İçeriğe geç

...

Bölüm 4 · 6 dk okuma

...

Bölüm 4

𓇼

Gözlerimi günde kaç kere devirdiğimi bilmesem de tekrar devirdim.

Elbiseyi askıdan çıkartıp saçımı yarım at kuyruğu yaparak kıvırcık saçlarımı köpükledim.

Yüzüme baz sürerek akşam makyajını çok abartmadan tamamladım.

Parıltılı kol çantamı ve topuklu ayakkabımı alarak odamdan çıktım.

Saat dokuz buçuktu ve ben yarım saat bile geç kalmıştım.

Neyse ki gittiğimiz barın sahibini tanıyor ve tanıyorduk.

Köpeğim Honeyi bara almama bile izin veriyordu!

Normalde köpeklerin girmesi yasaktı ancak Finn ve Honey ayrılmaz ikiliydiler.

Odadan çıktığım an Honey bacaklarımdan dolaştığın da onu dışarı çıkarmam için hareketlendiğini anladım.

Kapının yanında ki hol aynalığına yöneldiğim de Hon direkt masanın üstüne çıktı.

İsminin yazılı olduğu karamel renkli tasmasının ucuna yürüyüş ipini taktığım da havlayarak yere atladı. Kapının önünde kuyruğunu hızla iki yana sallarken bana bakıyordu.

Yere çarpan ayak seslerini duyduğum da içimden kaç kere dua ettiğimi hatırlamıyordum.

"Nereye böyle?"

Yemek önlüğü ile annem yanıma gelerek duvara dayanmış beni süzüyordu.

"Kızlarla dışarı çıkacağız." Dedim kaşlarımı kaldırarak.

Başını sallayarak arkasını döndü."Abinin yaptığı gibi gidip de umarım geri dönmemezlik yapmazsın kızım."

Onu durduramadım. Çünkü dilimde tüy bitmişti. Ne ben ona benziyordum ne de o bana ama umrumda değildi. Gerçekten değildi.

Honey kuyruğunu sallamayı bıraktığın da huzursuzluğumu hissedip başını ayak ucuma değdirmişti.

O benim gerçekten minik moral ve sevgi meleğimdi.

Küçüklükten beri benleydi ve sonsuza kadar kalması lazımdı.

Telefonum çaldığın da Mara nın kendini kaydettiği"Fındıkkıran" ismiyle göz göze geldim.

Bu kızın gerçekten tuhaf olduğunu kabul ediyordum.

"Aloha Kaia!" Arkadan müzik sesi geldiğin de barda olduğunu anladım.

"Aloha Amara!" Dediğim de sırıttığına yemin edebilirdim.

"BEN BURDA AĞAÇ OLDUM ALOHANA BAŞLATMA ŞİMDİİİİİ."

Diyerek kulağımın içine bağırdığın da Honey bile sesini duymuş olacak ki partilerini bacaklarıma çıkartıp telefona doğru havladı.

"Galiba hastaneye gidiyorum!" Dediğim de kahkaha patlattı. Bu kızın hiç anksiyetesi bile yoktu. Şimdi ben olsam deve kuşu gibi utançtan kafamı kuma gömerdim.

Bende telefonun diğer tarafından kıkırdadığım da konuşmaya başladı "Honeyi de all gel artık." Dediğinde sen mi kapatacaksın yoksa ben mi kapatim tartışmamıza ramak kala ikimiz de aynı anda kapatmıştık. Yoksa bunun olsasılığı yüzde seksendi.

Çantamı koluma takıp krem rengi sitilettolarımı alıp işkence saatlerimi geçirmeye çalıştım.

O sırada Honey bana alışmış gibi kapının dışında uslu uslu duruyordu. Bir ara ona da topuklu ayakkabı giydirmem için beni sinir etmişti.

Topuklu ayakkabımın tekini alıp beni ta aşağı merdivenlere kadar koşturmuştu. Sonra da üzgün bir şekilde patilerini öne koymuş kafasını kapatmaya çalışmıştı. Bu tatlılığına kızamamıştım.

Şimdi ise orda usulca oturuyordu. Ben son ayakkabımın kemerini taktığım da oda benle doğruldu. Anahtarımı alıp kapıyı yavaşça çektim. Keşke her zaman bunu aileme yapabilseydim.

Honeyin tasmasina taktığım ipten tutup asansörün içine götürdüm. Arkada ki aynada kendini görünce klasik havlamasını takındığın da sakinleşmesi için kafasını yavaşça okşadım. Asansör aşağı indiğinde hızlıca Honun tasmasından tutarak onu da beraberim de dışarı sürükledim.

Evet sürükledim! Çünkü aynaya karşı eylem başlatmış gibi ona doğru beni çekiyordu. Bu köpek kendine aşıktı.

Sitenin sonun da ki otoparka geldiğimiz de Honun tasmasında ki ipi çözerek onu serbest bıraktım. Elimde ki arabanın anahtarıyla arabayı açtığım da Hon ışıkların yanması ile birlikte oraya koşup ön tarafta ki yolcu koltuğunun kapısını dişiyle çekerek açtığın da içeri atlayıp kapıyı kapatmamı bekliyordu.

Kapıyı kapattığım da sürücü koltuğuna bende kendimi bıraktım. Evet bir köpek sahibi olmak inanılmaz güzeldi lakin... Tanrım onun peşinden koşmak kadar yorucu bir şey yoktu. Şimdi bir yere gideceğimiz için heyecanlıydı ve o çokta minik olmayan kuyruğunu iki yana sallayıp arabayı ne zaman çalıştıracağımı düşünüyor gibi bana bakıyordu.

"Hon kızım uslu duruyoruz anlaştık mı?" Havlayarak kulaklarını havaya kaldırdı.

Güldüğüm de arabayı çalıştırarak otoparktan çıkıp hızlıca mekana doğru sürmeye başlamıştım.

𓇼

Etrafın bu kadar tıklım tıklım olacağını düşünseydim kesinlikle helikopterle gelirdim!

Bu insanlar kıtlıktan mı çıkmıştı yoksa herkes içki kolik mi olmuştu? Kafamı iki yana sallayarak Hona baktım.

"İçeri girmeyip burda mı otursak ne dersin ?" İkinci yüksek havlamasını yaptığında bu evet mi hayır mı çözememiştim.

Ama gitmek zorundaydık çünkü iddiayı bile bile kaybetmiştim.

Arabayı Finin bizim için ayırdığı otoparka çekerken her zaman olan bizimkilerin arabalarının aksine siyah bir Ferrari göreceğimi düşünmüyordum.

Bizim guruptan kim paraya kıyıp zenginliğin tadını çıkartıyordu anlamamıştım.

Fin alabilirdi ama gösterişten hiç hoşlanmazdı onun olma ihtimali yüzde sekiz dokuz falandı.

Mara pembe tosbağa ile gelmişti orda gözler önündeydi.

Tony zaten bisikleti ile her zaman ki gibi gelmişti.

Robbynin benim ki gibi hatta daha büyük bir Renaultu vardı benimkinin aksine daha büyük modeliydi.

Kim iki arabayla gelebilirdi kimse!

Honun sabırsız havlaması ile ona döndüğüm de bu gizli ajan soruşturmamı başka zamana bırakmam gerektiğini hatırladım.

Onla birlikte aşağıdan yukarıya doğru giden açık asansöre bindiğimizde ayna olmadığına bir kez daha şükrettim. Ama Hon yeri ve asansörün kapısını koklamaya başladığın da garip davrandığını anladım.

"Kızım noldu ?" Hırlamaya benzer sesler çıkardığın da neyi merak ettiğini ve bu kadar ne ilgisini çektiğini anlayamadım. Her zaman bu asansörden çıkardık ama ilk defa böyle tepki vermesine anlam veremiyordum.

Her zaman çıktığımız katta durduğun da kapılar açılır açılmaz Hon havlayarak insanlar arasından koşarak gözler arasından kaybolduğun da. Gözlerim şaşkınlıktan açılmıştı.

"HONEY!!! BURAYA GEL KIZIM!"

Boğazımı patlatmama rağmen müzik beni duymayacağı kadar açıktı.

Derin bir nefes aldığım da Fini ve bizimkileri bulmak aklıma o aceleyle yeni gelmişti.

Adımlarımı hızlandırdığım da tekli masaların köşesinden döndüm. Yüksek havlama sesi duyduğum da Honun klasik havlama sesine benzemiyordu. Fin Hondan başka mekana kimin köpeğini aldığını merak etmeden edemedim.

Mekanın koltuklu olan ve daha ferah olan kısmına geçtiğim de Honu gördüm. Kendi etrafında dönüyor hırlıyor ve karşısında ki köpeğe kur mu yapıyordu o!?

Bir dakika ne!

Ben kızımı bir feminist şekilde yetiştirmişken hem de.

Honun karşısında ki tüyleri simsiyah olan köpek de ondan farksız davranmıyordu.

Neyin içine düşmüştüm kızım erkek köpekle flörtleşiyordu. Omuzlarımı hafifçe düşürdüm.

Gözlerimin önünde olan şoka bakarken beş dakika boyunca köpeklerin yanında durup gözleriyle beni baştan aşağıya doğru inceleyen adamı daha yeni fark etmiştim.

Olduğum yerde çakılı kalırken sinirle burnumdan soludum. Bu adam da kim oluyordu lan!

Simsiyah bir takım giyinmişti. Büyük bir ihtimal melezdi. Kıvırcık saçları bakımlıydı. Gözleri kahvenin en koyu tonunu andırıyordu sanki.

Hareket edip köpeklere doğru yürüdüm. Ona bakmak için kafamı kaldırdığım da dağa bakıyormuş gibi hissediyordum.

"Merhaba." Diyen ilk o olmuştu.

Ben hala kızıma mı engel olsam yoksa kendime mi bilemediğim için kafama vurmak istiyordum.

Zoraki bir şekilde gülümsedim "Merhaba."

(Merhaba neden bu kadar uzun bir kelime gibi geliyordu ki şimdi)

"Sanırım köpeğin sahibi sizsiniz." Dedi gözleriyle hala tahammül edemediğim şekilde tuhaf hareketler yapan Hona.

Boğazımı temizleyip kafa salladım. "Evet kusura bakmayın asansörden girdiğim anda koşmaya başladı ben ne olduğunu bile anlayamadan. Şükür ki buldum." Dedim kalbimi tutarak.

Adam hareketlerimin hepsini takip ederek tüm dikkatini sanki bana veriyordu.

"Galiba aynı şeyi yaşamışız. Birbirlerini sevdiler. Adı ne?" Dedi Honu işaret ederek.

"Normalde Honey ama ben kısaca Hon diyorum." Hon ismini duyduğun da havlayarak yanıma yanaştı. Bu hareketine güldüğüm de adam gözlerini köpekten çekerek bana derin bir şekilde baktı. Sonra ihtimali bile olmazmış gibi kafasını hafifçe yana sallayarak köpeğe bakmaya devam etti.

"Sizin kinin adı ne ?" Diye sorduğumda da tekrar bana döndü.

"Adı Cole." Dediğinde siyah tüyleri olan köpeğe baktım.

"Güzel isim." Köpeğin yanına eğilerek"Merhaba Cole tanıştığıma memnun oldum." Dediğim de bana havlayarak sevmem için kafasını eğdi. Kuyruğu iki yana sallandı.

Adamın gözleri büyük bir ihtimal bizi izlerken oda gülümsüyordu. Eğildiğim yerden kalktığımda adama döndüm.

"Sizi buralarda ilk defa gördüm Cole da Fini tanıyor musunuz?" Diyerek aklımdan geçen her şeyi sıraladığım da bana bakmakla yetindi.

"Kusura bakmayın fazla ani soru oldu." Dediğim de omuz silkti.

"Sorun değil. İş için buraya iki günlüğüne geldim. Sabah gideceğim Fin de beni davet etti ve işte buradayım." Dediğinde ilk defa biri düşünmeden sorduğum tüm sorulara sorgusuz sualsiz cevap vermişti.

🌺🌀

~Denizin kenarında beni bekleyen adama 🌊 🌀

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.