İçeriğe geç

𝙲𝙰𝚂𝚄𝚂

Bölüm 21 · 2 dk okuma

𝙲𝙰𝚂𝚄𝚂

Bölüm 21

Tehlikeli bir başlangıç

Kuzey, Yağmur'un zayıf bedenini ambardaki eski battaniyeye sardı. Geminin motor sesi, Yağmur’un ateşli fısıltılarını boğmaya çalışıyordu. O an, Kuzey için tüp, Aksoy ya da dünya meseleleri silinmişti; sadece Yağmur’un hayatı vardı. Gemi, Türkiye kıyılarından uzaklaştıkça, Kuzey’in yüreğindeki korku, karmaşık bir aşkın getirdiği umutsuz kararlılığa dönüştü. Yağmur, onun üvey kardeşiydi, ama Kuzey’in kalbinde o, her şeyden önce tek aşkıydı. Bu yasak duygu, onu bu umutsuz kaçışta ayakta tutan tek yakıttı. "Kuzey," dedi Yağmur, sesi zar zor duyuluyordu. "Şifre... son basamağı... anneannem... hep... bahçedeki taşın altında saklardı..." Kuzey dikkatle dinledi, her kelimeyi beynine kazıdı. Bu bilginin sadece Kore'deki teyzesine söylenecek olması, Aksoy'un ulaşamayacağı bir bağlantı olduğunu kanıtlıyordu. Annesinin ailesi, Kore'de yüzyıllardır var olan, geleneksel bir şifalı bitki uzmanı ve eski tıp geleneğini sürdüren bir kabileydi. Aksoy’un modern bilimi, bu kadim bilginin peşindeydi. Günler, nemli ve karanlık ambarda geçti. Kuzey, elindeki son yiyecek ve suyu Yağmur'la bölüştü. Kargo gemisi rotasından sapmadan ilerliyordu. Kuzey, uykuya daldığı nadir anlardan birinde, Yağmur’un ona ilk kez gülümsediği anı hayal etti. Aralarındaki bağ her zaman karmaşıktı; aile, dostluk ve en derinde, itiraf edemedikleri tutkulu bir aşk. Dördüncü günün şafağında, gemi aniden yavaşladı. Kuzey kapıya yaklaştı. Dışarıdan gelen sesler Koreceydi. Organizatör, Kuzey’e yaklaşarak fısıldadı: "Buraya kadar. Bir sonraki gemiyle Seul'e geçeceksiniz. Ama önce... doktor. İleride, karada bekliyorlar." Kuzey, Yağmur’u kucağına aldı ve gizlice gemiden indi. Soğuk bir sabaha inmişlerdi; etrafları yoğun bir sisle kaplıydı. Yağmur’un ateşi tehlikeli derecede yüksekti. Onları karşılayan, siyah giysili, sessiz bir adamdı. Adam onları lüks bir araca bindirdi ve hızlıca sisin içine daldılar. Kuzey, aracın arka koltuğunda otururken, camdan dışarı baktı. Gördüğü manzara, tanıdığı dünyaya hiç benzemiyordu: yüksek dağlar ve geleneksel Kore evleri. Kısa süre sonra, araç ıssız bir vadide durdu. Karşılarında, modern dünyadan izole edilmiş, asırlık bir yapı vardı. Kapı açıldı ve Kuzey'i içeriye, loş ışıklı, şifalı ot kokan bir odaya aldılar. Orada, sert bakışlı, yaşlı bir kadın duruyordu. "Ben Mi-Young," dedi kadın, Yağmur’un annesinin kız kardeşi. Sesi buz gibiydi. "Bana her şeyi anlatacaksın, Kuzey. Yeğenime ne oldu? Ve taşıdığı sır nedir?" Kuzey, Yağmur'u nazikçe sedire yatırdı ve gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı. Mi-Young, Kuzey’in Yağmur’a olan endişeli ve koruyucu bakışlarını fark etmişti. Kuzey’in anlattıkları bittiğinde, Mi-Young başını salladı. "Aksoy’un peşinde olduğu şey... sadece bir biyolojik silah değil, aynı zamanda bizim kabilenin yüzyıllardır koruduğu bir formülün yanlış kullanılmış versiyonu," dedi teyze. "Yağmur’un hafızasındaki kod, bu formülün panzehiri ya da anahtarı olabilir." Mi-Young, yavaşça Yağmur'un yarasına doğru eğildi. "Onu kurtarabilirim. Ama bu süreç uzun ve zorlu olacak. Ve sen, Kuzey..." Teyze gözlerini Kuzey'in gözlerine dikti. "Senin buraya gelmenle, sadece Yağmur'u değil, hepimizi tehlikeye attın. Artık Kore'desin ama Aksoy'un uzun kolları buraya kadar uzanabilir. Bu ev, son sığınağınız. Gitme şansın kalmadı." Kuzey, Yağmur'un elini tuttu. Elinde artık sadece bir sır değil, Aksoy'un ulaşmaya çalıştığı kadim bir formülün ve uğruna ölmeye hazır olduğu kadının hayatının anahtarı vardı. Şimdi Kuzey'in, sadece Yağmur’un hayatını kurtarmakla kalmayıp, Mi-Young'un güvenini kazanarak Aksoy'a karşı koyma mücadelesi başlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.