bir şey hatırlamıyor sanıyordu ama ben unutmak istememeiştim oysa.

Aybars " hatırıyor musun sen kimseye annenden başka kimseye ece dedirtmiyordun bir kişi hariç " diyice sonunu beklemiyordum "başka kime ece dedirtiyormuşum ki" diye sorunca aybars gülüp ayağa kalktı " bilmem ki okuldan bir çocukğa mı dedirtiyormuşsun annen demişti" diyince ben de onunla kalktım.

İnanılır gibi değildi ben birine ece dedirtmiştim. Biraz düşünürken aybars telefonla biriyle konuşma yapıyordu, o sıra aklıma gelmişti eski okulumda bir çocuk vardı adını hatırlamıyordum ama ben zaten ona küçük pres diyormuşum. Onu hatırlama nedenim okul çantamda ona yazıştığım notlar vardı. Çocukluk işte...

Bunu düşünürken aybars bana dönüp telefonu kapattı " arkadaşın ayılmış istersen git, ak kurtlarla haber verdim birazdan gelirler" adam bana açıklama yaparken " ak kurtlarla aranız iyi mi" diye sorunca adam sanki komik bir espiri yapmışım gibi güldü " aslında pek sayılmaz. Aramızdaki ortak noktamız o yer yüzünün yasaklı elması biz yer altının" dediğinde kafamı salladım.

Kapıya doğru yürüyüp gizemin yanına gitmek için çıkıcakken aybarsa döndüm " sana son bir soru sora bilir miyim " dediğimde aybas gülerek kafasını salladı ona dönüp " senin o yüzünü güldürmek için düşüncesi bile yeten çiçek kimdi "zelina mı, semira mı" diye sorduğumda aybars " ben yer altında yaşıyorum hera. Oysa ay çiçeği güneşe aşık yer altına inerse ölür. Bu yüzden bırak ismi bana kalsın" dedi sesi sabitdi ama gözünün içine baktığımda yıkılışına şahit oluyordum. " bunu ay çiçeğine sordun mu köstebek belki aşkı için ölümü karşısına alır ve güneşten vaz geçer dediğimde.

Aybars " zaten vaz geçmişti ama ben onun yaşaması için ondan vaz geçtim. Eğer gerçekten seviyorsan bırakırsın" dediğinde sadece kafamı olumsuz anlamda iki yana salladım.

Çok büyük yanılıyordu oysaki ve bu yanlışı umarım geç olmadan fark ederdi. Aybars umarım ismini söylemiyicek kadar aşık olduğu unutmazdı

Ve ben o odadan isimini öğrenmeden çıktım. Yanımda iki adamdan destek alarak koridoru geçip bir odaya girdik. Yürüyemiyordum nerdeyse yanımdaki adamlar olmasa koca koridoru geçemiyecektim. Kendime acıyordum yürüyemicek hale gelmeyi nasıl başarmıştım ki.

Odaya girince beni karşılayan bir hastane odası oldu aletler, ilaçlar her şey vardı. Ve karşımda duran sedyede yatan gizemi görünce ona doğru bir gidicekken dengemi kaybedip düşücekken son anda yanımda gelen adamlardan biri beni tutunca dengemi tekrar kurdum bu sefer adama tutunarak gizeme doğru gittik gizem gözü açık bir şekilde bana bakıyordu beni gördüğüne sevinmiş gibiydi doğrulup ayklarını yere bırakıp ayağa kalkmaya çalıştı ama kolundaki serum ve hemşire gibi giyinmişsin kadın onu durdurup " bekleyin serumu çıkartayım hanım efendi" diyince gizem kolundaki seruma baktı sonra beklemediğim bir anda serumu sertce çekip yerine pamuk koyunca hızla ayağa kalkıp bana doğru gelirken aynı benim gibi başta sendeledi sonra yanıma gelip beni süzdü iyi olup olmadığıma bakıyordu.

Hemşire gizemin bu hareketine sadece şaşırmakla yetindi. Gizem tutunduğum adama bakıp " iyi misin bak iyi hisetmiyorsan doktor var ona gözük istersen" dediğinde kafamı salladım konuşacak halde değildim istemediğimi gören gizem kapıya doğru yürüyüp " hadi gidelim atlas gil şimdiye gelmiştir "diyip odaya tutnarak girdiğim adama bakıp gizemin arkasından yürümeye başladık gizem benim yavaşlığımı görünce koluma grip o da bana yardım edince gizeme dönüp " kolun nasıl acıyorsa gerek yok yardım ediyor" dediğimde gizem kolunu gösterek " gayet iyiyim merak etme beni düşünüceğine kedine bak mafolmuş haldesin" dediğinde gülümsedim " hem böyle konuşma benim için üzülüyorsun sanıyorum" dedi gizem ona dönüp baktığımda " beni korumak için kurşun yedin sayılır merak etmişim çok mu" diye söyliyince gizem de bana bakıp sadece gülümsedi.

Büyük kapıya gelice dışarı çıkınca hava aydınlanmıştı bu ışıklar gerçek güneş ışığı gibiydi fazla yukarı bakamıyorduk sahte güneşten dolayı.

Bizi karşılayan kişilere baktım gizemin dediği gibi gelmişlerdi. Atlas başta Alex ve yağız yanındaydı ve arkalarında bir ordu vardı . Uğur neden burda değildi onu da malikaneden çıkarken görmemiştim.

Neden yer altına gelmemişti ki?

Sonra gizeme sorardım.

Sırf bizim için bu kadar adamla mı gelmişlerdi garipti. Ben sadece bana bakan kişiye bakıyordum. Lacivert gözleri Sahre güneşin altında cam gibi parlıyordu. Bana bakan gözleri yumuşakken beni süzüp birde destek aldığım adama bakıp kaşını çattı. Benim bu hali onu rahatsız mı etmişti.

Onların yanına gidicekken hızlı adımlarla yanımıza gelen atlası görünce durdum. O gelicekse neden gideyim ki zaten her yerim ağrıyordu.

Yanımıza geldiğinde " sonra konuşucaz" diyip beni aniden kucağına alıp götürmeye başlayınca dengemi kaybedip omuzlarına tutundum, bunu beklemiyordum atlastan ellerinden biri belimde diğeri bacağımda beni götürürken fazla sarsmadan götürü üstüm hala ıslaktı ama atlas bunu umursamıyordu...

atlas beni götürürken gözüm saniyelik daha yeni çıktığım malikaneye kaydı yukardan bizi izleyen aybasa fark edilmesi zor ufak bir el salladım kısaca bana keyifle bakan adama gülümseyip atlasa tekrar baktım. Sinirli miydi benim bu halim onu bu kadar sinirlendimiş olamazdı değil mi? Tamam halim fazlasıyla kötüydü ama atlas neden bunu bu kadar sinirlendirsin ki...

Atlas beni siyah bir arabanın içine kadar koyunca dışardaki bütün adamlar arabalara dönüp sürmeye başladı. Arabada sadece ikimiz vardı arabayı süren atlas hiç bir şey demiyince bende konuşmadım. Ne konuşacam zaten sinirliydi.

Arkama yaslanıp dışarıyı izlerken " acıyor mu" diye sorunca ağazımdan " haa" çıktı atlas bana dönüp "ağrın, sızın fazla mı" diyince yalan söyleyemezdim şu an ama sadece kafa sallamakla yetindim.

Bu yer altından hemen çıkmak istiyordum. Mümkünse bir süre burayı görmek istemiyordum.

🔮🌌🌌🔮🐺🐺

Umarım beyenirsiniz ♥️♥️❤❤❤♥️♥️

Bölümü nasıl buldunuz?

💃💃💃💃💃

🗡🗡🗡🗡

Bölüm sonu

4 yorum