İçeriğe geç

𝓑𝓮𝓴𝓵𝓮𝓷𝓶𝓮𝓭𝓲𝓴 𝓑𝓲𝓻 𝓐𝓷

Bölüm 7 · 7 dk okuma

𝓑𝓮𝓴𝓵𝓮𝓷𝓶𝓮𝓭𝓲𝓴 𝓑𝓲𝓻 𝓐𝓷

Bölüm 7

FİLM GECESİ!

İvy Ashford

Dolabımı düzenledikten sonra aşağı indiğimizde evin içinde tatlı bir telaş vardı. Annem salondaki aynanın karşısında küpelerini takıyor, babam ise ceketinin düğmelerini ilikliyordu.

“İvy?” diye seslendi annem.

“Mutfaktayım!”

Mutfağa girdiğimde bana gülümsedi. “Biz birazdan çıkıyoruz.”

“Nereye?”

“Arkadaşlarımızla akşam yemeğine.” dedi babam. “Sonra da küçük bir toplantımız var.”

Başımı salladım. “Geç kalır mısınız?”

“Muhtemelen.” dedi annem. “O yüzden bizi beklemeyin.”

“Tamam.”

Annem göz ucuyla Elijah'a baktı. “Size yine emanet kızımız.”

“Elbette, bayan Nancy.”

Babam da ona dönüp kısa bir baş hareketi yaptı. “İyi akşamlar, Elijah.”

“İyi akşamlar, bay Alejandro.”

Annem çantasını omzuna taktıktan sonra bana yaklaştı. “Gece çok abur cubur yeme.”

“Bir şey diyemem.” dedim masum bir ifadeyle. “Söz veremiyorum.”

Annem gülerek başını salladı. “Biliyordum.”

Babam kapıyı açtı. “İyi eğlenceler.”

“Size de.”

Kapı kapandığında ev bir anda sessizleşti. Birkaç saniye öylece durdum. Sonra yavaşça Elijah'a döndüm. “Eee...”

“Evet?”

“Artık ikimiz kaldık.”

“Elbette.”

“Şu kelimeyi söylemeden bir dakika durabilir misiniz?”

“Hayır.”

İç çektim. “Şaşırmadım.”

Doğruca mutfağa gidip aldığımız abur cuburları tezgâha dizmeye başladım.

“Elbette bunların yarısını yemeyeceksiniz.”

Başımı çevirmeden konuştum. “İzleyin de görün.”

“Elbette.”

“Of!”

Elime büyük patlamış mısır kâsesini alıp salona geçtim. Battaniyeyi kanepenin üzerine serdim. Küçük yastıkları tek tek dizdim, kumandayı da yanıma koydum. Tam oturacakken Elijah hâlâ salonun girişinde, kollarını arkasında birleştirmiş ayakta duruyordu.

“Ne yapıyorsunuz?”

“Nöbet.”

“Film izleyeceğiz.”

“Evet.”

“Öyleyse oturun.”

“Ayakta durabilirim.”

“Biliyorum ama istemiyorum.”

“Sebep?”

“Çünkü...” Başımı kaldırıp ona baktım. “Bir direk gibi dikiliyorsunuz.”

Sessizce baktı. “Boyum normal.”

“Normal mi?”

Ayağa kalkıp yanına gittim ve başımı kaldırdım. Yüzünü tam görebilmek için biraz daha kaldırdım. “Boynum tutuldu.”

“Elbette.”

“Bir de 'elbette' diyor.” Tekrar kanepeme döndüm. “Kocaman adamsınız.”

“Bir doksan dört.”

“İşte onu diyorum. Salonda güvenlik kamerası gibi duruyorsunuz.”

“Elbette görevim bu.”

Kumandayı elime alıp ona baktım. “Bakın...”

“Dinliyorum.”

“Lütfen, şuraya oturun.” Kanepenin en ucunu gösterdim. “Kaçmayacağım.”

“Biliyorum.”

“Camdan atlamayacağım.”

“Biliyorum.”

“Evi de yakmayacağım.”

“Elbette yakmayacaksınız.”

“Öyleyse oturun.”

Birkaç saniye bana baktı. Sonra gerçekten oturdu.

Ama öyle bir oturdu ki sanki film izlemeye değil de askerî toplantıya gelmişti. Sırtı dümdüz, kolları dizlerinin üzerinde, bakışları ise karşıda...

“Biraz rahat oturun.”

“Rahatım.”

“Değilsiniz.”

“Öyle görünüyor olabilir.”

Kahkaha attım. “Hayatımda sizin kadar garip birini görmedim.”

“Elbette.”

Kumandayı kaldırıp televizyonu açtım. Film afişleri ekranda kayarken sonunda duygusal bir filmi seçtim. “Ellemeyin.” dedim parmağımı ona doğrultarak.

“Ellemiyorum.”

“Konuşmak da yok.”

“Tamam.”

“Spoiler vermek hiç yok.”

“Vermem.”

“Emin misiniz?”

“Elbette.”

Şüpheyle gözlerimi kıstım. “Size hiç güvenmiyorum.”

Film başladı. Elimi yavaşça patlamış mısır kasesine uzattım ve birkaç tane ağzıma attım.

Film yaklaşık yirmi dakika boyunca sessizce ilerledi. Ben tamamen ekrana odaklanmıştım. Ana karakter sonunda yıllardır aradığı kişiye ulaşmıştı.

“Bence...” diye duyuldu Elijah'ın sakin sesi.

Yavaşça başımı çevirdim. “Ne?”

“Adam sonunda mektubu bulacak.”

Kaşımı çattım. “Ne?”

“Elindeki kutunun içinde mektup var.”

Gözlerimi kıstım. “...Nereden biliyorsunuz?”

“Film dili.”

“Film dili diye bir şey mi var?”

“Elbette var.”

Tekrar ekrana döndüm. “Tamam...” diye mırıldandım. “Şimdilik sorun yok.”

Beş dakika daha geçti. Tam kadın karakter kapıyı açacakken Elijah yine konuştu. “Birazdan ağlayacak.”

Elimdeki patlamış mısır havada kaldı. “Ne dediniz?”

“Ağlayacak.”

“Nereden biliyorsunuz?”

“Yönetmen ipucu verdi.”

Derin bir nefes aldım. “Tamam...” Kendimi sakinleştirmeye çalıştım. “Henüz tam spoiler sayılmaz.”

“Elbette.”

Birkaç dakika sonra gerçekten kadın karakter ağlamaya başladı. Ağzım yavaşça açıldı. Sonra yavaşça Elijah'a döndüm. “...Bildiniz.”

“Evet.”

Burnumdan soludum. “Bir daha konuşmayın.”

“Tamam.”

Film devam etti. Bu kez tam en heyecanlı sahneye gelmiştik. Ana karakter koşuyordu. Ben de koltuğun ucuna kadar gelmiştim. “Elijah.”

“Efendim?”

“Tek kelime etmeyeceksiniz.”

“Tamam.”

“Yemin edin.”

“Elbette.”

İçime hiç sinmemişti. Ekranda karakter kapıyı açacağı sırada şom ağızlı Elijah konuştu.

“Elindeki yüzük aslında…”

“Elijah!”

“...annesine ait.”

“NE YAPTIN!” Kucağımdaki yastığı kaptığım gibi bütün gücümle ona fırlattım. Yastık geniş göğsüne çarpıp sekerek kucağına düştü. “Filmi bozdun!”

“Sadece tahmin.”

“Doğru çıktı ama!”

“Elbette.”

“Elbette deme!”

Sinirle patlamış mısır kasesinden bir avuç alıp üzerine attım. Sarı mısırlar omuzlarına, göğsüne ve dizlerine yağmur gibi döküldü. Bir tanesi saçına bile takıldı.

Elijah aşağı bakıp gömleğinin üzerindeki patlamış mısırlara göz attı. “İsraf.”

“Umurumda değil!” Bir avuç daha fırlattım. Bu kez birkaç tanesi yanağına çarpıp yere düştü.

“Elbette sakin olun.”

“Sakin olmayacağım!” Ayağa fırladım. İki adımda önüne geldim. “Spoiler verdiniz!”

“Tamam.”

“Tamam mı?”

“Bir daha vermem.”

“Geç kaldınız!”

Sağ elimle saçlarının arasına uzandım. Parmaklarım kısa saçlarını yakalayınca hafifçe çektim.

Elijah’ın dudaklarında minik bir nida fırladı.

“Acıdı mı?” dedim kaşlarım çatık bir şekilde.

“Biraz.”

“İyi!” Biraz daha çektim. Elijah ise kıpırdamadı, sadece dengemi izliyordu.

“İvy.”

“Hayır!” diye bağırdım hala çekerken.

“Düşeceksiniz.”

“Düşmeyeceğim!” Tam bunu söylediğim anda kanepenin kenarına bastığım ayağım kaydı. Refleksle öne doğru savruldum. Bir anda güçlü iki kol belime dolandı. Sol kolumdaki alçıya değmemeye özellikle dikkat ederek beni tuttu. Düşmeme fırsat vermeden dengemi sağladı. Sonuç olarak kendimi onun kucağında buldum.

Birkaç saniye boyunca ikimiz de konuşmadık. Sonra göz göze geldik.

“...”

“...”

İlk konuşan Elijah oldu. “Demiştim.”

Kulaklarımın ısındığını hissettim. “Bu sayılmaz.”

“Ne sayılmıyor?”

“Kucağınıza oturmuş olmam!”

“Elbette.”

“Susun!” Tekrar saçını hafifçe çektim. “Bir daha spoiler verirseniz bütün saçlarınızı yolacağım.”

“Pek mümkün görünmüyor.”

“Neden?”

“Tek elinizi kullanabiliyorsunuz.”

İstemsizce alçılı koluma baktım. Sonra tekrar ona döndüm. “Bu alçı çıkınca işiniz bitti.”

“Elbette beklerim.”

Başımı iki yana sallayıp istemsizce güldüm. “Gerçekten akıl sağlığımı bozuyorsunuz.”

“Elbette.”

“Şu kelimeyi bırakın artık!”

“Hayır.”

Derin bir iç çektim. Sonra istemeden gülümsedim. “Tam bir baş belasısınız.”

“Görevim.”

İçimde oluşan garip sessizliği görmezden gelmeye çalışarak aceleyle ayağa kalktım. “Ben... kanepeme geçiyorum.”

“Elbette.”

Üzerinden çekildiğim anda Elijah da ayağa kalktı. Gömleğinin eteklerini istemsizce düzeltti, ardından omuzlarını geriye atıp kısa bir nefes aldı. O hareketle birlikte duruşu tamamen değişti. Sanki bulunduğu salon bir anda küçülmüştü. İnsanın kendini güvende hissedeceği kadar sağlam, ama aynı zamanda sinirini bozacak kadar kendinden emindi.

Bir anlığına gözlerim istemsizce üzerinde takılı kaldı.

Ne...

Hemen bakışlarımı kaçırdım.

Saçmalama İvy. Az önce filmin en önemli sahnesinin içine etti. Beş dakikadır da seninle dalga geçiyor. Sinir olman gerekiyor.

İçimdeki başka bir ses ise alaycı bir şekilde fısıldadı. Ama yine de...

Hayır, olmaz.

Derin bir nefes alıp hızla yeniden kanepeye oturdum. Battaniyeyi dizlerime çektim. Elijah da bu kez gerçekten kanepenin diğer ucuna geçti. Aramızda neredeyse bir kişinin daha oturabileceği kadar mesafe vardı. Öyle olması gerekiyordu. Zaten düşmandık.

Kendime bunu tekrar tekrar hatırlatmak zorundaydım. Kumandayı elime aldım. “Filmi geri sarıyorum.”

“Tamam.”

“Ve bu sefer tek kelime etmiyorsunuz.”

“Elbette.”

Başımı tavana kaldırdım. “Vazgeçtim.”

Film yeniden başladı. Bu kez gerçekten sustu. Salonda yalnızca televizyonun sesi ve ara sıra patlamış mısır çıtırtıları duyuluyordu. Yaklaşık yarım saat sonra filmin en duygusal sahnesine geldik.

Kadın karakter yıllardır sakladığı mektubu okumaya başlamıştı, sesi titriyordu.

Benim de burnumun direği sızlamaya başlamıştı. “Of...” Sessizce burnumu çektim. Saçma sapan film işte. İki dakika sonra gözlerim doldu. Hayır. Ağlamayacağım. Kadın karakter cümlesini bitirdi. İlk damla yanağımdan aşağı süzüldü. “...”

Hızlıca elimin tersiyle sildim. Sonra ikincisi geldi, ardından üçüncüsü. “Of ya...” diye fısıldadım.

Dayanamadım. Yanımdaki yastığı kaptığım gibi yüzümü içine gömdüm. Omuzlarım hafif hafif titriyordu. “Bu film...” diye mırıldandım yastığın içinden. “Çok saçma...”

Sesim ağlamaktan boğuk çıkıyordu.

Elijah hiçbir şey söylemedi. Ne dalga geçti, ne de "ağlamayın" dedi. Sadece sessizce bekledi. Bu nedense beni daha da duygulandırdı.

“Niye böyle bitirdiler ki...” diye söylendim. “Hiç adil değil...”

Yastığı biraz daha yüzüme bastırdım. Film yüzünden, kesinlikle film yüzünden. Başka hiçbir sebebi yok. Kalbimin neden biraz daha hızlı attığını düşünmeyecektim. Az önce neden birkaç saniye boyunca konuşamadığımı da, kendimi onun kucağında bulduğum anı da…

Bunların hiçbiri önemli değildi. Önemli olan fiilmin gerçekten çok duygusal olmasıydı. Evet. Kesinlikle sadece film yüzünden ağlıyorum… Kendime bunu söylemeye devam ettim. Nedense içimdeki ses bana pek inanmıyordu.

Ben kim için, neden ağlıyordum?

Yastığın içinden derin bir nefes aldım. “Nefret ediyorum böyle filmlerden...” Sesim hâlâ titriyordu.

Salonda birkaç saniye boyunca yalnızca televizyonun kapanış müziği duyuldu. Sonra kumandanın sesi geldi. Başımı yavaşça yastıktan kaldırdım. Gözlerim kesinlikle kızarmamıştı. En azından kendimi buna inandırmaya çalışıyordum.

Elijah hâlâ aynı yerde oturuyordu. Hiçbir şey söylemiyordu.

Burnumu çekip ona baktım. “Neden bir şey söylemiyorsunuz?”

“Çünkü söylememi istemezdiniz.”

Kaşlarımı hafifçe çattım. “Nereden biliyorsunuz?”

“Bakışınızdan.”

Şaşırdım. “Benim bakışımdan bunu anlayabiliyor musunuz?”

“Elbette.”

İstemsizce dudaklarımın kenarı kıvrıldı. “Şu kelimeyi bırakmayacak mısınız gerçekten?”

“Hayır.”

Başımı iki yana salladım. “İnatçısınız.”

“Evet.”

“Sinir bozucusunuz.”

“Elbette.”

Bu kez itiraz etmedim. Sadece hafifçe güldüm.

Garipti. Eskiden söylediği her "elbette" kelimesi beni delirtirdi. Şimdi ise aynı kelimeyi duyunca istemeden gülümsüyordum. Dur, ne? Bir anda yüzümdeki gülümseme kayboldu. Neden gülümsedim ki? Az önce bu adam filmin içine etti. Beş dakikadır benimle uğraşıyor. Hâlâ baş belası, hâlâ düşman… Öyle değil miydi?

Kalbim nedense bu soruya hemen cevap vermedi. O an ilk defa bunun farkına vardım. Eskiden aynı odada bulunmak bile istemediğim adam, şimdi yanımda sessizce otururken soğuk gelmiyordu. Bu düşünce içime düştüğü anda panikle başımı çevirdim.

Hayır. Hayır, hayır. Bu sadece alışkanlık. Evet. Koruma olarak günlerdir yanımda olduğu için. Başka bir sebebi yok. Kesinlikle yok.

İçimdeki ses yine bana inanmadı. Elijah ayağa kalktı. “Su getiriyorum.”

O mutfağa doğru yürürken gözlerim birkaç saniye arkasından gitti. Kendimi hemen durdurdum. “İvy...” diye fısıldadım kendi kendime. “Galiba gerçekten kafayı yiyorsun.”

Uzaktan Elijah'ın sesi duyuldu. “Bir şey mi dediniz?”

Hızla doğruldum. “Hayır!”

“Elbette.”

“Şunu bırak artık!”

Mutfaktan ilk kez çok hafif bir gülüş sesi geldi. Ve ben istemeden tekrar gülümsedim. Sonra bunu fark edip yastığı yüzüme bastırdım. “Siktir…” diye fısıldadım. “Galiba işler kötüye gidiyor...”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.