Taksi, kıvrılarak yokuşu tırmandı. Gece yarısı olmasına rağmen, dar sokaklarda hâlâ bir hareketlilik vardı. Kuzey, taksinin dikiz aynasından sürekli arkayı kontrol ediyordu. Şu an, Voran'dan temizlenmiş olabilirlerdi, ama "Gözcü" hâlâ tepedeydi ve muhtemelen onu bekliyordu. Taksi, nihayet Yavuz Selim Camii'nin hemen altındaki boş meydanlıkta durdu. Kuzey, parayı uzattı ve taksi şoförünün şaşkın bakışlarına aldırmadan hızla indi. Meydan, sessiz ve rüzgârlıydı. Tepenin zirvesi, şehrin milyonlarca ışığıyla aydınlanan bir manzaraya hâkimdi; Boğaz'ın pırıltısı, Galata'nın silüeti... Kuzey, manzaraya değil, onu izleyebilecek gölgelere odaklandı. Cami'nin avlusu, karanlık ve tarihi bir sessizliğe bürünmüştü. Kuzey, omzundaki acıya rağmen, bir kaplanın avına yaklaşması gibi sessiz ve yavaş adımlarla ilerledi. Gözleri, yüksek minareleri, çatıları ve caminin etrafındaki yüksek duvarları tarıyordu. Bir keskin nişancı, bir drone veya sadece bir çift dürbün... Gözcü her şey olabilirdi. Kuzey, avlunun merkezine ulaştığında, aniden durdu. Hava, olması gerekenden daha ağırdı. Sessizlik, doğaldan uzaktı. Hissediyordu. "Gözcülük yeterli değil," dedi Kuzey, sesi rüzgârda kaybolacak kadar alçak ama kararlıydı. "Kendini göster." Cevap, arkasındaki türbenin karanlık köşesinden geldi. Bir fısıltı gibiydi, ama sert ve net: "Sana Gözcü demeyin. Ben Hayalet'in son şansıyım." Kuzey, yavaşça döndü. Türbenin gölgesinden, ince, uzun boylu bir kadın silueti çıktı. Kadın, Kuzey'den yaklaşık on yaş küçük görünüyordu. Yüzü, ay ışığında soluk ve odaklanmış, gözleri ise Kuzey'in ajansının eğitiminden geçtiğini belli eden keskin bir zekâya sahipti. Sırtında, ne göze çarpan ne de ucuz, siyah bir sırt çantası vardı. Bu bir casus değildi. Bu, Hayalet'in kendisiydi. Ya da onun son derece güvenilir, kopyası. Kuzey, şaşkınlığını belli etmedi, ama içindeki tüm planlar paramparça oldu. Hayalet'in bir kadın olduğunu kimse bilmiyordu. "Kartı bana ver, Kuzey," dedi kadın, sesi otoriterdi. "Gecikmen, sadece sana değil, bizi izleyen herkese mal olacak." "Gecikme mi?" diye sordu Kuzey, omzundaki ağrıyı hiçe sayarak. "Karaköy'deki buluşma temiz değildi. Voran oradaydı. Ve sen, onları uyaran kişi miydin?" Kadın acı bir ifadeyle gülümsedi. "Voran'ın orada olması benim planımdı. Onlar, dikkat dağıtıcıydı. Asıl tehlike, senin ajansın. Benim bir ay önce, kartı teslim etmeden önce bana ihanet eden ajansın." Kuzey dondu. "Ne demek istiyorsun? Sen, dört aydır kayıpsın." "Ben kaybolmadım," diye düzeltti Hayalet. "Ben saklanıyordum. Karttaki bilgiler, Rusya'daki o operasyonun benim tarafımdan değil, senin ajansındaki yüksek rütbeli bir köstebek tarafından sabote edildiğini kanıtlıyor. Senin ajansın, beni Voran'a sattı." Şok edici bir ifşa. Kuzey, artık elindeki bilginin sadece bir kart değil, bir ihanet kanıtı olduğunu anladı. Hayalet, Kuzey'e güvenmekten başka çaresi kalmadığı için bu buluşmayı ayarlamıştı, ancak bunu yaparken Voran'ı bir yem olarak kullanmıştı. Ve şimdi, en yüksek tepede Kuzey'in tepkisini bekliyordu. "Eğer bu doğruysa," dedi Kuzey, "neden kartı kendin alıp ajansa teslim etmiyorsun? Neden beni buraya getirdin?" Kadın, elini yavaşça sırt çantasının fermuarına götürdü. "Çünkü kartı, ilk buluşmadan hemen sonra izleyebilecekleri bir tuzak olarak sana bıraktım. Eğer kartı hemen ajansa götürseydin, köstebek seni yakalayacak ve hem seni hem de kartı yok edecekti." Kadının yüzündeki ifade değişti. Gözleri, Kuzey'in arkasındaki karanlığa odaklandı. "Şimdi buraya gelme sebebime geliyoruz, Kuzey," dedi Hayalet, sesi keskin bir uyarı tonu almıştı. "Senden sadece bir şey istedim: Beni izleyenleri bul. Ve sen, Voran'ı temizledin. Ama... birilerini unuttun." Kuzey, tam arkasını dönmek üzereyken, Camii'nin minaresinin tepesinden inen ince, kırmızı bir lazer ışını, avlunun taş zemininin üzerinde dans etti. Lazer, tam Hayalet'in göğsünü hedef almıştı. "Gözcü," diye fısıldadı Kuzey. "Hayır," diye cevapladı Hayalet, sesinde panik yoktu, sadece kabullenmişlik vardı. "O Köstebek'in kendisi." Kuzey, Hayalet'e doğru atılırken, minareden bir silah sesi yankılandı. Lazer, kadının omzunu sıyırıp geçti. Kuzey'in omzu zaten yaralıydı. Şimdi elinde, güvenebileceği tek bir müttefik ve tüm dünyayı karşısına alacak bir kart vardı. Hayalet, o anda sırt çantasını yere fırlattı. Çanta, sert bir metale çarparak tok bir ses çıkardı. "Kart sende kalsın, Kuzey!" diye bağırdı. "Şimdi kaç! Ben dikkatlerini dağıtacağım! Tekrar buluşacağız!" Kuzey, tereddüt etmedi. Bir karar anıydı; ya Hayalet'i kurtaracaktı ya da tüm hikâyenin anahtarını koruyacaktı. Casus, ikinciyi seçmek zorundaydı. Elindeki kartı sıkıca tuttu ve caminin karanlık avlusunun yanındaki dar, gölgeli bir ara sokağa doğru depar attı. Arkadaşını, ihanetin ve kurşunların ortasında bırakmıştı.
Bölüm 4
Yedi tepe hesaplaşma
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.