İçeriğe geç

.-Macika-.

Bölüm 2 · 17 dk okuma

.-Macika-.

Bölüm 2

1 bölümü atladım...

Okul koridorunun sonundaki geniş merdiven boşluğu, öğleden sonra güneşinin yumuşak sarı ışığını olduğu gibi içine çekmiş gibiydi. Gün tüm sıradanlığıyla ilerliyordu; öğrencilerin konuşmaları, çantaların fermuar sesleri, uzaktan gelen öğretmen ayakları, kapıların açılıp kapanışı… Her şey olması gerektiği gibiydi. Tıpkı her günkü gibi. Ama Zila için o günün sıradanlığı bir merdiven basamağında kırılacaktı. Turuncu saçları omuzlarından geriye doğru akıyor, birkaç tutamı hafifçe önüne düşüyordu. Elindeki notları sıkı sıkı tutmuştu; sanki onları bırakırsa bir şeyler elinden kaçacakmış gibi. Zila’nın yürüyüşü genelde sessizdi, kimseye çarpmamak için sürekli etrafı kontrol eder, kimseye yük olmak istemezdi. Adımlarının ritmi bile temkinliydi; dikkat çekmemek onun için bir refleks olmuştu. Ama bugün bir şeyler farklıydı. Merdivenlerin ilk basamağına adımını attığında koridorun uzak ucundan bir kapı kapandı. Zila dönüp bakmadı. Ne için baksın ki? Her gün aynı kapılar kapanıyor, aynı sesler yankılanıyordu. O sadece sınıfına çıkmak istiyordu. Kafası dağınıktı; sabahki bir ödevi düşünüyordu, Sima’nın ona getireceğini söylediği kahve aklına geldi, Daja’nın sabahki şakasını hatırlayıp hafifçe gülümsedi. Sonra o adımlar başladı. Yavaş, dikkatli, ölçülü. Sanki birisi yürümüyordu da… biri sessiz kalmaya çalışıyordu. Zila önce önemsemedi. Merdivenlerde zaten hep birileri olurdu. Ama basamakların ortasına geldiğinde adımların ona birlikte yükseldiğini fark etti. Bir anlığına duraksadı. Kalbi hızlanmadı, çünkü korkmuyordu – sadece gerildi. Birisi onu izliyor muydu? Birisi niye bu kadar sessiz gelirdi? Turuncu saçlarını omzundan geriye attı, arkasına yarım bir bakış attı. Ve gördü. Gala. Koyu saçları alnına düşmüş, nefesi normalden biraz daha hızlı, bakışları tuhaf bir ciddiyetle ona kilitlenmişti. Bu bakış bir tehdit değildi ama bir şeydi… Zila’nın çözmesini istemeyeceği bir şey. Gala’nın bu şekilde yaklaşmasını görür görmez Zila kaşlarını hafifçe kaldırdı ve hiçbir şey olmamış gibi merdiven çıkmaya devam etti. Ama Gala durmadı. Adımlarını zorla değil, ama kesin bir kararlılıkla hızlandırdı. Sanki bir şey söylemesi gerekiyormuş ve bu fırsatı kaçırırsa bir daha asla söyleyemeyecekmiş gibiydi. Nefesi Zila’ya yaklaşırken biraz titremiş bile olabilirdi. Zila bunu duydu. Ve o an omuzları hafifçe gerildi. “Lütfen… şimdi değil,” diye düşündü içinden. Alttan gelen birkaç öğrencinin kahkahası yankılandı, ama yukarı çıkan merdiven sessiz sayılırdı. Koridordaki uğultu bir anda uzaklaşıyor gibi oldu; sanki dünya birkaç saniyeliğine Zila ve Gala'nın nefeslerine daralıyordu. Gala sonunda konuştu. — “Zila… bir saniye.” Zila göz devirdi, merdivenin geniş basamağında durdu, ama doğrudan ona dönmedi. — “Ne var Gala?” Gala’nın sesinde panik yoktu. Biraz kısık, biraz düşük bir tonla konuştu. — “Ben sadece… şey… konuşmak istiyorum.” Zila bu cümleyi duyduğu anda istemsizce içinden “Hayır…” diye geçirdi. Konuşacak ne olabilirdi ki? Gala son günlerde ona tuhaf bakıyordu. Ders sırasında arada bir göz ucuyla onu izlediğini hissetmişti. Sima bile fark etmişti bunu… “Gala’nın bakışları garipleşti,” demişti. Zila bir adım atıp yürümeye devam etti. Ama Gala aynı anda hareket etti. Sanki o adımı bekliyormuş gibi. Zila’nın önüne geçip basamakla duvar arasında bir tampon oluşturdu. Aralarında sadece birkaç santimlik bir alan vardı. Zila’nın sırtı merdiven duvarına değdi. Gala kelimenin tam anlamıyla onu köşeye sıkıştırmıştı. Zila’nın yüzündeki ifade bir anda sertleşti. Karşısındaki çocuğa küçümseyici değil, uyarıcı bir bakış attı. — “Gala. Çekil. Şaka değil bu.” Ama Gala geri adım atmadı. Gözleri endişeliydi, bir şey anlatmak istiyor gibiydi ama nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. — “Zila… ben—” Zila iki eliyle Gala’nın göğsüne itti. — “ÇEKİL dedim.” Gala bir adım geri gitti ama Zila tam geçecekken, işte o an… Gala ani bir hareketle Zila’nın bileğini tuttu. Bu, sert bir tutuş değildi. Ama kaçışı engelleyecek kadar sıkıydı. Zila’nın nefesi kesildi. Dudakları aralandı. “Ne yapıyorsun sen?” diye bakıyordu gözleri. Gala sesi titreyerek konuştu. — “Neden kaçıyorsun benden?” Zila sinirlendi. — “Kaçmıyorum. Ama SEN sinirlendirdiğin için gitmem gerekiyor.” Gala bir adım daha yaklaştı. Sanki zihni kontrolü kaybetmiş gibiydi; sadece hisleri hareket ediyordu. Zila bunu fark etti. Ve korku değildi hissettiği — rahatsız bir gerilim, bir “bu doğru değil” hissi. Zila bileğini çekti. Ama Gala bırakmadı. Zila daha sert çekti. Gala bunu bir direnç olarak algıladı. Sonra… Hiçbir cümle gelmedi. Gala, Zila’nın yüzüne doğru eğildi. Zila bunu bir saniye gecikmeli fark etti. Kaşları açıldı — Göğsü hızla inip kalktı — Göz bebekleri büyüdü — Ve Gala, Zila’yı öptü. Hiç izin almadan. Hiç düşünmeden. Hiç beklemeden. Zila’nın zihni tamamen boşaldı. Bu bir romantik an değildi — Zila için bir şoktu. Dizlerinin bağı çözüldü, elleri boşluğa düştü. Sanki dünya bir anlığına sustu. Sonra… Zila bütün gücüyle Gala’yı itti. — “NE YAPIYORSUN SEN?!” Sesi merdivende çınladı. Gala geriye sendeledi. Zila’nın yüzünde öfke, utanç, şok, incinmişlik karışımı bir ifade vardı. Gala elini uzattı. — “Zila… dur… ben…” Zila geri çekildi. Ellerini ağzına götürdü. Gözleri doldu. Yutkundu ama ses çıkmadı. Sadece koşar gibi merdiveni tırmandı. Ama yere sessiz adımlarla basıyordu — ağlamamak için çabalayanların yürüyüşüydü bu. Koridorun köşesine döndüğünde… Nova ve Sima tam karşısındaydı. Sima önce şaşırdı. Sonra Zila’nın kızarmış yüzünü, titreyen çenesini, göz altlarına dolan yaşları gördü. Nova sessizce yaklaştı. — “Zila?..” Zila başını kaldırmadı. Gözyaşının akmasına izin vermemek için dudaklarını ısırdı. Ama titrediğini gizleyemedi. Sima adım adım ona yaklaştı. — “Biri mi… bir şey yaptı?” Zila başını yana çevirdi. Konuşamıyordu. Boğazı düğümlenmişti. Nova’nın bakışları keskinleşti. Sima’nınki ise öfkeyle karışık bir endişeye dönüştü. Sima anında geri döndü. — “Ben galayı bulacağım.” Nova Zila’yı duvar kenarındaki pencerenin altına oturttu. Zila hala şoktan çıkamamıştı. --- Sima merdivenlere aşağı indiğinde Gala’yı tam ortada buldu. Sanki her şey durmuş, Gala sadece kendi nefesini dinliyordu. Sima yanına geldiğinde sesi bir buz parçası gibiydi. — “Zila neden ağlıyor?” Gala başını kaldırdı. Gözleri suçlulukla doluydu. — “Ben… kontrolümü kaybettim.” Sima’nın yüzündeki kaslar gerildi. — “Ne yaptın?” Gala yutkundu. Sanki boğazından bir şey geçmiyordu. Sonunda fısıldadı: — “Öptüm.” Sima’nın nefesi kesildi. Bir an dondu. Sonra gözleri çakmak çakmak oldu. — “SEN NE?!—” Tam bağıracakken merdivenin diğer ucundan bir ses geldi. “NE DEDİ O?!” Daja. Ayakları yere hızla vuruyordu. Yüzü kızarmış, gözleri tutuşmuştu. Sima bile şaşırdı onun hızına. Daja gelip Gala’nın gömleğini yakaladı. Hiç tereddüt etmeden onu duvara çarptı. — “Zila’ya nasıl dokunursun?!” Gala nefes nefese kaldı. — “Daja… dur…” Ama Daja’nın gözlerinde durmak yoktu. O, Zila’nın çocukluk arkadaşıydı. Kardeşi gibiydi. Onu ağlatan herkes düşmanıydı. Daja’nın elleri Gala’nın boğazına kaydı. Sima bile şaşkınlıkla geri çekildi. Tam o anda Nova koşarak geldi. — “DAJA DUR!” Gala nefes alamıyordu. Daja’nın gözünden yaşlar bile akmıştı ama öfkeden fark edilmiyordu. Nova bütün gücüyle Daja’yı geri çekti. Daja çırpındı. — “Bırak! Ona hesap sormadan bırakma!” Nova onu zorla kenara çekti. Sima da yardım etti. Sonunda Daja nefes nefese yere çöktü. — “Ona… nasıl kıydın…” Nova omzuna dokundu. — “Şimdi önemli olan Zila.” --- Üçü sınıfa doğru yürüdü. Yağmur başlamıştı. Pencerelerde ilk damlalar belirdi. Gök gürültüsü uzaktan yankılandı. Öğrenciler sınıfa giriyordu ama atmosfer ağırdı. Zila cam kenarında sessizce oturuyordu. Sima yanına geçti. Nova diğer tarafına oturdu. Daja önünde dikildi. Sınıf yavaşça doldu. Gala kapıdaydı. İçeri girip girmemek arasında kaldı. Bir şimşek çaktı. Yağmur sertleşti. Ve tam o anda… bahçedeki iki vahşi kedi çalılıkların arasından çıktı. Gala’yı fark ettiklerinde gözleri parladı. Kediler koşmaya başladı. Gala geri çekildi. Ayakları kaydı. Yağmur gözlerini yakıyordu. Kediler aniden hızlandı. Gala panikle koridorun dışına koştu. Islak taş zeminde ayak sesleri yankılandı. Kediler tıslayarak üzerine geliyordu. Gala merdivenden aşağı atladı, sonra duvarın kenarına geldi. Bir kedi neredeyse bacağına ulaşmıştı— Ve tam ısıracakken… Gala duvardan atladı ve karşı binanın yanındaki ağacın gövdesine tutunarak yukarı tırmandı. Kediler ağacın dibinde tıslıyor, pençeleriyle gövdeyi çiziyordu. Yağmur şiddetle yağıyor, şimşekler gökyüzünü kesiyordu. Gala dallara tutunmuş halde, nefes nefese hayatta kalmaya çalışıyordu. --Gala, Zila ve diğerleri sınıfa doğru yürürken yağmur hâlâ tüm gücüyle yağıyordu. Ayakkabılarından çıkan “şlap” sesleri, çamurun içine her adımda daha çok gömülmelerine neden oluyordu. Rüzgâr yanlardan savuruyor, defalarca Nova’nın saçlarını yüzüne vuruyordu. Sima’nın elleri titriyordu, Daja’nın nefesi hâlâ düzensizdi. Ama hepsinin ortak bir düşüncesi vardı: “Bugün bir şeyler değişti.” Okul binasının kapısına geldiklerinde içeriden sıcak hava yüzlerine vurdu. Zila kapıyı ittiğinde kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı. Hepsi içeri adım attı. Kapı kapanırken dışarıdaki fırtına sesi aniden kısıldı. Sessizlik… Ama huzurlu bir sessizlik değil. Gerilmiş, sanki duvarların arasında dolaşan bir sessizlik. --- ❖ OKUL KORİDORU — ISLAK ADIMLAR, DONMUŞ BAKIŞLAR Koridorlar sessizdi. Sadece floresan ışıklarının yavaşça titreyen beyaz ışığı vardı. Bir odadan su damlaması gibi hafif bir “tik” sesi duyuluyordu. Ayakkabılarından su damladığı için ilerledikçe yerde iz bırakıyorlardı. Sima çantasını daha sıkı tuttu. Daja arkasına bakarak mırıldandı: — “Kediler… dışarda hâlâ bizi izliyor gibi hissettim.” Nova bir an ürperdi. — “Bu kediler normal değil. Artık hep tetikte olmamız gerekiyor.” Zila sessizdi. Bir tek elini kollarının arasına sıkıştırıp sımsıkı tutuyordu. Gala’ya bakmıyordu, ama Gala ona bakıyordu… Kafasında binlerce şey dönüyordu. Gala’nın alnından hâlâ yağmur suyu süzülüyordu. Gerçi artık o su mu, yoksa gerçekten gözyaşı mı, bunu ayırt etmek mümkün değildi. Sima bunu fark etti. — “Gala, yüzün çok kötü… Dilin tutuldu sandım. Bir şey söylemeyecek misin?” Gala konuşamadı. Boğazı düğümlenmişti. Sadece başını eğdi. Zila dişlerini sıktı. Gala’nın sessizliği kendisini daha çok germişti. Ama konuşmayı denemedi; içindeki karmaşa ona izin vermiyordu. --- ❖ SINIF KAPISINA GELDİKLERİNDE… Kapının altından hafif bir ışık sızıyordu. Sınıftan konuşma sesleri geliyordu, belli ki içeride herkes olayı merak etmişti. Nova kapıya dokundu, durdu. Derin bir nefes aldı. Sonra yavaşça çevirdi. Kapı açıldı. İçerideki herkes bir anda sustu. Tüm gözler Gala’nın üzerinde toplandı. Gala’nın ıslanmış hali, yüzündeki çizik, yorgun bakışı… Öğrenciler derin bir tedirginlikle geri çekildi. Öğretmenlerden biri hemen yaklaştı: — “Gala! Ne oldu sana böyle?!” Nova hızlı davranarak araya girdi: — “Dışarıda kötü bir durum oldu, kediler saldırdı. Çok kötüydü, resmen—” Öğretmen elini kaldırdı. — “Daha sonra detayını alırım. Hepiniz yerlerinize.” Ama kimse yerine gitmedi. Sima’nın bakışları sınıftaki kız grubuna kaydı—Tibetli üç kız. Onlar köşede oturmuş tüm olayı soğukkanlılıkla izliyorlardı. Ortadaki kız, Lha-sa, başını eğdi ve diğerlerine fısıldadı: — “Kediler yine saldırıda. Kanlı ay yaklaşırken bu daha da artacak.” Yanındaki kız, Tserin, tedirgin şekilde etrafa baktı: — “Bu çocuk… Gala… Onu neden hedef aldılar?” Üçüncüsü, Namo, göz ucuyla Gala’ya baktı. — “Sabaha kadar anlarsın.” Kimse onların ne dediğini duymadı ama odadaki hava biraz daha gerildi. --- Yağmurun gökyüzünden dökülüşü bir sel perdesi gibiydi; öyle yoğun yağıyordu ki Gala’nın saçları alnına yapışıyor, gömleği suyu bir sünger gibi çekerek ağırlaşıyordu. Parmakları ağaç kabuklarının içine gömülmüş halde, nefesi kesik kesik, gözleri korkuyla açılmıştı. Ağaç ne kadar yüksek değildi belki, ama dallar kaygan, rüzgâr sertti. Şimşek çaktığında parlayan beyaz ışık Gala’nın yüzündeki dehşeti aydınlattı. Aşağıda iki vahşi kedi tıslayarak dallara doğru sıçramaya çalışıyordu. Tüylere iyice kabarmıştı; yağmur altında daha da tehditkâr görünüyorlardı. Karanlık gri gökyüzünün altında, çamurlu zeminde dolaşan gölgeleri birer yırtıcı gibi görünüyordu. Kedilerin çıkardığı hırlama sesi, gök gürültüsünün altından bile duyuluyordu. Gala, ince bir dala tutunduğunda dal hafifçe büküldü. Panikle nefes verdi. Parmaklarının ucuna kadar duyduğu acı, kabukların avuçlarına batması… Hepsi bir anda bilincine yüklendi. Kolları titriyordu. Yağmur göz bebeklerinin içine doluyor, görüşünü bulanıklaştırıyordu. Ayakları boşluğa sallanıyordu. Altında, kediler zıplayarak tekrar ona ulaşmaya çalışıyordu. Kedi pençesi bir an için Gala'nın ayakkabısına sürtündü. O an kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Ayağını hızla yukarı çekti, dengesini kaybedip yana savruldu. Ağaçtaki ince bir dal yüzüne çarptı, yanağında ince bir çizik açıldı. Yağmur damlaları hemen o çizikten kaymaya başladı. Gala’nın içinden bir cümle geçti: “Buraya nasıl geldim ben?” Merdivendeki o an… Zila’nın bakışı… Daja’nın öfkesi… Sima’nın sesi… Nova’nın hayal kırıklığı… Hepsi bir anda zihninde çarpıştı. Kalbi sadece korkudan değil; suçluluk, pişmanlık, utanç… hepsi bir anda boğazına doldu. Ağacın tepesinde rüzgâr daha da sert esiyor, dallar daha çok sallanıyordu. Birden bir şimşek daha çaktı. Ardından hemen gök gürültüsü geldi. Sınıfa kadar ulaşacak kadar yoğun ve güçlü bir ses. --- Tam o anda, karşı binadaki sınıfın açık penceresinde Nova belirdi. Elinde hâlâ Zila’yı sakinleştirmek için getirdiği küçük mendil vardı. O an sınıftaki uğultu bir anda değişti. Öğrenciler pencerelere koştu. Birkaç öğretmen bile şaşkınlıkla dışarı baktı. Sima pencereden sarkıp bağırdı: — “GALA! AĞAÇTAN DÜŞECEKSİN!” Gala başını kaldırmaya çalıştı ama yağmur gözlerini yakıyordu. Gözlerini yarı kapalı tuttu. Nova’nın sesi daha güçlüydü: — “KIPIRDAMA! ORADA DUR!” Ama Gala, kendi iradesiyle kıpırdamıyordu zaten. Gücü tükeniyordu. Daja sınıfın arkasındaki masaya yumruğunu öyle bir indirdi ki masa sallandı. Hemen pencereden dışarı baktı. Gala’nın ağaçtaki halini görünce yüzündeki öfke bir anlığına duraksadı. Yerine karışık bir duygu geldi: kafa karışıklığı, pişmanlık, belki de içgüdüsel bir koruma isteği. Yine de sesi sertti: — “Kediler?! Bu havada?!” Gerçekten de kediler normal davranmıyordu. Yağmur onları ürkütmesi gerekirken, aksine daha saldırgan yapmıştı. Kuyruklarını kabartmış, gözlerini Gala’ya kilitlemişlerdi. Öyle bir hırlıyorlardı ki sınıftaki herkes tüylerini ürpermiş gibi geri çekildi. Zila ise pencereden sadece birkaç saniyeliğine bakabildi. Yanağındaki yaşlar hâlâ tam durmamıştı. Gala’nın o halde olduğunu görünce yüzünde acı dolu bir ifade belirdi. Korku değildi o— karmaşık bir acı, öfke, şaşkınlık, ve istem dışı bir merhamet. Zila dudaklarını ısırdı. Sonra yavaşça fısıldadı: — “Düşmesin…” Nova hemen duydu. — “Sana bir şey yapmayacak. Merak etme. Düşmesine izin vermeyiz.” Zila başını salladı ama gözlerini kaçırdı. İçinde çelişkiler vardı. Gala’dan nefret etmiyordu. Ama çok kırgındı, hatta yaralıydı. Yine de onun ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olması midesine bir düğüm gibi oturmuştu. --- Dışarıda ise Gala artık sadece kollarıyla değil, dişleri kenetlenmiş halde, bütün bedenini kullanarak dala sarılmıştı. Rüzgâr artıyordu. Yağmur daha dik yağıyordu. Kediler daha da agresifleşiyordu. Aşağıdaki kedi birden büyük bir sıçrayış yaptı— Gala korkuyla kendini yukarı çekti. Ama bu çaba yüzünden vücudu yan döndü ve sol eli dalın üzerinden kaydı. Sadece sağ eliyle tutunuyordu şimdi. Sima çığlık attı: — “GALA TUTUN!” Nova öğretmenlere döndü. — “Aşağı inmemiz lazım! Hemen!” Bir öğretmen başını salladı: — “Sağlığınızı riske atamazsınız çocuklar, bekleyin, biz—” Ama Daja cümleyi dinlemedi. Kapıdan dışarı fırladı. Nova ve Sima da arkasından koştu. Öğretmenler bağırdı ama üçü dinlemiyordu artık. --- Koridordan aşağı inerken Daja’nın nefesleri kesik kesikti. Merdivenleri üçer üçer atlıyorlardı. Sima “Daha hızlı!” diye bağırıyordu ama zaten daha hızlı inemezlerdi. Dış kapıya vardıklarında rüzgâr yüzlerine çarptı. Saçları arkaya savruldu. Kapılar güm diye açıldı. Soğuk yağmur anında kıyafetlerine işledi. Ayakları suyla dolmuş taşların üzerinde kayıyordu ama durmadılar. Gala’nın tutunduğu ağaç bahçenin yan köşesindeydi. Koşarken Gala’nın sesi duyuldu: — “AHH—!” Hemen ardından dalların kırıldığını gösteren bir ses. Sima’nın rengi attı. Nova’nın kalbi yerinden çıkacak sandı. Daja bağırdı: — “DAYAN!” --- Ağaç sallanıyordu. Dallar rüzgârla çatırdıyordu. Kediler hâlâ pes etmemişti. Bir tanesi çamurun içinden tekrar sıçrayıp ağaca tırmanmaya çalışıyor, pençeleriyle gövdeyi kazıyordu. Gala yukarıda sadece tek koluyla tutunuyordu. Sağ kolu. Titriyordu. Kasları artık dayanamayacak gibiydi. Gala’nın yüzü yağmurdan ve gözyaşlarından ayırt edilemez haldeydi. İçinden bir cümle geçiyordu: “Ben ne yaptım?” Sonra Zila’nın gözyaşları geldi aklına. O gözyaşları onu en çok yakan şeydi. Kediler, rüzgâr, düşmek… hepsi ikinci plandaydı. Gözlerini kapadı. Derin bir nefes aldı. Ve bırakmak üzereydi ki— Akşamın karanlığını yardan bir ses duyuldu: “GALA SAKIN!” Daja’ydı. Ve ardından Sima: — “Biraz daha dayan!” Nova ellerini ağaca doğru uzatmıştı ama aralarında hâlâ iki metre vardı. Daja hızla ağaca yaklaşıp tırmanmaya başladı. Ama yağmur gövdeyi kaygan hale getiriyordu. Sima onu tutmaya çalıştı. — “Daja dikkat et!” Daja dişlerini sıktı. — “Onu düşürmene izin vermem!” Gala gözlerini açtığında aşağıda üç siluet gördü: Daja, Sima, Nova. Yağmur onların üzerinden şelale gibi akıyordu. Ama gözlerinde kararlılık vardı. Gala’nın soluğu kesildi. “Ben böyle biri değilim...” Kendi içinde fısıldadı. “Ben kimseye zarar vermek istemedim…” Sonra aşağıdaki sese odaklandı. Zila sınıfın kapısından çıkmıştı. Yağmur altında duruyordu. Saçları ve yüzü tamamen ıslanmıştı. Ama gözleri Gala’ya kilitlenmişti. Zila’nın sesi zayıftı ama netti: — “Gala… düşme…” Gala’nın boğazında bir şey düğümlendi. Kollarındaki güç geri geldi sanki. Daja daha fazla tırmanmaya çalıştı ama kaydı. Nova ve Sima onu zorla tuttular. Bir şimşek çaktı. O çakmayla birlikte dallardan biri çatırdayarak kırıldı. Gala’nın ayağı destek bulduğu yerden tamamen ayrıldı. Aşağıda herkes nefesini tuttu. Gala çığlık attı: — “AHHH!” Ve… Ağaç en sert rüzgârla beraber yana doğru savruldu. Gala’nın tutunduğu dal daha fazla dayanamadı— KIRILDI. Gala ağaçtan kopup boşluğa düştü. Yağmurun sesi kesildi sanki. Rüzgâr sustu. Tüm dünya sessizleşti. Zila’nın gözleri büyüdü. Nova çığlık attı. Sima ağaca doğru koştu. Daja bağırdı. Gala yere doğru düşüyordu. Aşağıda kediler bile geri sıçradı. Gala’nın kalbinden geçen sadece bir cümleydi: “Keşke başka bir şey yapsaydım…” Ama düşüş bitmedi. Çünkü tam yere çakılacağı anda— DAJA kendini ileri fırlattı. Adeta kendi bedenini bir yastık gibi kullanarak Gala’yı havada yakalamaya çalıştı. Gala’nın vücudu Daja’nın üzerine düştü. İkisi birden çamurlu zemine savruldu. Toprak sıçradı. Yağmur gövdelerine vurdu. Şimşek tekrar gökyüzünü parçaladı. Gala nefes nefese, şok içerisinde Daja’nın üstünde yatıyordu. Daja acıyla inledi. Nova, Sima ve Zila hemen yanlarına koştu. Sima dizlerinin üzerine düştü: — “Yaşıyor musunuz?!” Nova Gala’yı kontrol etti. — “Nefes alıyor… ama şokta.” Zila yaklaşmakta tereddüt etti. Ayakları çamura gömüldü. Yavaşça Gala’nın yanına çömeldi. Gala gözlerini açtı. Yüzünde yağmur, çamur, çizikler vardı. Zila’nın yüzünü gördüğünde bir an nefesi kesildi. Zila da ona baktı. Söz söylemeden. Gala boğuk bir sesle fısıldadı: — “…Üzgünüm…” Zila’nın gözleri doldu. Ama bu kez ağlama değildi. Bu kez anlamaya çalışan, karmaşık bir duyguydu. Zila yutkundu. Sonunda fısıldadı: — “Konuşacağız… ama şimdi değil.” Gala başını hafifçe salladı. Daja hâlâ nefes almaya çalışıyordu ama dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirmişti. — “En azından… düşmedin ha…” Sima Daja’nın koluna vurdu. — “Salak! Kendini öldürebilirdin!” Daja gülerek omzunu silkti. — “Ama ölmedim.” Nova iç çekti. — “Hadi içeri girelim. Bu yağmurda hepiniz hasta olacaksınız.” Zila yavaşça doğruldu. Gala da ayağa kalkmaya çalıştı ama sendeledi. Zila refleksle onu tuttu. İkisi bir anlığına göz göze geldi. Yağmur aralarında ince bir perde gibi akıyordu. Ama hiçbir şey söylemediler. Sadece birlikte sınıfa doğru yürümeye başladılar. Ve arkalarında… Çamura saplanmış iki vahşi kedi, titreyerek onları izliyordu. Gökyüzü hâlâ çakıyordu. Yağmur hâlâ yağıyordu. Ama o an… Sanki hepsinin hayatında bir dönüm noktasıydı. ❖ ZİLA’NIN YÜZÜNE BAKTIĞINDA… Gala sınıfın köşesine doğru yürürken Zila arkasından bakıyordu. Yüzünde çözülemeyen bir şey vardı. Acı mı? Öfke mi? Korku mu? Gala bir adım attığında Zila’nın gözleri kısa bir an kapandı. Sanki kalbi sıkışıyordu. Daja bunu fark etti. Yavaşça Zila’ya eğildi. — “İstersen onunla konuşmana yardım ederim.” Zila sert bir “hayır” anlamında başını salladı. — “Ben konuşurum… ama kendi zamanımda.” Daja başını salladı. — “Anladım.” Ama Nova ikisini göz ucuyla izliyordu. Her şeyi fark etmişti. Zila’nın Gala’ya olan karmaşık duygularını da… Gala’nın suçluluk dolu bakışlarını da… Nova içinden düşündü: “Bu ikisi… bir şey yaşayacak ama çok zor bir yoldan.” --- ❖ O ANDA KAPI YİNE AÇILDI Herkes irkildi. Öğretmen döndü: — “Kim—” Fakat kapının eşiğinde kimse yoktu. Ama soğuk bir rüzgâr içeri süzüldü. Lamba hafifçe titredi. Bir uğultu duyuldu. Zila ürperdi. — “Kediler mi yine?” Nova kafasını iki yana salladı. — “Hayır… Bu kedi değil.” Sima derin bir nefes aldı. — “Biri geliyor.” Tam o anda, kapının yanında duran çöp kutusu devrildi. Herkes bir adım geri sıçradı. Daja kollarını savurdu. — “Ne oluyor lan?!” Öğretmen sert bir sesle: — “Hepiniz sakin olun!” Ama kimse sakin olamıyordu. Sınıfın kapısına bir şey tık tık tık diye vurdu. Ama ritmik şekilde. Zila’nın kalbi hızlandı. Sima hemen Nova’nın arkasına geçti. Hatta Daja bile gergin bir şekilde yumruklarını sıktı. Gala ise hâlâ oturduğu yerde soluk almaya çalışıyordu. Ama o da o sesi duydu. Ve içinden bir ürperti geçti. --- ❖ NOVA İLERİ ÇIKTI Nova kapının önüne geçti. Gözleri kararlıydı. Elini kapının koluna uzattı. Sınıfta herkes nefes tutmuştu. Kapıyı açtı. --- Hiç kimse yoktu. Koridor bomboştu. Sadece rüzgâr. Sadece floresanların soğuk ışığı. Sadece okulun kendi uğultusu. Nova dışarı bir adım attı. Omzunu kapıya yasladı, etrafı dinledi. Tam geri dönecekken… Bir tüylü gölge hızla koridorun ucundan geçip kayboldu. Nova’nın gözleri büyüdü. — “O… Bir kedi değildi.” Kapıyı kapattı. Sınıfa döndüğünde herkes ona bakıyordu. Nova sadece bir cümle söyledi: — “Bu okulda ters giden şeyler var… ve bu gece daha bitmedi.” --- ❖ ZİLA, GALA’YA DOĞRU YÜRÜMEYE BAŞLADI Herkes konuşmalarına geri döndüğünde, Zila derin bir nefes aldı. Kurduğu bütün bariyer yavaşça çöktü. Gala’ya doğru bir adım attı, sonra bir adım daha… Gala başını kaldırdı. Zila’nın yaklaştığını görünce yutkundu. Dizlerini elleriyle kavradı. Gözleri yorgundu. Zila önünde durdu. Aralarında sadece yarım metre vardı. Sima ve Nova endişeyle ikisine bakıyordu. Daja nefesini tuttu. Zila konuşacak gibi oldu ama kelime çıkmadı. Sonunda gözlerini kaçırarak fısıldadı: — “Neden… beni öptün?” Sınıf buz gibi bir sessizliğe gömüldü. Gala gözlerini kapattı. Omuzları çöktü. Sesi titrek çıktı: — “Bilmiyorum… ama pişmanım.” Zila’nın boğazı düğümlendi. Düşündü. Bir anlığına gözlerinde bir acı parladı. Sonra sakince dedi: — “Pişman olduğunu biliyorum.” Gala başını kaldırdı. Zila devam etti: — “Ama bu… konuşmamız gereken bir şey. Şu an değil. Bu gece değil. Ama konuşacağız.” Gala sessizce başını salladı. Tam o anda— Bir şimşek daha çaktı. Okulun ışıkları bir anlığına kesildi. Sınıf karanlığa gömüldü. Öğrenciler bağırdı. Bir sandalye devrildi. Nova derin bir nefes aldı: — “Başlıyor…” Sima ise mırıldandı: — “Kediler değil… başka bir şey.” Ve sınıfın penceresine küçük bir gölge yaklaştı. Belli belirsiz… Yavaşça… Tırnak sesi camdan geldi. tik… tik… tik… Gala ayağa fırladı. Zila geri çekildi. Nova camın yanına koştu. Perdeyi bir anda çekti. Ve dışarıda… TAVAN ARASINDA YAŞAYAN GOTİK GÜVE ışığın altında beliriverdi. Gözleri kırmızıydı. Kanatları siyahımsı pembeydi. Tüm bedenini hafif bir titreme sarıyordu. Güve camın dışından sınıfa bakıyordu. Ama yüzünde bir tehdit yoktu. Sadece… uyarıcı bir bakış. Nova fısıldadı: — “Bir şey oluyor… bu güve bugün ilk defa ortaya çıktıysa…” Daja cümleyi tamamladı: — “Okulun tavan arası… bugün açılacak.” Zila’nın yüzü bembeyaz oldu. Gala’nın kalbi hızlandı. Ve o anda… Koridorun yukarısından dev bir GÜM sesi geldi. Tavan arası kapağı. Açılmıştı. ----

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.