İçeriğe geç

≈♪𝐔𝐧𝐝𝐞𝐫 𝐭𝐡𝐞 𝐑𝐚𝐢𝐧♪≈

Bölüm 1 · 3 dk okuma

≈♪𝐔𝐧𝐝𝐞𝐫 𝐭𝐡𝐞 𝐑𝐚𝐢𝐧♪≈

Bölüm 1

Herşey nasıl başladı?

♪♪♪ Gözlerimi ovuşturarak okuldan çıktım. Aslında en sevdiğim dersten -yani tarih dersinden- çıkmıştım ama yinede çok uykum vardı. Bir an önce eve gitmek ve dinlenmek istiyordum. Adımı duymamla irkildim.

Senem: Umay! Bugün beraber gidelim mi? Bende yalnızım.

Yarımağız olur diye cevap verdim. Koluma girdi ve yürümeye başladık. Gevezelik etmesin diye dua ediyordum. Aslında Senem'i seviyorum fakat fazla enerjik. Bense üşengeç. Onu dinlemek güzel oluyor ancak şu an benim için yürümek bile işkence gibi. Ne yazık ki konuşmaya başladı.

Senem: Tarih dersini seviyorsun, değil mi? Zaten o derste başarılısın. Sen bütün derslerde sınıf birincisisin.

Umay: En sevdiğim ders tarih. Bu arada övgün için teşekkür ederim.

Senem: Rica ederim. Sen normalde Nisa'yla gidip gelmiyor muydun? Siz en yakın arkadaş değil miydiniz? Küstünüz mü?

Yine başladık. Art arda sorular yağdırıyor.

Umay: Nisa bugün okula gelmedi ya hani? Aynı sınıftayız?

Senem: Hmm. Doğru ya, unuttum.

Birkaç saniye şaşkınlık geçirdim. Soru sormayı bıraktı. Şanslı günümde olmalıydım. Biraz daha yürüdük ve evime geldik.

Umay: Benim evim burası, görüşürüz. Senin evin nerde?

Senem: Benim biraz daha yürümem lazım. Yarın görüşürüz.

El salladım ve apartmana girdim. Nedense içimde kötü bir his vardı. Zili çaldım. Annem kapıyı açtı, yüzünde huzursuz bir ifade vardı. Muhtemelen hislerimde yanılmamıştım.

Umay: Merhaba anne? Birşey mi oldu?

Gaye: Seninle birşey konuşmamız lazım kızım.

O anda kalbim yerinden çıkacak gibi hissettim. Sabah gizlice okula parfüm götürmüştüm ve sınıftakiler görmüştü. Kesin hocaya söylemişlerdi ve hoca da ailemi aramıştı.

Umay: T-tabii, konuşalım anne?

Ayakkabılarımı çıkardım ve içeri girdim. Çantamı kenara koydum ve salona gittim. Babam koltukta oturuyordu. Çok gergin bir hava vardı. Bende kanepeye oturdum. Annem de yanıma geçti.

Selçuk: Kızım, biz bir karar aldık.

Çok sevindim. Yaptığım şeyi öğrenmemişlerdi.

Umay: Ne kararı baba?

Gaye: Biliyorsun ki şu anda ekonomik olarak çok zor durumdayız. Neredeyse karnımızı doyuracak paramız bile yok.

Umay: Evet, biliyorum anne.

Bir anda benim okulu bırakıp çalışmaya başlamamı falan isteyecekler sandım. Ama ailem başarılı bir öğrenci olduğumu bile bile bunu yapmazdı.

Selçuk: Bende durumumuzu toparlayabileceğimiz bir iş buldum. Ancak bu iş için taşınmamız gerekiyor...

Yavaş yavaş korkmaya başladım. Neler oluyordu?

Umay: Nereye taşınmalıyız baba?

Gaye: (İç çeker) Kore'ye Umay.

Kesinlikle şakaydı. İnanmam mümkün değildi.

Umay: Hayır anne. Şaka yapıyorsunuz, değil mi?

Gaye: Şaka değil kızım. Hatta 2 gün sonraya uçak biletimiz var. Yavaş yavaş toparlanmaya başla...

Hâla şokun etkisindeydim. Nasıl, nasıl yani? Ben ve Kore. İmkanı olamazdı. Kabus falandı.

Umay: Anne, ciddi misiniz?! Herşeyi burada bırakıp nasıl gidelim?! Sevdiklerimiz? Evimiz? Eşyalarımız? Akrabalarımız? Herşeyimiz burada bizim?! Ne işimiz var ta Kore'de?!

Selçuk: Bunu bizde istemezdik ama yapmak zorundayız kızım. Bugün kendi eşyalarını topla. Yarın ne yazık ki okulundaki son günün. Doya doya eğlen. Sonra kaydını sildiririz. Ertesi günde gideriz. Merak etme, tatillerde buraya geri geliriz. Eşyalarımızı ve evimizi satmayacağız.

Kabus değildi. Gerçekti. Resmen canım ülkemi bırakıp gidecektik. Başım döne döne odama gittim. İstemsizce gözümden yaşlar dökülüyordu. Yastığıma sarılıp yaklaşık 1 saat ağladım. Midem bulanmaya başladı. Bunun bir çaresi olmadığını biliyordum. Mecburen eşyalarımı topladım ve bavuluma yerleştirdim. Yatağıma yattım ve düşündüm. Ben Kore'ce bilmiyordum. Dil bilmemek çok zor olacaktı. Peki Nisa? Herkes onu dışlıyordu. Tek arkadaşı bendim. Ben yokken zorbalık bile görebilirdi. Üstelik anksiyetesi vardı. Aklımda bunun gibi bir çok kötü şey vardı. Kendimi rahatlatmak için bardağın dolu tarafından bakmaya karar verdim. Kore'ye taşınmamızın olumlu yanları da olacaktı. Mesela oranın eğitim sistemi daha iyiydi. Veya artık öğretmenlerden dayak yemeyecektim. Küçüklüğümden beri buna anlam veremedim. Hocalar bize canları isteyince vurabiliyordu. Hiç unutmam, ortaokulda öğretmenler gününde param olmadığı için hocaya hediye alamadım ama bir güzel bir not yazdım. Hoca ise notu yırtıp çöpe attı ve beni dövdü. En son teneffüs zilinin çaldığını ve arkadaşlarımın beni yerden kaldırmaya çalıştıklarını hatırlıyorum. Bu aklıma geldiği için dişlerimi ve yumruğumu son gücümle sıktım ama sinirim çok sürmedi. Artık uyumalıydım. Sonuçta yarın canım ülkemdeki son günümdü...

Bölüm sonu

1 yorum

  • Nee paraları yok ama Kore'ye mı tanışıyorlar

    1Yanıt