Japonyada bir kadının güzelliği, kazancıdır. Geçimidir. Hayatıdır. Bunu öğrenerek büyütülürler. Hep ezilen taraf kadınlardır. Bir obje olarak görülmeleri normalleştirilmiştir. İşte tam da bu dönemde, bütün düzeni alt üst edecek bir kız çocuğu doğdu. Akane. Aoyama Akane. Çekik gözleri, zifiri karanlığı andıran saçları ve bembeyaz pürüzsüz teniyle, o ilahi bir güzellikti. Bir dediği iki edilmezdi. Küçüklüğünden beri tanrıça olarak görülen bir kadındı. Tam da bu dönemlerde, sokaklarda ise bir efsane dolaşırdı. Sinsi bir lanet, bu kasabaya çökmüş. İnsan içinde dolaşır, gözüne kestirdiğini avlarmış. Kurbanlarının kanı ile beslenir, gücüne güç katarmış. Tabii bu sadece bir efsane. Geceleyin çocukları uyusun diye annelerin anlattığı bir palavradan ibaret, lakin ya gerçek olsaydı?
ɪʟᴀʜɪ ʙᴀᴋɪş ᴀᴄısı
"B-baba?" Titriyordu Mai. Gözlerinin kitlendiği manzara dehşet vericiydi. Kanlar etrafa saçılmış, anneciğinin kokusunun hakim olduğu yatak odaları mahvolmuştu. Babasının organları vücudundan dışarı çıkmıştı. Mai donup kaldığından olsa gerek iğrenme belirtisi bile gösteremiyordu. Gözleri yavaşça hafif aralık kapıya çevrildiğinde gördü o korkunç manzarayı. Zifiri karanlıkta bile seçilen kan kırmızısı renginde uzun, kalın bir uzuv annesinin boğazına sarılmıştı. Kadıncağız nefes alamadığı için çoktan ölmüş olmalıydı. O yaratık, artık her ne ise annesinin boynunu kırdı ve yaşama geri dönme şansını tamamen yok etti. Ardından atar damarını parçaladı, kanlar etrafa fışkırırken yaratık annesinin bedenini kendisine yaklaştırdı, büyük ihtimalle kanını emiyordu. Bir dakika kadar bu devam etti ve ardından annesinin bedeni savruldu, duvara çarparak geri düştü, ve yaratık kayboldu. Mai nefes bile alamıyordu. Anın şoku ile bayılması uzun sürmemişti.
𝐙𝐚𝐦𝐚𝐧 𝐚𝐭𝐥𝐚𝐦𝐚𝐬ı (𝐁𝐞ş 𝐲ı𝐥 𝐬𝐨𝐧𝐫𝐚)
"Mai!" Titreyerek gözlerimi açtım. Neler oluyor demeye kalmadan durumu fark ettim ve yutkunarak başımı kaldırdım. Biz on kadın, geneleve götürülüyorduk. Aoyama Akane tarafından yönetilen, Yoshiwara'daki en görkemli ve en uğrak yerlerden biri olan genelevlerden birine. Tabii, böyle bir duruma düşmeden önce ne olduğunu merak ediyorsunuzdur. Yetim kaldığımda 9 yaşındaydım, şimdi 14 yaşında genç bir kızım. Japonyada güzellik ve vücut kadınların geçimini sağlar. Özellikle 1720, yani yaşadığımız şu dönem genelevler en uğrak noktaydı, Yoshiwara tam bir eğlence merkezine dönmüştü. Genelde benim yaşımdaki kızlar buraya fakirlik veya borç yüzünden gelirler ama ben ailemi kaybettiğim ve korunacak başka bir yerim kalmadığı için mecburi şekilde bu hengamenin tam ortasına düşmüştüm. Nana buruk bir tebessüm ile bana baktı. "Bölgedeki en uğrak genelevlerden birine götürülüyoruz. Umarım dayanıklısındır. Bizi çok zor bir dönem bekliyor..." diye mırıldandı. İç çekerek gözlerimi herkesin üzerinde gezdirdim. Pislikten batıyorduk. Aç karınlarımız, yorgun gözlerimiz şu ana kadar ben de dahil hepsinin zor bir hayat geçirdiğini haykırıyordu adeta. Boğazımı temizledim. "Sorun olmayacak Nana. Bize iyı bakacaklar. Yapabileceğimiz tek şey çalışmak ve en iyisi olmak. Japonya'da kadınlar zaten hiçbir zaman bir işe yaramazdı, şu an içinde olduğumuz şey dışında. Kaderimize boyun eğip Akane-sama'ya itaat etmekten başka çaremiz yok." Ardından ekledim, "Bizi bu sefil durumdan kurtarabilecek tek yardım eli o. Ona güvenmeliyiz.." Aoyama Akane eğlence bölgesinde nam salmış oldukça yüksek rütbeli bir işçiydi. Ama oiranlar sadece seks işçiliği ile değil aynı zamanda güzellikleri ve aldıkları sıkı eğitim sayesinde bilgelikleri ile bilinirlerdi ve Akane tam da öyle bir kadındı. Babam ablam Misaki'yi borçlarımız yüzünden bu geneleve satmıştı, yani en azından burada ablamı görebilmeyi umuyordum. Ablam Misaki çok zarif bir o kadar da güzel bir kızdı. Buraya tahminimce 12 yaşında gelmişti, çünkü o buraya geldiğinde ben 4 yaşımda falandım. Yani ben şuan 14 yaşımda isem, o da gençliğinin baharında bir kadın olmalıydı artık. Bunu düşündükçe içimi derin bir mutluluk hissi kapladı. Küçükken de ablam koruyucu meleğim gibiydi her ne olursa olsun kendini düşünmez, duvar gibi önüme dikilirdi. O gün de aslında beni almayı teklif etmişlerdi ama ablam beni korumak için kendisinin gitmesi gerektiğiyle ilgili ısrarda bulunmuş beni en azından 5 yıl boyunca rahat ettirecek kadar bir süre için ailemizin yanında kalmamı istemişti. Onu çok özlediğimi geçirdim içimden. Ben düşüncelerimle boğuşurken at arabasını süren adam geldiğimizi söyleyen kısa bir duyurunun ardından bizi indirdi. İşte şimdi maceram başlıyordu. Hana yutkundu. Ablalık iç güdüsü ile onu arkama sakladım. "Birşey yok." Diye fısıldadım ve gülümsedim. Hana da başını salladı ve gülümsedi, tamam dediğini göstermeye çalışıyordu. Hana yaşadığı travmalara bağlı olarak konuşamıyordu bu yüzden büyük ihtimalle çok önem görmeyecekti burada, çünkü bu kadınlar aynı zamanda güzel konuşma uslübu hakkında eğitildikleri hakkında söylentiler vardı. Bakalım bizi ne bekliyordu..
♥︎ 673 Kelime Çok Yazamadım arkadaşlar kb, zaten ilk bölüm giriş, ondan sıkıntı olmaz bence…💫
💖 Umarım beğenirsiniz, yorum ve oy unutmayın lütfen
🌸 Beğendiğinizi görmek beni çok mutlu eder ve heveslenirimm
🌺 Muhtemelen bölümler cumartesileri gelir; hafta içi telefonum yok, haberiniz olsun.
❀ Öpüldünüzz ❀