İçeriğe geç

𝙇𝙀𝙑𝘼

Bölüm 4 · 8 dk okuma

𝙇𝙀𝙑𝘼

Bölüm 4

HEDİYE

Söylemiş olduklarımı bir kaç saniye hazmetmeye çalışıp gözlerini kısarak yumup açtı

Boğuk sesle "baran mi?"dedi bir şeylere açıklık getirme amacıyla tekrar konuştu "benimle aynı görevde olan daha yeni İzmir'e geldi ne ara tanıştın da telefon numaranı verip konuşmaya başladın " ses tonu ürkmeme sebep oldu

Derin bir iç çektim gözlerini kısmiş sorgular bakışlarla kafasında bir şeyleri oturmak istiyordu

Uzun bir sessizliğin ardından konuşma gereği hissetmiştim benden bir cevap almadan da bırakacağıa benzemiyordu

"tesadüf..."kelimeleri vurgulamak için ellerimi kullanıp söylediklerimi anlaması için uğraştım "tercih için polis meslek yüksekokuluna gittim orada tanıştım bana yardımcı oldu sonra birbirimize numaramızı verdik" dedim arabanın içinde benim konuşmamdan sonra sessizlik çöktü

Bakışlarımı yüzünden çekerek arabanın kapısını açıp indim konuşucak birşey kalmamıştı

Başımı çevirip göz ucuyla bakınca bana bakıyordu gözlerinde öfke ve sinir vardı konuşmasada gözleri anlatıyordu anındaki damarlar belirmişti direksiyonu sıkan ellerine bakış attip çektim o kadar sıkmıştı ki elleri bembeyaz olmuştu

Sinirinin sebebi neydi? beni yaşımdan dolayı hiç bir zaman kabul etmeyen adam şimdi söylediğim şeye sinirlenmişti

Kıskanıyor muydu? Bunun anlamanın tek bir yolu vardı baranla onun gözü önünde görüşmemdi veyahut da az önce söylediğim gibi yine onu yakaladığım da araya bu konuyu kapatıp tekrar bu tıranvalarını sergileyip sergilediğine bakacaktım

Kapıyı gürültüyle çarpıp seri adımlarla karşı kaldırma çıkıp bahçeye girdim ben ona her baktığımda kalbime Engel olamıyordum

Mavi gözleri herkesi görüp duyarken...

O gözler bana sağır oluyor ve görmüyordu.

Kalbime batan cam kırıklarını hissediyordum ayakta durmak için çabalarken o beklemediğim bir hamle yaparak beni darma dağın ediyordu Sokaktan kulağıma dolan gülüşme sesleri yerimden hareket etmeme sebep oldum

Üzerimde unuttuğum siyah hırkaya gözümü değdirdim arabadan inmeden vermişti çıkarmayı unutmuştum aramızda geçen kısa diyalogla aklım uçmuştu.

Daha sonra verirdim belkide vermezdim, ondan bana kalan birşeyi elimle geri vermek istemiyordum, bu fırsatı tepecek değildim

Üzerimde ki hırkayı sahiplenerek boşta duran elimi hırkanın derin cebine sokup, topuklu ayakkabılarımın çıkardığı hoş takıntıyla, apartmana girdim

~•~•~•~•~•~•~••~•~•~

Uzun bir duş alıp, bedenindeki ağırlığı atmıştım annem ve babam akşam olmasına rağmen eve gelmemişlerdi, yedek anahtar ile eve girmiştim

Evin derin sessiz çığlığı ve benim nefes alışverişlerimden başka ses olmayışı beni tedirgin ediyordu, uzun zamandır evde yalnız kalmadığım içindi, içime korku dolmuştu

Zil sesiyle rahat bir nefes bırakıp, oturduğum tekli berjelden kalktım. Annemler gelmiş olmalıydı karanlık yeni yeni çöküyordu, yola geç çıkmış olmalılardı ki bu saate dönüyorlardı.

Kapının bir kez daha çalmaması için koridorda hızlı adım atarak, kapıyı açtım.Kapının önünde bir elinde poşet bir elinde çiçeklerle, Alpaslanı gördüğüm de vücudum kaskatı kesildi.

Kapıyı açıp olduğum yerde dona kaldım. Kendisi onda hiç görmediğim kibarlıkla elinde ki çiçekleri kaldırıp, "Doğum günün için,dün çok ağladın,pasta da aldım." Dedi.

Pasta, çiçek ve Alpaslan da ki kibarlık...

Alpaslana birşey olmuş gibiydi içgüdülerim her zaman kuvvetlidir, beni kolay kolay da yanıltmazlardı.

Uzun bir sesizlik aramızda girdi. Kafamda düşünüp tartsam da şuan karşımda aniden Alpaslanı görünce kelimeler susmustu.

Gözlerini kısıp dudaklarını büzerek"Sinirin geçmedi mi hayla?"

"Hı...." Dedim. Ne dediğini duymuyordum aramızda ki boşluğu bir adımıyla kapatarak "Kızgınsın sanırım....."

"Hayır. Neden kızgın olayım ki. " Dedim

"Dün doğum gününü kutlamana izin vermediğim için... birde sanırım kilo aldın dedim diye kızgın olabilirsin.ama sanırım unutmuşsun sen hepsini." Dedi yumuşak sesi ile.

Daldığım düşüncelerden hızla kendimi geriye çektim, kızgın bakışlarımı yüzüne diktim

Özür dilemek için bile benle kafa buluyordu

"Alparslan"

Beynimde her sözcüğü düşünüp, tartıyordum etkileyici bir cümle kurmak için de özenle seçmeye çalıştım

"Dün ki doğum günü olayı benim için kapandı. Ama pastaya hayır demem." Dudaklarımı ısırıp elimi uzattım, pasta olan poşeti geriye doğru çektiğin de kaşlarım çatıldı.

"Misafirperverliğine hayran kaldım, her geleni kapıdan geriye mi gönderiyorsun?" Sesi az öncekine nazarla daha kısık ve az çıkmıştı

İçeri gelmeyeceğini düşündüğümden davet etme gereği duymamiştım. Omuz kırıp kenara doğru çekildim. "O halde gel." Dedim benden almış olduğu cevapla elimdeki çiçekleri ve pastayı verdi.

Çiçeklerin mis kokusu burnuma gelip beni mest ederken. Gözlerim bunumla birlikte kapanmıştı.

Ağladığım için bu jesti bana yapmış olması beni şaşırtmıştı. Alpaslanı yıllardır tanıyordum, o da az çok beni tanıyordu, çok kısa bir süre de bunu düşündüm ne değişmişti, bana karşı yaptığı bu jest onun tarafından bir şeyler olduğunu gösteriyordu, o birşeyler ya iyiydi yada kötüydü.

Kapattığım gözlerimi açtığımda Alpaslan kapıyı çoktan kapatmıştı, dibimde üsten bana bakıyordu.

Bedenimin her bir parçası Alpaslanın kolları arasına girip, sarılmak, kokusunu derince solumak için can arsa da soğukkanlılığımı korumak zorunda olsma da gayret ettim, ben ona bir kez yenilmiştim tekrar olmaması için direnmek zorundaydım.

Bir adım geriye doğru attığımda sırtım soğuk duvarala buluştu, Alpaslan yerinde kıpırdamadan kollarını duvara yaslayıp başını eğdi, mavi gözleri karanlık koridorda parlıyor gözlerimi delip geçecek gibi bakıyordu

Boğuk sesle, "Ne düşünüyorsun?."nefesi yüzümü yalayıp geçtiğinde de nefesim daraldı, hayır yani benj sevdiğini bilsem bilerek bu kadar yaklaştığını düşünecektim ama o bana o gözle bakmadığı için umutlanmıyordum bile.

"Pastayı anladım da..." Diyerek mırıldandım. Onun etkisi altında konuşamıyordum, ben cevap verdiğim de anında gözleri kısılıp dikkatle beni dinlemeye başladı. "Çiçek niye aldın?" Dedim.

Kıstığı gözlerini açıp mavi gözlerini birkaç saniyeliğine kapatıp açtı. Kaşları kalın ve biçimliydi dudağının kenarıyla hafiften güldüğünde, uzun zaman sonra bana peş peşe gülümsemişti kalbimin maratonunu artırmıştı.

Güzel ama bana imkansızdı gözlerinde anlayamadığım o ifade nedense ruhumu ona karşı bağlıyordu.

Adım atacak kaçacak yerim yoktu ben ondan iki gündür kaçsam da o bana hiç beklemediğim kadar yaklaşıyordu şu anda tek istediğim bu yakınlaşmamıza bir son vermemizdi eğer dönüp gitmezse üzerime biraz daha gelirse başımı omuzuna sokup sarılmam an meselesiydi.

"Dün yanlış hatırlamıyorsam hediyeni almadığını söylemiştin,hediye anlamında ama şadece bu değil,başka hediyemde " var dedi

Alattan alttan bana birşeyler ima ettiğini düşünüyordum onun kendine has tavırları ve bakışıyla ciddi ciddi bana bir şeyleri düşündürüyordu.

Onun bu anı duygu değişimi beni ortada bırakıyordu ben bir adım attığım da benden kaçan adam şimdi duygularını benden daha derin yaşıyor gibiydi.

Gözleri bazı şeyleri açık etse de çoğu şeyi onun ağzından duymaya ihtiyaçım vardı.

"Teşekkü ederim,zahmet etmişsin.gerek yoktu."

Alpaslan başını evet anlamında sallayıp onayladığında şaşkınlıkla dudaklarımı ısırdım zahmet ettiğini kabul etmişti.

"Farkındayım, senin açından gerek olmadığını ama benim açımdan gerk olduğunu."

Yüzünü tarayıp boyumdaki bakışlarla durdu onun dikkatli bakışlarının sebebini anlamadığımdan başımı eğip bende bakabildiğim kadar boynuma baktım gözle görülür herhangi birşey yoktu.

Boğazımı sesli şekilde temizleyip bakışlarının bakışlarının odağını kendime çeksem de bu uzun sürmedi tekrar mavi gözlerini boynuma değdirdip, elinin tersiyle çenemin biraz aşağısına dokunup "Noldu" diye boğuk sesiyle konuştu.

Mantıklı bir cevap verebilmek adına bir süre durdum çenemin altında herhangi bir şey görmemiştim, ne olduğu hakkında da bir bilgim yoktu

"Nolmuş?" Diye mırıldandım

Alpaslan benim sesimle kendine gelerek başını bir miktar geriye çekti ama ellerini yanımdan ayırmadı duvara yaslı halde durdu

"Morarma var. Dün mü oldu,daha önce mi?" Sorgulayarak konuştu bakışlarımı tekrar ceneme götürüp benim cevap vermem için susup bekledi.

Ne dün olmuştu ne de daha önce, çenemin altında bir yere çarptığımı da hatırlamıyordum.

"bilmiyorum." Dediğimde Alpaslan keskin bakışlarını gözlerime dikti benden aldığı cevabı beğenmemişti

"Belki bir yere çarptım, hatırlamıyorum." Omuz kırıp inanmasını umdum yalan söylediğimi düşünmesini istemiyordum çünkü gerçekten hatırlamıyordum.

"Peki öyle olsun....ama her gün fotoğraf atacaksın. Eğer morarma büyürse bir sorun var."

Şaşkınlıkla gözlerimi kirptim ben bu pencereden hiç bakmamıştım gelen farkındalıkla başımı salladım

"Tamam." Dedim

Çiçekleri göğsüme çekip elimle hafifçe Alpaslanın göğsünden geriye ittim.

Ellerini duvardan çektiğinde rahat bir nefes aldım.

"Sen solona geç, ben pastayı tabaklara koyup geleceğim." Elimle koridorun sonunda açık olan salonu işaret ettim. Annesi bize gelse de Alparslan bizim eve ilk defa gelmişti evi bilmiyordu.

"Seninle mutfağa geleceğim." Diyerek itirazda bulundu.

Alpaslana artık şaşırmamaya Karar verdim. Ondan beklemediğim cevaplar veriyor, yapmadığı şeyleri yapıyordu. Amacı neydi bilmiyordum ama öğrenecekdim. Bu yaptıklarının bir amacı olmalıydı, yıllarıdır bana pas vermeyip yüzüme bile bakmayan adam şimdi bana yaklaşıyordu, göğüs kafesime sıkışmış kalbim beni zorluyordu dışardan Alpaslan duyacak diye ödüm kopuyordu. Vücudumun tepkilerine engel olmadığım için arkamı ona dönüp "Gel" diye mırıldandım

Mutfağa girdiğimde siyah tezgahın üzerine pastayı ve çiçekleri bırakıp mutfak dolabında iki servis tabağı çıkardım.

Poşetin içinede ki pastayı çıkarıp açtığım da kirazlı pastayla yüzümde gülümseme oluştu kendi kendime gülerek bir kaç parçaya ayırdıktan sonra tabakalara koydum

Elimde ki pastalarla arkamı dönüp durdum Alpaslan sanki kendi eviymiş gibi rahat bir şekilde sandalyeye oturmuş bacak bacak üstüne atmış mavi gözlerini benden bir Saniye bile ayırmadan izliyordu haraketleirne bakmadan hemen tabakları masanın üzerine koydum onun derin kuyularına bakmaya devam edersem düşebilirdim.

Yanındaki boş sandalyeyi çekip oturdum, önüme koyduğum pastadan bir çatal alıp ağzıma attıp vişnenin o ekşimsi tadını ağzımda dolanmasina izin verdim

"Baran seni antrenmanlara çalıştırmak için spor salonu arıyormuş." Tabağında ki bakışlarımı kaldırıp hemen çaprazımda oturan adama baktım mavi gözlerinde hiç alışık olmadığım bir ifade gördüm iki gündür bazı olaylara ayak uydurmuş olsam da şuan ki tavrı bana yabancıydı.

"Haberim yok." Dedim baranla birkaç gün önce telefonla konuşmuştuk ama böyle bir şeyden bahsetmemişti.

"Baranla konuşur, öğrenirim" dedim

Kalbim az öncekine nazanla normale dönmüştü baran konusu da sonunda açılınca göre sırtımı sandalyeye yaşayıp kollarımı göğsünün altında topladım."Baranla konuşmana gerk yok." Dedi kıskanmış gibi bir hali vardı

"Gerek kalmadı" dediğinde az önce ki rahatlığından eser kalmamıştı

"Anlamadım" dedim hemen

"Ben senin rahat çalışacağın bir spor solonu ayarladım,baranla konuşmana gerk yok." Ellerini benim gibi göğsünün altında toplayıp sandalyesine yaslandı.

"Ciddi olamazsın" diyerek tepkimi gösterdim benim tarafımdan olan olaylara karışıp söz hakkı elde etmesi sinir etmişti

Muhtemelen Alpaslan tamamen kafayı yemişti. Amacı baranla olan yakınlığımızı engellemeye çalışmaksa bunu bu yolla başaramazdı.

O beni sinir edip bundan da yüz ifadesinden gördüğüm kadarıyla mutlu oluyorsa birazda ben mutlu olmak için konuştum

"Sağol, düşünüp yer ayırmışsın ama ben baranla konuşurum gelir bana hocalık yapar." Dedim gülmemek için alt dudağımı dişlerime hapsederek Alpaslanın an be an değişen yüz ifadesine baktım.

"Hocam benim,Efsun." Deyip eliyle kendini gösterdiğin de anında gülen yüzüm şaşkınlıkla kalıdı.

Bölüm sonu

3 yorum