İçeriğe geç

𝓥𝓪𝓶𝓹𝓲𝓻𝓮 𝓵𝓸𝓿𝓮

Bölüm 1 · 3 dk okuma

𝓥𝓪𝓶𝓹𝓲𝓻𝓮 𝓵𝓸𝓿𝓮

Bölüm 1

1.

Piyanomun sesi tüm malikâneyi sarıyordu. Etraf karanlıktı; yalnızca mum ışıkları odaları aydınlatmaya yetiyordu. Hava esintiliydi. Kış ayına henüz girmemiştik. Pencerelerimden biri açıktı ve beyaz tül perdemin hareketleri, rüzgârın içeri süzülüp yüzüme hafifçe vurması güzel hissettiriyordu.

Parmaklarımla piyanonun tuşlarına yavaşça basarken bir yandan da gözlerimi notalardan ayırmıyordum. Melodiyi takip ediyor, parçanın sonlarına doğru yaklaşıyordum. Nihayet parçayı bitirdim ve derin bir nefes aldım. Hemen sağ tarafımdaki şarap şişesinden biraz yudum aldım, ardından şişeyi tekrar masaya bırakıp koridora yöneldim.

Büyük malikânenin eskimiş merdivenlerinden aşağıya adım atarken topuklu ayakkabılarımın sesi, merdivenlerin gıcırtısına karışıyordu. Oldukça eski bir malikâneyi miras almıştık. Babam son derece zengindi ve İngiltere’deki herkes soyumuzu bilirdi.

Koridordan salona ilerledim. Evin çalışanları benim yerime kapıyı araladılar. Yavaşça içeri girdim ve babamla annemi sohbet ederken yakaladım. İçeri girdiğim anda konuşmayı kestiler ve etraf sessizliğe büründü.

“Yanlış bir zamanda mı geldim? Umarım bir şey bölmüyorumdur.”

Annem şarap şişesini masaya koyup yanıma geldi.

“Hayır, hayır, asla. Gel, otur.”

Omuzlarımdan nazikçe tutarak beni koltuğa yönlendirdi. Oturdum. Babam, önündeki mektupla bana bakıyordu.

“Artık büyüdün, olgunlaştın. Evlenme yaşın geldi, biliyorsun.”

Alaycı bir şekilde sırıttım.

“Bu konuyu daha kaç defa konuşmamız lazım? İstemediğimi söyledim.”

Annem kulağımın dibine eğildi.

“Babanı dinle, lütfen sessiz ol.”

Gözlerimi tekrar babama çevirdiğimde, elindeki mektuba göz gezdirerek konuşmaya başladı.

“Sana uygun birini bulmamız lazım. Çok çeşit var. Sana zorla biriyle evlen demiyorum. Seçmek için şıkların var. Lord Wolter ya da Dük Arthur gibi… Seçeneğin çok.”

Gözlerimi devirdim.

“Daha ne kadar bunu tartışmamız lazım?”

Ayağa kalkıp odama doğru ilerlemeye başladım. Arkamdan annemin adımlarını duyuyordum. Beni durdurmaya çalıştığını da fark ediyordum ama umursamadım. Bir saniye bile durmadan odama gidip kapımı kapattım.

Kendimi yatağıma attım ve düşüncelere daldım. Fakat o sırada bedenime yoğun bir ağırlık çöktü ve uyuyakaldım.

Ertesi sabah, kapıma vuran bir sesle uyandım. Hizmetkârlar odama geldiler ve perdelerimi yavaşça araladılar. Gözüme vuran gün ışığıyla gözlerimi kapattım. Kısık bir sesle küfrettim.

“Siktir.”

Yavaşça doğruldum. Hâlâ gözlerim kapanıyordu. Hizmetkârın sesiyle gözlerimi açtım.

“Efendim, bugün daha renkli şeyler tercih etmek ister misiniz?”

Kaşlarım olumsuzlukla kalktı. Renkli kıyafetler tercih etmezdim.

“Hayır, siyah istiyorum. Ayrıca her gün siyah giyiyorum ben.”

Hizmetkâr gülümsedi.

“Efendim, bugün ailenizden Bay ve Bayan Blackwood geldiler.”

İğrenç bir şeydi. Zaten çok düzgün insanlarmış gibi, bir de evlilik meraklısı, kocalarına bağlı yaşayan kızları da buradaydı.

İstemeye istemeye kalktım. Siyah korsesini bağladılar ve altıma asla kabarık olmayan, yeterince asil duran bir etek giydirdiler. Uzun, siyah ve düz saçlarımı salıp gri takılar taktım.

Yavaş yavaş, işkence gibi gelen salona ilerledim. Hatta adımlarım o kadar yavaştı ki bir an önce gitmelerini umuyordum.

Kapıya ilerlediğimde, komutumla kapıyı açtılar. İçeride, boydan boya uzanan yemek masasının etrafında Blackwoodlar oturuyordu. Sahte bir gülümsemeyle ilerledim.

Bayan Blackwood konuştu:

“Ah, güzelim, ne kadar büyümüş!”

Annem güldü.

“Evet, evet. Gerçekten kocaman oldu.”

Bay Blackwood’un bakışlarını üzerimde hissediyordum.

“Benim güzeller güzeli kızım da yeni evlendi. Yuvası var. Evlendiği adam bir dük, üstelik Grantham soylularından.”

Çatal ve bıçağımı alıp tabağımdaki yemeği yiyordum ama konuşulan her şeyi de duyuyordum. Suyumdan bir yudum almak için bardağı ağzıma götürdüm.

Bayan Blackwood’un kızı bana bakıyor ve tüm dişleriyle gülümsüyordu.

“Peki ya sen, Victoria? Hiç talibin yok mu?”

Ağzımdaki suyu yüzüne püskürttüm. İstemsizce olduğu için ağzım açık kaldı. Ortam buz kesti. Herkes bir bana, bir de yüzündeki sularla donup kalan ve tüm gülümsemesini kaybetmiş Cecilia’ya döndü.

Elimin tersiyle ağzımı sildim.

“Özür dilerim, Cecilia. İyi misin?”

Cecilia ayağa kalktı ve sinirle salonu terk etti.

Bir süre sessizlik oldu. Ardından Bayan Blackwood konuştu:

“Gerilmenin önemi yok. Sonuçta evleneceğin adam hazır, değil mi? Ne şanslı adam ama.”

Kısa bir kahkaha attı.

Ailemle göz göze geldim. Bay Blackwood fısıldadı ama gayet net duyuluyordu:

“Tanrım, bunu bilmemesi gerekirdi.”

Bayan Blackwood, bilmemem gereken bir şeyi söylemişti. Ortam adeta ölüm sessizliğine büründü.

Evlenmek mi?

Kim hazırdı?

Ciddiyetle anneme baktım. Çok tedirgindi. Boğazındaki lokmayı zor yuttu ve bana bakamıyordu. Bir şey vardı ve kimse bana ne olduğunu söylemiyordu.

Çatalımı masaya vurdum ve herkesin irkildiğini hissettim. Sahte bir gülümseme takındım, ayağa kalktım ve sandalyemi düzelttim.

“İzninizle.”

Hiçbiriyle göz teması kurmadan kapıdan çıktım.

Üst kata, terasa ilerledim. Tüm şehri gören terasta bir koltuğa oturdum. Tek istediğim, Blackwoodların gitmesi ve olanları öğrenmekti.

Bayan Blackwood neyi ima etmişti?

Bahsettiği kişi kimdi?

Bölüm sonu

2 yorum