12 Mart
Hwang Hyunjin
Hyunjin, annesinin açtığı perdeden odaya sızan ışıkla yavaşça gözlerini açmıştı. Gözlerini kapatıp birkaç saniye kapalı tutup iyice uyandıktan sonra gözlerini açıp yatağının önünde ona bakarak gülümseyen annesine bir tebessüm verdi. Ardından gerinerek konuştu.
“Günaydın.”
Anneside ona aynı şekilde karşılık verdikten sonra camın önüne tekrar gitti ve camı açıp odaya temiz hava girmesine izin verdi.
“Hadi Hyunjin, kahvaltıya gel.”
Hyunjin annesine onaylayan bir mırıltı verdikten sonra annesi odadan çıktı. Siyah saçlı oğlan yataktan kalkıp saçlarını karıştırdı ardından gerindi ve vücudunu esnetecek birkaç hareket yaptı.
Odasındaki banyodan yüzünü kurutarak çıktıktan sonra okul formalarını giydi. Hazır olduğuna emin olduktan sonra telefonunu cebine atıp çantasını tek omzuna attı. Ve yavaşça merdivenleri indi.
Aşağıya inip mutfağa girdiğinde yemek masasında konuşarak kahvaltı yapan anne ve babasını görünce gülümsedi. Onların yanına gidip masaya oturarak anne ve babasının kendisini fark etmesini sağladı. Babasıyla birbirlerine günaydın dedikten sonra annesi heyecanla söze girdi.
“Oğlum, bizim eski dostlarımız buraya geri taşınıyormuş hatırlamazsın ama fotoğraflarınızı göstermiştim sana. Eskiden çok oyun oynardınız birbirinizle.”
Hyunjin, daha olayları tam olarak kavrayamadan babası konuşmaya başladı.
“Hem de bu mahalleden satın almışlar evi birbirinize arkadaşlık edersiniz eskisi gibi.”
Hyunjin kaşlarını çatmış bir şekilde annesinin gösterdiği fotoğrafları hatırlamaya çalıştı. Fotoğraflar aklında bulanık bir şekilde canlanınca ona bakan annesiyle babasına gülümsedi.
“Sıkıntı yok arkadaş oluruz. Hangi okula gidecekmiş?”
Annesi biraz düşünüp ağzındaki yemeği yuttuktan sonra cevap verdi.
“En yakın senin okulun oraya gelir belki.”
Hyunjin kafa salladıktan sonra havadan sudan sohbet ederek beraber kahvaltılarını yapmışlardı. Hyunjin her zaman ev işlerinde ailesine yardım etmeye çalışırdı. Babasıyla birlikte mutfağı toparlarken babası saate bakıp hafif bir telaşla konuştu.
“Oğlum, geç kalacaksın hadi çık sen buraları ben hallederim. “
Hyunjin, babasını onayladıktan sonra çantasını alıp ailesiyle vedalaştı. Ardından da her sabah yaptığı şeyleri yaptı; kulaklığını taktı, durağa yürüdü, otobüse bindi ve okulda indi.
Arkadaşlarına nerede olduklarını soran bir mesaj attı, okula girene kadar kantinde olduklarını öğrenince direkt kantine yönlendirdi adımlarını.
Her zamanki gibi klasik bir okul günü geçirdi. Okul bitince evine döndü. Ailesiyle yemek yiyip, ders çalıştı ardından erkenden uyudu.
__________
3 gün sonra
Hyunjin’den
Duyduğum zil sesiyle başımı yavaşça kaldırdığımda sınıftan dışarı çıkan insanları gördüm.
Başım ağrıdığı için derste uyumuştum ama sanırım uyumak iyi bir fikir değildi çünkü ağrım artmıştı.
Yanımdaki hala soru çözen Felix’e baktıktan sonra cidden hayret etmiştim. Matematik dersinden çıkıp nasıl hala bu kadar enerjik olduğunu biraz düşündükten sonra onun bana laf atmasıyla kendime geldim.
“Sonunda uyandın uykucu. Çocuklar bizi kantinde bekliyor, hadi gidelim.”
Az ama öz olan arkadaşlarım daha doğrusu dostlarım vardı; Felix, Changbin ve Jisung. Felix’le ben ayrı, Changbin ile Jisung ayrı sınıflardaydık. Hepimiz 11. sınıftık ve lisenin başında tanışıp arkadaş olmuştuk.
Felix’le kantine inip her zaman oturduğumuz masaya yöneldik. Jisung ve Changbin orada oturmuş birşeyr gülüyorlardı her zamanki gibi.
“Yine keyfiniz yerinde. Neye gülüyorsunuz banada söyleyin!”
Felix’in heyecanlı konuşmasıyla Changbin olayı bize de anlattı. Kuzeniyle otururken kuzeni düşmüş falan. Sadece onlara gülümseyip, dinlemeye devam ettim. O an başımdaki ağrı yüzünden hiçbir şeye gülemiyordum.Biraz sonra Jisung’un aniden bana dönmesiyle korkup geri çekilmiştim ama bunu fark etmeden diğerlerine döndü tekrardan.
“Okula yeni bir çocuk geliyormuş, adı Minho’ymuş sizin sınıfa gelecekmiş hatta bugün görmüşler çocuğu. Yakışıklı diyorlar.”
Jisung söylediklerinden sonra kıkırdadı. Ben lafa girecekken Changbin benden hızlı davrandı ve bana bakarak konuştu.
“Minho şu mahallenize taşınacak eski arkadaşın değil miydi?”
Masadakilerinde bana bakmasıyla Changbin’i onayladım. Ve omuz silkerek konuşmaya başladım.
”Evet odur büyük ihtimalle, isim benzerliği de olabilir.”
Konu akıp gitti ve yerine başka konular açıldı. Arada bir aklıma gelsede sohbete odaklandım. Karnımın gurultusuyla beraber açıktığımı anlayıp hep beraber yemek yedik.
__________
7 Saat Sonra
Anneme şuan gelecek misafirlerimiz için yani çocukluk arkadaşım ve ailesi için yaptığı yemeğe yardım ediyordum. Babam ise masayı hazırlıyordu.
Annemin heyecanlı bir şekilde sürekli saati bakmasını her gördüğümde gülüyordum. Ve ne yalan söyleyeyim bende heyecanlıydım.
Masa tamamen hazır olduktan sonra salona gidip kendimi koltuğa atmıştım. Kafamı geriye atıp koltuğa yasladıktan sonra gözlerimi kapatmıştım hala başımda hafif bir ağrı vardı. Başım nadir ağrırdı fakat ağrıdığındada çok kötü olur ilaçla bile geçiremezdim ağrımı.
Aklıma aniden okuldan gelir gelmez annemden isteyip baktığım çocukluk fotoğrafları gelince gülümsedim. Minho’yla yeniden tanışmak için çok heyecanlıydım ve hepsi annemin heyecanı yüzünden diyebilirdim. Aklımda fazla yakın olmakta yoktu fakat ailemin üzülmesini istemezdim.
Aniden zilin çalmasıyla düşüncelerimden sıyrıldım ve gözlerimi açıp ayağa kalktım. Bu sırada annemin heyecanlı bir şekilde geldiler diyip kapıya koşma sesine babamın da onu durdurmaya çalışmasına gülmeden edemedim.
Annem ve babam önde ben arkalarında iken annemin kapıyı açmasıyla karşıdaki kadınla annemin sıkıca sarılması bir olmuştu.
“Narsha! Ne kadar özlemişim seni.”
Sarılmaları bittikten sonra babamla karşıdaki adamda sarılmıştı. Annemde mutlulukla karşıdaki kadına cevap verdi.
“Bende seni çok özlemişim Haeri. Minho nerede?”
Deminden beri olan biteni gülümseyerek izledikten sonra Minho adının geçmesiyle parmak uçlarımda yükselip kapının önüne baktım.
”Minho oğlum gelsene Narsha teyzene sarıl. Ah, Hyunjin nerede bu arada?”
Adının Haeri olduğunu öğrendiğim kadına gülümseyip onunda beni görmesiyle birbirimize sarıldık.
“Ne kadar büyümüşsün böyle, küçüklüğün hala aklımda.”
Birbirimizden ayrıldıktan sonra Minho’nun babasıyla da sarıldım. Annemler yavaşça konuşarak içeri geçerken kapıda Minho’yla karşı karşıya kaldık. Gözlerimi onun gözlerine çıkardım, o da bana bakıyordu.
“Hoşgeldin.”
Gergindim. Hemde aşırı. Annemin anlattığı kadarıyla bildiğim çocukluk arkadaşımla yıllar sonra görüşüyorduk. Ve birbirimizi tanımıyorduk bile. Bana hafifçe gülümseyip cevap verdi.
”Hoşbuldum Hyunjin-ah.”
Bana kıyasla daha samimi olan cevabına ve gülümseyen Minho’ya baktım. Ve bende gülümsedim.
Üzerinde siyah bir kısa kollu, altında siyah bol bir pantolon vardı ve saçları ise koyu kahveydi.
”İçeri geçelim gel.”
Dedikten sonra kapıya doğru ilerleyip yanından geçtim ve kapıyı kapattım. Tekrardan aramızda kısa bir bakışma geçtikten sonra salona doğru gittim ve annemin yanına oturdum.
”Minho’da senin okuluna yazdırdık Hyunjin, beraber gidip gelirsiniz Minho buraları bilmiyor maalesef. “
Minho’nun babasının konuşmasıyla Minho’ya kısa bir bakış attıktan sonra geri babasına dönüp konuştum.
“Evet. Yardımcı olurum ben ona.”
Minho’nun babası bana teşekkür ettikten sonra aralarında konuşmaya devam ettiler. Ve ben ne zaman baksam Minho’yu bana bakarken yakaladım o zaman.
”Haydi o zaman bir yemek yiyelim artık açıkmışsınızdır. Minho oğlum aç mısın?”
Annemin konuşmasıyla ben dışında herkes ayaklanmıştı. Minho’nun anneme karşı gülümseyip cevap vermesiyle ben ise oturmaya devam etmiştim.
“Acıkmadım desem yalan olur Narsha teyze.”
Annemde ona geri cevap vermişti ama ne dediğine dikkat etmemiştim. Sadece Minho’nun gülümseyen yüzünü inceliyordum o an. Gerçekten yakışıklıydı. Fakat bir anda Minho’nun bana dönmesiyle ne yapacağımı şaşırmış ve bir anda öksürmeye başlamıştım.
“Hyunjin oğlum iyi misin?”
Kafamı Minho’nun babasının sorusuna karşı iki yana salladıktan sonra annemin bana uzattığı suyun hepsini içmiştim. Bardağı geri anneme uzattım ve merakla bakan 5 çift göze karşı Minho’ya bakmadan konuştum.
“Dalmışım bir anda tıkandım, sorun yok.”
Herkesin rahatlayıp mutfağa geçmesiyle, ayakta dikilip bana bakan Minho’ya doğru yavaşça kafamı çevirdim suratında hafif bir sırıtışla bana bakıyordu. Yakalandığımı anlamıştım.
“Yemeğe gelmiyor musun?”
Gözlerimi ondan kaçırıp hemen ayağa kalktım ve yüzüne bakmamaya çalışarak konuştum.
“Geliyorum. Hadi gidelim.”
Mutfağa geldikten sonra her zamanki yerime oturdum ve karşıma tabiki Minho oturmuştu.
Yemeği ona bakamadan utanarak bir şekilde geçirdikten sonra onlar yeniden salona geçti fakat ben başımın ağrıdığını ve uyuyacağımı söyleyip onlara veda etmiştim. Ama annemin bana karşı olan garip bakışlarından kurtulmak bir hayli zor olmuştu.
Fakat gece boyunca olanları düşünüp kendimi uykumdan mahrum bırakmıştım.
___________
ellerim beynim her yerim agrıyo ve 1160 kelime??????
ilk fic yazma deneyimim zeynepcigim sagolsun tarih atıprm
07/12/2024
