İçeriğe geç

[ 1. Kitap ] Ak kurtlar BİR KRALİÇE'NİN DOĞUŞU

Bölüm 12 · 13 dk okuma

[ 1. Kitap ] Ak kurtlar BİR KRALİÇE'NİN DOĞUŞU

Bölüm 12

Boğulmaya yüz tutmuş gerçekler.

Boğulmadığıma her kezi ikna etmiştim deniz hariç.

17 şubat.

Nehirin şiddetli akması sinirli olduğunu gösteriyordu eğer bize kızdıysa burdan çıkamazdık.

Su bizi ne kadar sürüklediği hakında hiç bir şey bilmiyordum. Ama böyle devam edemezdik durmalıydık.

Suyun içinden çıkmalıydık ne yapa bilirim diye düşündüm aklıma gelen fikirle hızla elimi ayakkabıma zor olsada götürdüm... buçağı aldım. Bu çok tehlikeliydi nehirin şiddeti yüzünden yanlışıkla kendime saplıya bilirdim buçağı, bu yüzden hızla batıp çıktığımız zaman doğru anda uygun bir yere buçağı saplamalıydım ama nehir sanki bizi kendisine katmak ister gibi içine çekiyordu.

Gizem vurulduğu için onu hemen Sudan çıkarmalıydık, gizemi yanmıma yaklaştırdım bu nedenle ayrılmamız zorlaşırdı.

Nehir bizi karaya yaklaştırınca buçağımı toprağa batırdım ilk nehir yüzünden toprak buçağı tutmayında buçak sürüklendi toprağın içinde sonra bir ağacın olduğu yere gelince buçak ağacın kökü sayesinde durunca fazla vakit kaybetmeden kolları belime sarılı olan gizemin belinden tutup karaya koymaya çalıştım ama nehirin hırçınlığı yüzünden bir kaç kez suyun içine batıp çıktık en sonunda gizemi kıyıya çıkardım.

Kendisinde fazla değildi gözü açıktı ama beyni çalışmayı durdurmuştu. Titriyordu hem de deli gibi titriyordu.

Onun yanına gitmek için hamle yapıcakken birden elimdeki buçak kendini bıraktı istemsizce çığlık attım ve tekrar suyun içine düştüm ama bu sefer buçağım elimden düştü tek başıma sürüklenmeye başladım suyun yüzeyine çıktım etraf ağaç doluydu birine tutuna bilirdim ama daha onlara yaklaşamıyordum. Bunları düşünürken birden bir şeye çarptım belimde çok büyük bir acı doldu ne olduğunu anlamadan aynı acı kolumda, bacağımda, omzumda oluştu baktığımda kayalıklar olduğunu gördüm onlara tutlmaya çalıştım ama suyun içinde olduğu yosunlaşmış kayalar ellerimin arasında kaydı ve tekrara belime sivri kayalar gelince istemsizce çığlık attım.

Suyun içine batıp giriyordum nefesim düzensizlenice yüzümü kapatan maskeyi çıkartıp kıyıya doğru gitmeye çalıştım ama nehir beni bırakmıyordu. En sonunda bir ağacın kökünden suyun içinde duran ağaçın kökününü tutup çıkmaya çalıştım. Akıntı beni zorlasada en sonunda yüzeye çıkınca sırt üstü uzanıp nefesimi düzenlemeye çalıştım zor olsada sonunda sırtımın acısına dayanamadım ve doğruldum üstüme baktığımda kolum bacağım sivri kayalar yüzünden yırtıldığını gördüm kan yırtılan yerlerimden akıyordu.

Birkaç dk sırtımın yanmasının geçmesini bekledim ama birden dank ettiben suya düşmüştüm yani her şeyim ıslandı demek oluyor demek hızla arkandaki çantmı önüme alıp içini açtığımda dosyanın ıslandığı gördüğümde ellerim titredi.

Olamaz... olmamalıydı dosyanın içindeki kağıtlar birbirine yapışmıştı. Dosyanın önünde annmin isminin yazdığı yer... yazı aktığı için okunmuyordu mürekkebin olduğu yere baktım önceden valeska grace yazan yer şimdi koca bir siyahlık.

Dosyanın çaresine sonra bakardım şimdi gizemin yanına gitmeliydim hızla dosyayı çantama koyup nehirin akıntısının tersine koşmaya başladım. Her yerim ağrıyordu, bir de kanıyordu. Ayağımın üstüne tam basamıyordum bu yüzden topal gibi koşuyordum ara sıra düşsem hemen kalkıp devam ettim.

Baya koştuktan sonra yerdeki kanı görünce durdum koca ağacın yanına gelmiştim gizem burda olmalıydı ama yoktu. Eyilip baktığımda kanlara baktım, kan nerdeyse yoktu suyun yanında olduğu için akan su temizlemişti. Etrafa baktığımda kan damlacıklarının ne tarafa gittiğini izlemeye başladım.

Etraf çamurdu kanın ne tarafa gittiğini bulmak zordu ama gördüğüm şeyle gözüm büyüdü. Ayak izi ayak izinin içinde ise kan. O adamlar mıydı acaba, gizem yaralıydı o yarayla soğuk suya girince de çok fazla kan kaybetmişti, son gördüğümde nerdeyse baygındı.

Ne yapmalıydım ayak izlerini mi takip etmeliydim ama ya beni de yaklarlarsa napıcaktım şimdi yer yüzüne çıkayım desem ne tarafa gidiceğimi bilmiyordum lux kafasından vurularak öldürüldü, gizemi ise kaybetmiştim...

Napıcamı bilmiyordum birini arayamazdım telefonum yanımda değil, atlas ile iletişime nasıl geçicektim diye düşünürken elimi kafama götürdüm ıslanmış bereyi sinirle çıkarıp yere atınca aynı şekilde ıslanan saçım, bereyi çıkartınca önüme düştü, enseme deyen kabloyu hissedince ürperdim. Ama umay'ın bana taktığı kulaklığı hatırlayınca hızla saçımdan kabloyu çıkartıp kulağımdaki kabloya bastım bütün düğmelere bastım ama işe yaramadı.

Ben bu kabloyla biriyle konuşamayacaksam ne işe yarıyordu bu kablo ve kulaklık. Sinirle kulağımdan çıkartıp yere attım, harika son umudum da gitti.

Şimdi napıcaktım

Nefesimi hızla verip mecburen ayak izlerini takip edip ilk gizemi bulup sonra burdan çıkmalıydım ama sorun gizemi nasıl bulucam buldum diyelim buradan nasıl çıkıcağız.

Sinirle yere attığım bereyi ve cebimden çıkardığım maskeyi alıp taktım. Ayak izleri çamur yüzünden çok belliydi, onları takip etmeye başladım. Nehirden uzaklaştığım için mutluydum orası bataklık gibiydi.

Ayak izleri şehir içinden çok şehir dışına gidiyordu ve toprak kuruduğu için ayak izileri yok oluyordu ama bu sorun değildi kan damlaları vardı ne kadar küçük damlalar olsa da yerdeki kan cam gibi parlıyordu.

Kanı takip ederek baya yürüdüm o kadar yürüdüm ki berem kurumuştu sayılır. En sonunda bir malikane gibi bir yere gelmiştim kocaman kapıları koruyan adamlar vardı. Malikanenin büyüklüğü bana yer altında olduğumu unuturucak kadar büyüktü tabi ak kurt malikanesi kadar olmasada burası da büyüktü.

Yukarı baktığımda tıpkı yer yüzünde olduğunu gibi gökyüzünün olduğunu gördüm. Burası yer altı olduğunu belli olmuyordu tıpkı yukarıda olduğu gibi hava olayları oluyordu sadece ay'dan altı tane vardı diğer her şey aynıydı.

Bu hem muhteşem hem de korkunçtu.

Gizemin içerde olması büyük ihtimaldi çünkü kanlar o tarafı gösteriyordu bu yüzden içeri nasıl girile bilir diye düşünmeye başladım. Bir tane binanaın arkasına geçip bir süre onları izledim ve dinledim, ve bir şey fark ettim nöbetçiler 30 dk arayla yer değiştiriyorlardı bunu kulanarak içeri gire bilirdim onlar gittiklerinde 1buçuk dk zamanım olucaktı o sıra gire bilirdim.

Onların yer değiştirmesini beklerken adamlar gittiklerinde bekledim gözden kaybolunca koşarak kocaman kapalı kapıya koştum nasıl içeri giricektim ki etrafına baktığımda büyük kapının yanında orta boy demir kapı vardı onu açıp içeri koştum ayağım yüzümden az kalsın düşüyordum ama bir şey olmadan malikanenin kenarına geçtim birkaç dk bekledim birinin beni görme ihtimaline karşı ama hiç ses çıkmayınca duvar kenarından yavaşca etrafını dolaşmaya başladım malikanenin arka bahçesine gelince yukarda açık bir pencere görünce napmam gerektiğini anladım.

Hızla tırmanmaya başladım. Malikanenin arka tarafı evin duvarını saran sarmaşıklar vardı sarmaşıkları demire tuturmuşlardı bu yüzden daha rahat trmandım. En sonunda büyük balkona gelince balkona atladım, kenara geçip içeri baktım biri var mı diye kimse gözükmeyince balkonun kapısına yürüdüm açmak için eyildim ama kapıya dokunur dokunmaz açınca kapının açık olduğunu fark ettim. İçeri girirmeden baktım kimsenin olmadığını anladığıma içeri girdim.

İçeriyi girince etrafta oyuncaklar ve peluşlar vardı oda malikanenin dışının aksine rengarekti tam bir çocuk odasıydı iki yatak vardı biri mor ve gümüş karışımı bir yataktı yatağın üstündede sanki odada az peluş varmış gibi yatağın üstü peluş doluydu diğer yatak mavi ve gümüştü diğerinin aksine oyuncak yoktu yatağın üstünde ama yatağın yanındaki komidinin üstünde dünya klasikleri vardı.

Oda zıt olarak yapılmıştı bir trafata oyuncaklar ve hikaye masaları, boyama kitapları, çiçekler , elbiseler ve rengarek duvar kağdı.

Diğer tarafata daha sade şeyler kulanılmıştı çalışma masası ve üstündeki çalışma kitapları, duvarda coğrafya atlası, kimya periodic tablo, kalemler, duvara monta edilmiş tahta. Diğer taraf dağınıkken bu taraf her şeyi düzenliydi cetvelle ölçsen yamukluk bulamasın bu tarafta.

Burası çocuk odası olduğu belliydi. Etrafı incelediğim düzenli kişi kimse kalemlerin rengine bile önem veriyordu kalemi elime alım inceleyip geri yerine koydum. Bunlarla zaman kaybetmeden kapıya doğru yöneldiğimde bir ses geldiğini fark edip saklanmak için etrafa bakındım peluşların yığılı olan yere koşup altına saklandım, buradan herşey net olarak görünüyordu

İçeri giren kişilere baktım iki tane kadın bir tanede takım elbiseli adam ve en son iki tane çocuk girdi. içeri giren kadınlardan biri " başka bir isteğiniz var mı çocuklar. Yemek saatinde tekrar sizi almak için gelicez" dedi beyaz önlüklü kadın çocuklardan biri kız diğeri erkekti, kız yıldız gibi partaken, erkek olan sade bir lacivert süveter ve hatta küçük bir kravat takmıştı elleri arkasında tepkisizce kendisinden büyük kişilere bakıyordu.

Küçük kız " dışarı çıkamaz mıyız. Canım çok sıkılıyor" dediğinde beyaz gömelekli kandının yanındaki gözlüklü kadın" olmaz oyun saatiniz bile değil şimdi eğitim ve öğrenim saatindesiniz...." dediğinde küçük kız kafası öne doğru büküldü çok tatlı bir kız gibi duruyordu, sarı saçları iki yandan at kuyruğu yapmıştı ve yuvarlak beyaz porselen yüzü çok beyazdı.

Kadın çocuklara emir yağdırıp, ardından çocuklar içerde kalıp onlar gitti. Onlar gidince kız olan dilini çıkartıp " bıktım bu kadından" diyip erkek olana döndü oğlan yatağına oturup kitaplarına bakmaya başladığını görünce oflayıp oyuncaklarına gitti ama bilmediği ben onları arasındaydı kız oyuncaklarını teker teker alıp yere koyup yalancıkla çay içirmeye başlayınca napıcağımı düşünürken oğlan çocuğu " çalışma, eğitim ve öğrenme saati senin içinde geçerli aylişa" dedi oğlan kız oğlana dönüm "ama sadece senin ilgini çeken bir saat edieen" dediğinde kızın isimin aylişa oğlanın ismi ise edieen olduğunu öğrendim.

Oğlan kızın dediğinin üstüne " abi demeyi unutma ben senden büyüğüm" diyince kız " sadece 2 yaş var aramızda neden diyim" dedi. O işler öyle olmuyor güzelim.

oğlan " çünkü senden bir saniye önce doğan birine bile abi demen gerekir buna saygı denir aylişa" dedi oğlan kız sadece omuz silkti oğlan kardeşinin bu hareketine sadece kafasını sallayıpyatağından kalkıp gri masasına geçti kız oyuncaklarını aldıkça görünmemem artıyordu.

Burdan çıkmalıydım ama nasıl.

Burdan nasıl çıkıcağım hakında düşünürken adının edieen olduğunu öğrendiğim oğlan kıza dönüp " kalemlerime mi dokundun" diye sorup kızın yanına yaklaştı. Bu oğlan cidden çok detaylara bakıyordu elindeki kalem benim alıp incelediğim kalemdi yamuk bile koymamıştım bile nasıl olurda oynandığını anlardı ki bu çocuk değildi. Oğlan tahminimce 7 yaşındaydı kız ise 5 yaş vardır galiba.

Peluşla oynayan kız " hayır abi. Zaten seninle seninle çıkıyoruz odadan nasıl sen fark etirmeden eşyalarına dokunayı. Rana abla odayı toplarken dokunmuştur eşylarlına" dediğinde oğlan kafasını salladı " bugün temizlik günü değil ki" diye sorguladı kaleme bakarak.

Ne uzatıyorsun be oğlan. elin falan deymiştir yanlış koymuşsundur ne abartın ya.

Kız abisinin sorularından sıkılmış bir şekilde ona dönüp " abi lütfen gider misin oyunacaklarımla oynuyorum hem kim napsın senin kalemini" diye bağrınca ayağı geri geri giderken takılıp üstüme düşünce reflesk olarak tutunca kız bir kaç dk durdu sonra ellerimi görünce çığlık attıp abisine doğru koşup arkasına saklandı.

Şimdi işim bitmişti işte.

Ayağa kalktığımda maskemi çıkardım, eğer çıkarmasaydım çocuklar daha çok korkar ve bağırırdı. Ne gerek vardı böyle bir şeye.

Bağran kıza dönüp ellerimi havaya kaldırarak " bağırma. Sakin ol ben size zarar vermeden birdan çıkıcam. Korkayın" dediğimde kız abisinin sırtına yüzünü gömüş tir tir titriyordu zavalı. Ben de olsam odama giren simsiyah giyinmiş tuaf davranan birini görsem korkardım.

Kıza doğru bir adım attığımda beklemediğim bir şey oldu ve küçücük oğlan bana silah çekti...

Yuh bu yaşta ne silahı hangi akıllı 7 yaşındaki bir çocuğa silah verirdi ki işte şimdi ölücektim. Hadi ama ben bile asker olduktan sonra kendi silahım oldu. Bu nasıl bir kafaydı böyle çocuğa silah mı verilir...

Ellerimi havaya kaldırdım ama bu sefer çocuğu sakinleştirmek için değilde. Delik deşik olmamak için " kimsin sen" diyince hızla "sakin ol ben kötü biri değilim. Bırak silahı" dedim oğlan beni süzüp "önce sen üstündeki kesici şeyleri bırak şuraya" diyince teker teker silahlarımı bıraktım çünkü zaten ıslanmışlardı yani işe yaramazlardı.

Oğlanın gösterdiği yere teker teker bıraktım. Resmen 7 yaşındaki bir çocuğun önünde oyuncak olmuştum kos koca üst teğmen hera grace ne hale düşmüştü rezillik ama yapıcak başka bir şey yoktu.

Oğlan " şapkanın atında ne var" diyince " bir şey yok saçım var olur mu" dedim alayla sonra bereyi çıkardım.

Ama oğlanın arkasında ki küçük kızın çığlığı üzerine aylişa denen kız bana doğru gelip " saçın boya mı" diye sorunca kafamı salladım. Vallahi güzelim allahtan verme iki renkli.

Kız saçıma baktı ve tekrar büyülenmiş bir şekilde baktı sonra küçük elleriyle dokunmaya başladı. Oğlan " Polio sisarka mı" diye sorduğunda kafamı salladım. Oğlan zehir gibiydi ama bana karşı olmasın mümkünse zehirlenmek istemiyordum.

Oğlan " neden geldin" diyice sanki karşımda 30 yaşında adam varmış gibi davranıyordu. Yanıma gelen kız ise saçımla oynuyordu. Oğlana bakarak "bir işim var burda ama hemen çıkıcam burdan merak etmeyin önce bu odadan çıkmalıyım" dediğimde kız heycanla "istersen sana yardım edelim kaçacık oynayalım hem eylenceli olur hem de o yaşlı cadıya gününü gösteririz" dediğinde gülümsedim küçük kıza ilk defa saçım bir işte işe yaramıştı ne güzel.

Oğlan " olmaz aylişa daha kadının niyetini öğrenmedik ya kötü biriyse" diye kardeşinin kolundan tutup benden uzaklaştırınca kız kolunu abisinden çekerek "böyle güzel biri bize zarar vermez ki hem sen benim yanımdasın değil mi" dediğinde oğlan bıkkın bir nefes verek " tamam ama sadece aşağa götürcez sonra tekrar odamıza dönücez tamam mı" dediğinde kız kafasını salladı bana yaklaşıp " ne güzel gözlerin var " diye benim elimi tutarak kapıya doğru yürüdük bere ve maskemi tekrar takarak kapıdan çıktık.

Bu ikisi bana yardım etme nedeni kızın beni güzel bulnası mı cidden ve oğlan da kabul etti öyle mi inandırıcı pek gelmiyordu bana ama yapıcak bir şey yoktu.

Çocuklarla koridoru geçip merdivenlere gelince oğlan beni durdurup " bekleyin önden ben gideyim birisi varsa onu gönderirim ben " diyip gidince kızla baş başa kaldık kız bana oyuncaklarının ismini saymaya başladı bir kulağım kızdayken medivenden oğlana bakıyordum.

Ve oğlan gelince ona doğru bir adım attıp yaklaştım. Oğlan bana yaklaşıp " aşağdaki hizmetçileri gönderdim ama fazla zaman yok. Hadi bodrum katında bir şeyler saklıyorlar gidelim" diyince aylişa denilen kız benim elimi tutarak medivenden aşağı indik koşarak oğlanın peşinden inince oğlan eliyle bir kapı gösterdi " bodruma burdan iniyoruz'' diyince gösterdiği yere girince çocuklardan o an nefret ettim.

Karşımda sayamadığım kadar çok adam bana silah tutmuş bana bakıyordu her an bir kurşunla öle bilirdim. Elimi tutan kız abisine doğru gidip arkasına saklanınca kendi mallığıma gülmem geldi.

Bu çocuklar bana oyun kurmuştu. Bari beni yakalatıcaktınız odada yakalatsaydınız ya ne duygularımla oynuyorsunuz...

Ellerimi havaya kaldırıp gelicek kurşuna kendimi hazırladım ölüm melleğinin kanat çırpışını duyuyordum. Ölüme görevler yüzünden çokça karşı karşıya kaldım ama hiç birinde korkmamıştım. Ama şimdi korkuyordum nedenini bilmiyordum. Galiba görevlere gidiceğimde ölüm her zaman aklımın kenarına olurdu ve korkmazdım çünkü bunu göze alarak gidiyordum ama şimdi ölümü şu Ana kadar hiç düşünmeiştim ve aniden burnumun dibine girince yalan yok korktum...

Bana silah tutan adamlardan biri " çocukları götürün başlarına bir şey gelmesin bakıcılarına haber verin yanlarına gitsinler" dediğinde çocukları götürdüler yanıma gelen adam kolumu ters çevirip kendini arkaya alıp beni bir yere götürmeye başladı. Kolumu fazla sıkmamasına rağmen acımıştı nehirde kayalıklar ciddi bir yaralanmıştım yürüyecek halim kalmamıştı.

Beni karanlık bir odaya koyup gittiler. Her yerim ağrıyordu baştan aşağı her yerim mahvolmuştum. Kokuyor ve yosun tutmuş gibiydim, berbat haldeydim. Üstelik gizemi de bulamamamıştım kim bilir ne haldedir.

Diye düşünürken içeri giren kişilere döndüm ışık yüzüme vurduğu için ilk başta yüzlerini göremedim sonra içeri giren adamlar beni kaldırıp bir sandalyeye oturtdurdu. Ellerimi ayaklarımı bağladılar sonra içerinin ışığını açtılar gözüme giren ışık başta canımı yaktı ama sonra gözüm ortama alışınca etrafı inceledim bir çalışma odası gibi bir yerdeydim. Beni odanın tam ortasına aldılar odada iki adam vardı hiç bir şekilde konuşmuyorlardı.

Nolucak şimdi ne ben buradan kaça bilirdim nede başımdan geçen şeyleri anlatıcak gücüm vardı. Sadece odayı inceliyordum etrafa bakınıyordum.

İçeri giren adamlarla bakışlarım o yöne döndü içeri giren adamlar sanki önceden belirlenmiş yerlerine geçtiler en son içeri giren kısa boylu adama saygı gösteren şekilde eyildiler. Boyu tahminimce 1.60tı diğer adamlar en az 1.65 vardı. Ama karşımdaki adam kısa boyluydu ama odadaki en saygın kişi gibiydi. Adam karşımda durup " kim gönderdi seni " diyice " kimse ben arkadaşımı almaya geldim" diyince adam alayla gülüp " ak kurtlardansın sende" dedi adam bana yaklaşıp " açın yüzünü beresini " dediğinde yanımda dikilen adam sanki bunu demesini bekliyormuş gibi aynı anda hem beremi hem maskemi çıkarınca sinirle karşımdaki kısa boylu adama baktım ama adam şaşkınca bana baktı.

Adam ağazının içinde bir şeyler söylediğini duyduğum "ölmüştün sen valeska ölmüştün" dediğinde adama baktım bu adam bana açıklama yapmalıydı derhal.

Adam odadaki diğer adamlara dönüp "çıkın" dedi gözünü benden ayırmadan "çıkın derhal bizi yanlız bırakın" dedi adamlar karşımdaki adama boyun eyip " emredersiniz köstebek " dediler ve çıktılar.

Bazı yalanlar yatsığa kadar yanmıyordu yalanın mumu.

🔮🌌🌌🔮🐺🐺

Umarım beyenirsiniz

Bölüm sonu

4 yorum