İçeriğe geç

(tae)cher's pet |taekook|

Bölüm 4 · 23 dk okuma

(tae)cher's pet |taekook|

Bölüm 4

•moans'•

matt maeson: put it on me

everybody loves an outlaw: ı see red

•

•

•

Üzerindeki deri ceketi ve içine giyindiği boğazlı siyah kazağı, altındaki o kalın uyluklarını saran dar kotu ile baştan aşağıya siyahlara boyanmış olan orta yaştaki adam; bir kaç adım ötedeki güzel oğlanı görünce zaten ciddi duran ifadesiyle kaşlarını çatarken, vücudunu ona doğru döndürmüştü. "Jeon?"

Aslında böyle berbat bir gecenin ortasında gerçekten de, geceyi eğlenceli hâle getirebilecek şeylerin olmasını beklemiyordu Jungkook.

Fakat bazen kader, gerçekten de kendi leyhine işleyebiliyordu.

"İyi akşamlar, Bay Kim?"

Adam kendisine yöneltilen hitap ile derin bir iç çekti ve öğrencisine doğru adımladı. "Gecenin bu saatinde burada ne işin var? Yoksa sen de mi partideydin?"

Tch diye cıkladı Jungkook. Geceliğini düzeltirken o da öğretmenine doğru adımladı ve aralarındaki mesafeyi oldukça azalttı. Neredeyse birbirlerinin nefeslerini duyabiliyorken, Jungkook anlamını bilmediği bir şekilde öğretmeninin yerinde kıpırdandığını ve isim koyamadığı hareketlerde bulunduğunu fark etmişti. Sanki...

Sanki heyecanlanmış gibi...?

"Öyle şeyler kullanmam Bay Kim. Buradakilerin aksine ergenlik çağımı atlatmış durumdayım."

"Bence pek de atlatamamışsın." diye kendi kendine fısıldarken oğlandan gelen "Sizi duyabiliyorum." lafıyla yerinde kıpırdandı adam.

"Asıl sizin burada ne işiniz var?"

"Sana hesap vermek zorunda değilim Jeon."

"Ne? Ben de size hesap vermek zorunda değildim ama verdim!" Neden sinirlenmişti ki şimdi durduk yere?

Taehyung onun kaşlarını çatıp ince dudaklarını büzerek sitem etmesiyle nedensizce bıyık altından gülümsemiş ve bunun tatlı olduğunu düşünmüştü. Zaten son zamanlarda fazla düşünüyordu.

Neden öğrencisini fazla düşünüyordu?

"Hesap vermek zorunda değildin."

"Tanrım... Sinir bozucusun."

"Profösörünüm ben senin. Düzgün konuş."

"Sus."

Adam resmen ona kızamıyordu bile. Nedeni şu anda fakülte sınırları dışında olmaları mı, yoksa uzun saçlı oğlan gereğinden fazla tatlı gözüktüğü için miydi; bilmiyordu.

"Bu saatte burada ne işin olduğunu söylemedin. Açıkçası söyleyeceğini de sanmıyorum. Ama bana kalırsa, gecenin bu saatinde bu soğukta incecik pijamalarınla dolaşman doğru değil. Hasta olacaksın."

"Sizi ilgilendirmez." Tek sorun bunu derken ellerinin kollarını ısıtmaya çalışması ve tavşan dişlerinin soğuktan birbirine çarpıyor oluşuydu.

"Ah... Kafayı yediriyorsun bana." Taehyung üzerindeki deri ceketini çıkarttı ve çocuğun omuzlarına bıraktı. "Nedir bu inat?"

"İnat değilim ben bir kere."

"Aynen..." diye geçiştirdi ve elini pantolonunun arka cebine atıp arabada anahtarını aradı. "Buradaki işim bitti sanırım. Saat geç oldu. Seni de evine bırakalım, hm?"

Bir kere daha 'hm' derse Jungkook kalpten gidecekti ve öğretmeninin sorusunu değil o ses tınısında kaldığı için bir cevabı yoktu. Yalnızca kafa salladı.

Taehyung oradaki polis memurlarına bir kaç şey söylerken çocuğun sırtına elini koymuş önden ilerletmeye başlamıştı. Tabii o sırada sırtındaki koca ve kemikli el Jungkook'un ilgi ve odağının sahibi olduğundan nereye sürüklendiğini bile bilmiyordu.

Bir kaç adımdan sonra siyah renk bir range rover arabanın önünde durduklarında Jungkook o an ne olduğunu idrak etmiş fakat buna rağmen ön koltuğa geçmişti. Taehyung kapısını kapattıktan sonra kendi koltuğuna geçip kapısını kapattı. Anahtarı yerine yerleştirip yan koltuktaki çocuğun emniyet kemerini takıyor iken, tam sorusunu sormuştu ki aldığı cevap kendisini afallattı.

"Evin nerede Jeon?"

"Babam beni evden attı."

Bunu beklemediğinden anlık olarak duraksadığında ikilinin bakışları kesişti ve ikisi de yüzlerinin bu kadar yakın oluşunu o an fark ettiler. Bu mesafeyi açan kişi, kemeri hızla yerine yerleştirip koltuğunda geriye yaslanan Taehyung oldu. Bakışları tekrar çocuğa döndü.

"Ne demek babam beni evden attı?"

"Attı işte." diye yüzünü camdan dışarıya döndürdü Jungkook.

"Özele girecek farkındayım ama. Neden attı?"

"Cici anneme laf ettim. Babam da beni dövdü ve saçımdan sürükleyerek kapı dışarı etti." Yüzündeki kırgın duran gülümseme, bir an kendisiyle dalga geçtiğini düşündürttü adama.

"Ne?" Önüne dönüp düşüncelere dalarken oldukça şaşkın duruyordu Taehyung.

Kesinlikle Jungkook'un böyle bir yaşam sürdüğünü bilmiyordu. Dışarıdan her şeyi mükemmel ve kusursuz gözüken birisiydi. Taehyung; onu bu zamana kadar hep -güzelliğiyle her ne kadar kendisini büyülese de- şımarık ve kendini beğenmiş birisi olarak yorumlamıştı. Okul sahibinin oğlu olduğu için biraz egolu ve züppeydi. Fakat babasıyla hiç övünmemişti. Sebebi şimdi anlaşılıyordu.

"Nerede kalacaksın? Otelde falan mı?"

Çocuk anında cevabı yapıştırmıştı soğuk sesiyle. "Maalesef yaka paça kapı dışarı edilirken, cüzdanımı ve telefonumu almayı unutmuşum. Sanırım, bir bankta yatacağım."

"Saçmalama." Adam gözlerini yumup başına uzun parmaklarıyla kısa bir masaj yaptı. Bir eli direksiyondaydı ve bakışları önündeydi.

Düşünmekten nefret ettiği için düşünmeyi bırakıp anahtarı çevirdi ve arabayı çalıştırdı. Bununla beraber Jungkook'un dışarıdaki bakışları anında ona dönmüş kaşları havalanmıştı.

"Nereye?" dedi. Sonra ise bakışları kesişti.

"Benim evime."

Bu tam olarak Jungkook'un beklediği cevaptı.

•

•

•

"Uyumayacak mısın?"

Aradan bir kaç saat geçmiş ve çoktan Taehyung'un 1+1 fakat oldukça geniş ve ferah olan evine gelmişlerdi. Adam üzerine rahat bir eşofman takımı giyinmeye gitmiş, dönmüştü. Fakat Jungkook hâlâ bıraktığı gibiydi.

"Uykum yok."

Koltuğun bir köşesinde oturan çocuğa bakıp bir iç çekti ve krem renk koltuğun diğer bir köşesine oturdu. Rahat olduğundan aralık olan bacakları çocuğun dikkatinin dağılmasını sağlıyordu. "Moralin bozuk olmalı... İstediğin bir şey var mı?"

Jungkook aklından istediği her şeyi teker teker geçirdi.

'O aralık bacaklarınıza sürtünmek istiyorum.'

'Kucağınıza gelmek istiyorum.'

'Dilinizle ıslattığınız dolgun dudaklarınızı yemek istiyorum.'

gibi bazı masum düşünceler geçti aklından.

Fakat sanırım biraz erkendi. O nedenle çok daha farklı bir istek söyledi.

"İçmek istiyorum."

Taehyung'un dudağının bir köşesi usulca havalanmış ve elleriyle alnına düşen saçlarını geriye atmıştı. Gülümsemesi Jungkook'un refleks ile diliyle piercingini dürtüklemesini izlerken bir an duraksasa da tekrardan eski ifadesine büründü.

"İçelim o hâlde."

Sürekli bacaklarını ve kalçasını belli edecek şekilde yukarıya kalkan pijamasının şortunu düzeltirken istemsizce oraya inen bakışlardan bihaberdi. Taehyung anında bakışlarını çekmiş ve kendisine onlarca küfür etmişti.

Kendine gel Taehyung!

Kendisini toparlamak ister gibi ayaklanmıştı. "Birazdan gelirim." Jungkook gülümseyerek kafasını sallarken Taehyung sürekli olarak gözünün önüne gelen dolgun kalçalar ile gözlerini açıp kapattı ve sertçe yutkundu.

"O senin öğrencin Taehyung. Düşünme... Düşünme."

Koridorda kendi kendini azarlarken, bazı tavşanların hassas kulakları olduğundan habersizdi.

•

•

"Her shotta birbirimize sorular soracağız ve kaybeden içecek yani? Bu biraz çocuk işi değil mi?"

"Hâlâ 20 yaşında olmama rağmen -sizin deyiminizle- 'ergenliğinden çıkamamış' bir çocuk olduğuma göre; oynamamızda bir sakınca yok, Bay Kim?"

Taehyung göz devirip gülerken, Jungkook da aynı şekilde kıkırdıyordu. Kesinlikle bir kaç dakika önce duydukları, onda şeytani planlar yaptıracak bir şeyler uyandırmıştı. Kendisinin her soruya cevap verebileceğini biliyordu, fakat Taehyung için aynı şeyin geçerli olmayacağı belliydi.

Ama belki, canı içmek istediği için cevaplamaya da bilirdi.

Taehyung ikisinin de bardaklarına biraz soju doldurdu ve şişeyi masaya bıraktı. Şu anda kendi evinde bir öğrencisiyle, pardon kendisini rüyalarına girecek kadar etkileyen bir öğrencisiyle içtiğine gerçekten de inanamıyordu.

Fakat sanırım, biraz olsun akışına bırakmaya karar vermişti.

"İlk kim soruyor?"

"Fark etmez."

"O hâlde soruyorum." diye başladı adam. Aklında kesinlikle bir kaç soru vardı. "Hwang Hyunjin, sevgilin mi?"

Jungkook göz devirerek güldü. "Biraz kemik için peşimde dolanan bir köpekten farkı yok. Bir ara takıldık ve bitti."

"Bitti..." diye tekrarladı Taehyung onu. "Sanırım yanlızca senin için."

Derin bir iç çekip kaşlarını kaldırdı. "Belki de." Ardından ise cevaplamasına rağmen bardağını dikti. Yerine bırakırken, dudaklarını diliyle ıslattı ve sorusunu sordu. Bu bir kaç saniye boyunca karşısındaki adamın dudaklarına takılı kalan gözlerinin pek iyi farkındaydı tabi.

İlk önce soru düşündü, sonra ise kolaydan başlamaya karar kıldı. "Bugün gerçekten parti alanında ne işiniz vardı?"

Adam bu sorunun gelebileceğini tahmin edebiliyordu. Elinde tuttuğu bardağı içkisi sallanacak şekilde döndürüp dururken nasıl bir cevap uydurabileceğini düşündü. Keza doğruları söylerse biraz tuhaf kaçacaktı.

'Sabah biz konuşurken çekip gittiğinde, Hyunjin'in seni sıkıştırıp partisine zorla davet ettiğini görünce, onları tek yakaladığımda bir kaç konuşmalarına şahit oldum ve partide içine uyuşturucu atıp seni yatağa atacaklarını öğrendim. Polise şikayet etmem uzun sürmedi, fakat seni orada tatlı pijamanla dikilirken görmeyi beklemiyordum.' mu demeliydi.

Yalandan bir hikaye uydurdu ve aklına gelen herhangi bir öğrencisini kurban verdi.

"Bay Byun'un oğlu Baekhyun'e uyuşturucu satmaya çalışıyormuş. Partide ticaret yapacaklarını öğrenince polise haber verdim. Tabii gece gece seni görmeyi beklemiyordum."

"Hm... Öyle mi?"

Kısılan gözleri ve birbirine bastırdığı dudaklarıyla onu dinleyen Jungkook, içinden kahkahalara boğuluyordu. Taehyung'un şansına söylediği öğrenci zaten bu işlerin içinde olan baş katakterlerden biriydi ve Jungkook, Baekhyun'un Hyunjin'le götü tutuşa tutuşa ağlayarak yaptığı konuşmayı yeterince iyi duymuştu.

"Bu oyunda yalan söylemenin yasak olduğunu bilmiyor musunuz, Bay Kim."

Sesi neden bu kadar cilveliydi ki?

Taehyung istemsizce yutkunurken, elini kasılmaya başlayan kasıklarına götürüp bacaklarını sıktı ve sıvazladı. Yenilmek istemiyordu.

Ciddi anlamda uçkuruna yenilmek istemiyordu.

"Yalan söylemedim zaten Jeon." Ve heyecanını belli edecek şekilde içkisini yudumladı. Ağzının kenarından akan ıslak yol, çocuğun bakışlarının kısa odağı olurken; aklına gelen fikirle şortunun havalanmasını umursamadan eğildi ve bardaklara içkileri doldurdu. Bu sırada Taehyung önündeki manzaraya bakmamak için aklına, geçen sene ölen dedesiyle olan anılarını getiriyordu.

Çocuk tekrar yerine yerleşirken, biraz önceki yerinin aksine tam olarak Taehyung'un yanı denilebilecek kadar yakınına oturdu ve olası bir terslemeye karşın tatlı bir gülümseme sundu. Yorgun bakışları ve hassas bünyesinden dolayı şimdiden içkinin kızarttığı yanaklarıyla oldukça iştah açıcı görünüyordu. Hatta öyle güzeldi ki, Taehyung oğlanın ona seslendiğini bile duyamamıştı.

Yalnızca bir an Jungkook'un parlak bambi gözlerinde takılmış, fakat hemen kendisini toparlamıştı.

Ciddi anlamda, tuhaf hissediyordu.

"Bay Kim?"

"Ha? Efendim?"

Kıkırdadı çocuk. Eliyle saçını kulağının arkasına attı. Ciddi anlamda eğlenmişe benziyordu. "Sıra sizde diyorum."

"Ha şey... Evet." Aklı cidden karışmış olmalı ki, soru soracağına; yanlışlıkla içkisini içti ve Jungkook'un sesli bir kahkaha atmasına neden oldu.

"Bay Kim! Tanrım!" Kahkahası arasında zor konuşuyordu. "Ah Tanrım... Ne yapıyorsunuz? Sorma sırası sizde!"

Ah be... Taehyung hâlâ farkında bile değildi. "Ne?" Jungkook'un bulaşıcı güzel gülümsemesi kendisine de geçerken, bakışlarını yine o çocuğun gülerken kısılan gözlerine dalarken buldu.

Çocuk üzerindeki yoğun bakışları fark edince, gülümsemesi azaldı ve yanlızca bir dudağının kenarı havada kaldı. "Daldınız." dedi dudak piercingini ağzının içine alırken.

Şimdi de adamın bakışları oradaydı. Bu sefer işin içinden çıkamayacağını bildiği için tekrardan bambi gözlere odaklandı. Nedenini bilmediği bir şekilde, resmen hipnoz etkisindeymiş misali çekiliyordu Jungkook'a. Büyülenmiş hissediyordu. Ve sorun şu ki, Jungkook'un onu büyülemek için sarf ettiği en ufak bir çaba dahi yoktu.

Öyleyse, neden gözlerini ondan çekemiyordu?

"Jeon..."

"Efendim Bay Kim...?" İnce sesinin cilveli ve arsız gelen tınısı, adamın sıcaklamasına yol açtı.

Ona güzel olduğunu söylemek istiyordu. Kendisini ölümüne etkilediğini, kalp ritmini bozduğunu söylemek istiyordu fakat beyninin bir köşesinde cirit atan 'bu yanlış' çağrıları geriye çekilmesine neden oluyordu.

Kendisini toparladı ve tekrardan boşalan içkisini doldurdu. Yüzünde biraz önce yaptığı dikkatsizliği kınayan bir gülümseme vardı ve utanmış hissediyordu. "Günün yorgunluğu üzerimde diye dalmışım sanırım." İşi bittikten sonra geriye yaslandı yüzündeki gülümsemeye rağmen kapalı olan gözleriyle ciddi anlamda çekici gözükürken, saçlarını geriye doğru attı.

(Medya: I See Red)

İkisi de yerdeki masa ile koltuk arasında oturduğundan, sırtını koltuğa yaslıyor bacaklarını halı boyunca uzatıyordu. Fakat rahat oturuşuna nazaran, içinde inanılmaz bir gerginlik silsilesi kaplıydı.

Saçlarını düzelttikten sonra gözlerini ovuşturdu. "Taehyung..."

Siktir, olamaz.

Sertleşmişti.

Gülümseyen yüzüne nazaran şaşkın bakışları çocuğa dönerken, Jungkook'un kendisine kısık ve şehvet dolu gözlerle baktığını gördü. Taehyung'un tüm gerginliğini hissetmiş olmalı ki, bu gece bir adım atlamayı ondan beklemedi ve elini adamın yanağına atıp okşadı.

Ardından ise adamın kasıklarındaki şişkinliğe ve yüzünün aldığı afallamaya kıkırdamamak için kendisini zor tutarken, yavaşça dudaklarını birleştirdi.

Adamın üst dudağını alıp dudakları arasında usulca emip çekilirken, Taehyung sanki şu an bunun yaşandığına inanmıyormuş, bu da iki gün önce gördüğüne benzer bir rüyaymış gibi, şaşkındı. Tabii şaşkınlığını atlattığında, çocuğu bir hışımla kucağına alması ve şakaklarından tutup tekrardan dudaklarını birleştirmesi bir olmuştu.

Jungkook zaten bir bardak içkiyle bir sarhoş olmuş misali cesaret doluyken, adamın boynuna kollarını sarmalamış ve onun dudaklarını yemesinin tadını çıkartmıştı. Keza Taehyung öyle bir açlıkla dudaklarını emiyordu ki, bir an piercingini kopartacağını düşünmüştü çocuk. Alt dudağında ufak bir sızı hissederken ince sesiyle inledi ve aralanan dudakları arasında kaygan dili hissetti. Anında şu anda tam olarak kasıklarının üzerinde oturduğu adamın, dudakları arasına sızan dilini yakalayıp usulca emerken, altında büyüyen bir şişlik hissetti. Bu şişlik istemsizce kasık bölgesinin karıncalanmasını ve deliğinin kasılmasını sağlamıştı. Altındaki kasıklara sürtündüğünü bile sonradan fark ederken, aniden dolgun kalçalarına inen el ise; tümünü fişeklemişti.

Taehyung dakikalardır gözünün önünde canlanan dolgun kalçaları şimdi elinin altında hissederken, dolgunlukları parmak boğumlarından sızacak şekilde sertçe avuçladı ve diline sakso çekmeye başlayan küçücüğünün inlemeleriyle gaza gelmiş gibi, sert bir şaplak attı.

"Ahm... Bay Kim-"

"Taehyung." diye düzeltti adam. "Bana ismimle seslen."

Çocuk yüzüne yerleşen arsız gülünsemesiyle adamın dudaklarına bakarken kafa salladı ve kıkırdadı. Tekrardan dudakları birleşirken, Taehyung ellerini kucağındaki oğlanın beline atmış ve belinin düşündüğünden de ince olduğunu fark etmişti. Hatta öyle ki, zaten oldukça büyük olan ellerinin parmaklarını birleştirmek istercesine sarmalıyor, neredeyse iki elinin orta parmaklarını birbirine dokundurtabiliyordu.

"Sikeyim... Kafayı yedirtiyorsun bana." Kaşları çatılmış, hem bedeni hem de alt bedeni kucağındaki beyaz renk saten pijamalı çocuğa muhtaç hâle gelmişti.

Adamın konulmasıyla ayrılan dudakları ikisi de birleştirmek için bir adım atmadı fakat Jungkook aklına gelen bir fikir ile Taehyung'un dudaklarına minik bir öpücük kondurup hemen çekildi ve aralık bacakları arasına girdi. Elleri adamın göğsünden kasıklarına doğru inerken, gri eşofmanının iplerinde durduğunda; gözleri gözlerine tırmanarak izin isteyen bir nidayla baktı. Yarım ağız gülümseyen adam ise kendisine istediği cevabı verirken, yavaşça ipleri çözmeye çözmeye başladı.

Zaten gevşek bağlanmış olan ipleri anında çözerken, dizleri üzerinden ayrıldı ve yere yüz üstü olacak şekilde uzanıp üst bedenini havalandırdı, yüzünü biraz daha eğdi ve ellerinin altındaki eşofmanı kasıklarına doğru indirdi. Şimdi yanlızca boxerı kaldığında yüzündeki yaramaz ifadesini ve göz temasını bozmadan boxer üzerinden elinin altındaki penisi okşadı. Her ne kadar göremese de, oldukça uzun ve tatmin edici olduğunu tahmin edebiliyordu ve bu şimdiden deliğinin kaşınmasına neden olmuştu. Zevk suyunun ıslattığını boxerı üzerine biraz daha eğildi ve dilini kumaş engelini umursamadan adamın aletine değdirdi. İnce, pespembe olan dudakları uzun uzvunda yavaş yavaş ilerlerken, dili yardımıyla usulca kumaşı bolca ıslattı.

O sırada Taehyung daha heyecanlı bölümü bile gelmeden dudakları aralanacak ve kaşları havalanacake kadar uçmuş hissediyordu. Keza bacaklarının arasındaki kendisine ağız işi vermekte olan, kısa şortu kalçalarını belli ederken, alt bacaklarını havalandırıp sallayan ve tüm bu olanlar boyunca koca ceylan gözlerini bir saniye bile kendisinden ayırmayan Jungkook; resmen aklını başından almıştı. Hatta tam da şu saniyelerde, boxerını indirip penisini baştan sona sıvazlarken ve ucunu aralanmış dudakları arasına kabul ederken, adeta yasaklı elma gibi şehvete davet ediyordu kendisini.

Diliyle adamın penisini ucundan köküne kadar turlarken testislerini dudakları arasına alıp usulca emmiş ve tekrardan ucuna doğru yönelmişti. Taehyung'u çıldırtmaya yemin etmiş gibi kasıtlı bir yavaşlıkla aletini ağzına almış ve yarısına kadar hiç zorlanmadan boğazına doğru ağırlamıştı. Daha da fazlasını verebileceğini biliyordu fakat tam adam zevkin tümünü tadacakken geri çekilmesiyle adamın yüzünde oluşan kızgın ifade, kendisini inanılmaz eğlendiriyordu. Tekrardan ucuna kadar gerileyip ortasına dek ilerledi ve bir yandan da alamadığı bölümü eliyle sıvazlamaya başladı. Taehyung delirecek gibiydi.

İşte şimdi, tıpkı o gün gözlerinin içine bakarak lolipopu emdiği gibi; kendisini emiyordu.

"Ah... Siktir." Bu yavaşlık ciddi anlamda Taehyung'u deli ettiğinden, Jungkook yine aynı oyunu yaptığında bir saniye bile beklemeden çocuğun -Happlyn R. adlı bir şirketin 2 milyon teklif ettiği- uzun saçlarını acımadan parmaklarına dolamış ve kontrolü ele almıştı. Tıpkı Jungkook'un aletine dişlerini sürterken kendisine acımadığı gibi, kendisi de şimdi saçlarına ve güzel ağzına acımıyordu.

Penisinin ucundan en dibine kadar ağzına alırken, Jungkook'tan en ufak bir öğürme refleksi gelmeyişi kendisini ciddi bir şaşkınlığa uğratmıştı. Ciddi anlamda her geçen gün kendisini başka bir yönüyle şaşırtmayı başarıyordu.

Boğazına kadar aletini doldururken, çektiğini saçlarıyla geri çekilmesine izin vermedi ve çocuğun sıcacık ağzının tadını çıkarttı. Nefessiz kalmaması için tekrardan geriye çektiğinde, Jungkook'un gözlerinden yaşların süzüldüğünü ve yanaklarının hiç olmadığı kadar kızardığını görmüştü adam. Öyle nefes nefese kalmıştı ki, tamamen dağılmış ifadesi bunu daha da çekici kıldı.

Taehyung onun nefeslenmesini beklerken, kendisini hiç olmadığı kadar yoğun hislerle boğuşurken bulduğunu fark etti. Bir şeyler farklıydı ve tuhaf olanı şu ki, doğru hissettiriyordu.

Bacaklarını ileri geri sallarken tekrardan kaldığı yerden ağız işine devam eden Jungkook, gözlerinden yeni yeni yaşlar akarken; kendisini öyle muhtaç ve azmış hissediyordu ki, dokunulmadan bile gelecek durumdaydı. Tek istediği ağzını beceren aletin, sabaha kadar içini doldurmasıydı. Taehyung'un erkekliği her geçen saniye ağzında daha da büyüyor ve boğazını parçalayacak gibi hızla gelgit yapıyordu. Aynı icraati deliğinde de bekliyordu ve hayalini kurdukça daha da eziyet çekiyordu.

Taehyung zevk suyunun git gide daha da dağılması ve kasıklarının kasılmasıyla geleceğini anlamış, geri çekilmeye çalışmıştı. Fakat ağzına gelmesini isteyen muhtaç bakışlar çekilmesini engelledi ve içi dolu bir balon misali küçüğünün minik ağzına patladı. Penisini çekip eliyle sıvazlayarak kalan menilerini güzel oğlanın bembeyaz teninin apayrı noktalarına attırırken, yüzünde çizdiği eserine baktı ve tatmin olmuş gibi gülümsedi. Aynı şekilde Jungkook da dağılmış ifadesiyle kıkırdamıştı. Tatlı kıkırdamasını bölen, dudaklarına giden eldi. Taehyung başparmağını çocuğun menilerinin süslediği pembe dudaklarına götürüp menilerini yaydı ve parmağıyla dudakları arasına gönderdi. Ardından ise Jungkook'u nazikçe kucağına aldı.

Dudaklarını birleştirirken hem Jungkook'un üstündeki beyaz renk pijamasının gömlek düğmelerini iliklemeye uğraşıyor hem de kendi kıyafetini çıkartmaya çalışıyordu. İkisini bir arada yapamayacağı kesinleşince Jungkook onun üzerindeki açık gri tişörtünü çıkarttıp fırlattı ve kendi gömleğini esmer adama bıraktı. Fakat Taehyung'un aklında bambaşka bir düşünce hakim olduğundan, gömleğinin yanlızca ilk iki düğmesini iliklemiş ve kucağındaki çocuğu kollarıyla iyice sarmalayarak ayaklanmıştı. Zaten zayıf olan Jungkook, resmen elinde oyuncağa dönmüştü ki, her ikisi de buna şaşırıyordu.

Çocuğu bir hışımla biraz önce sırtlarını yaslandıkları koltuğa boylu boyunca yatırırken, bir bacağını geniş koltukta diğer tarafına atmış ve güzel bedenin üzerinde yerini almıştı. Çocuğun boynunda, kendi elleri uzun saçların iki yanındayken tekrardan dudaklarını birleştirdiler. Fakat bu sefer çok daha sakin ve yavaş bir öpücüktü. Her şeyden önce birbirlerine olan hislerinin karşılıklı oluşunu kabullendikleri ve o hoşlantılarına karşılık almanın rahatlığını birbirlerini öperken bile gülümsemeleriyle belli ettikleri bir öpücüktü bu. Daha anlamlıydı.

Öncekine nazaran çok daha masum olan öpücüklerini ayrı bir seviyeye çıkaran etmen, sırt üstü uzanan çocuğun ceylanınki kadar narin ve kırılgan gözüken boynuna yönelmişti. İlk olarak çenesi ve boynu arasındaki o bölgeyi dudakları arasına alırken, dilini çıkartmış ve dudaklarının altındaki bembeyaz tene işkence etmek ister gibi, ıslak bir yol çizmişti. Acıma duygusu göstermeden dişlerinin arasına alırken, tam da o bölüme içinden gelen sahiplenme duygusuyla, kendisine ait bir iz bırakmıştı. Boynundan biraz ayrılıp eserine bakarken, yüzündeki muzip gülümseme Jungkook'un göz devirmesine neden olmuştu. Taehyung bunu görünce tekrardan kıkırdamadan edemedi. Fakat tekrardan penisine değen ve hayalarını ezmek ister gibi güç uygulayan diz, tüm ifadesini bozguna uğratmış, acıyla inlemesine neden olmuştu.

"Uğraşma benimle." dedi uyaran bir sesle çocuk. Minik eliyle kızaran, hatta şimdiden morarmaya yüz tutan bölgeyi gösterdi. "Boynumu acıttın." Dolu gözleri ve kızarık yanaklarıyla, -Taehyung sağolsun ufak bir kanın aktığı dudaklarını saymazsak- o kadar tatlı gözüküyordu ki; Taehyung bir an kendisine lanetler etmişti. Fakat sonradan 'insanların artık onu gördüğünde bu izin kendisine ait olduğunu düşünmesi' fikri, çok daha cazip geldi. Yine de elini küçüğünün yanağına koydu ve boştaki yanağına ufak bir öpücük kondurdu. "Özür dilerim."

"Affedilmedin."

Adam güldü. "Affetiririm ben şimdi."

Ardından ise yüzündeki yaramaz gülümsemesiyle çocuğu yüz üstü döndürdü ve koca ellerini dizlerinin arkasına götürüp kırmasını, kalçasını kendisine doğru kaldırmasını sağladı. Jungkook'un anında beli içe doğru bükülmek ister gibi kavislenmiş, elleri koltuğun yan başlıklarına tutunarak destek almıştı. Arkasındaki adamın, kalçalarının bir kısmını belli ettiğine emin olduğu şortunu iç çamaşırıyla beraber dizlerine dek indirdiğini ve koca elleriyle kalçalarını bir hamur misali yoğurarak ikiye ayırdığını hissettiğinde; bir kaç saniye içerisinde yaşanacak olan şey aklını delirmesine yol açtı.

O sırada Taehyung, biraz önce orgazm olmasına rağmen gözleri önündeki daracık ve pespembe deliği görmesiyle; tekrardan sertleştiğini hissediyordu. Dilini çıkartıp çocuğun deliğine doğru yollarken, ayırırken zorlandığı kalçaları serbest bıraktı ve kendisini boğmasına izin verdi. Bir eliyle kalçasının bir lobunu ayırırken diğer eliyle elleri altındaki bedenin pürüzsüz ve biçimli olan üst bacağında gezdirdi. Baştan sona okşamasına rağmen elinde hissettiği pürüzsüzlük ve diliyle deliğini yerken kulağına dolan yüksek sesli iniltiler resmen kendisini deliye döndürmüştü. Çocuğun bacağını okşayan elini çekip, inlemelerinin kulaklarında yankılandığı oğlanın bacakları arasındaki erekte olmuş uzvuna yöneltti. Jungkook aletinde hissettiği büyük el ile gözlerinin yerinden çıkacak gibi büyümesini engelleyemezken, bacaklarını biraz daha aralamış ve kendisini, adamın hem deliğinden içeriye sızarak içine talan eden diline hem de penisini baştan sona çekiştirerek kendisine el işi veren kemikli ellerine bırakmıştı.

"Ahm~ Taehyung-" Adam dilini yavaşça delikten uzaklaştırıp, dudaklarını dolgun kalça yanaklarına yöneltirken, boştaki elini kalçasından çekip ıpıslak olmuş deliğe yöneltti. Jungkook'un bir andan penisini çekerken diğer yandan deliğiyle ilgilenmek ve o ince tınısından adını duymak resmen lütuf gibiydi. Dişlerinin eziyetine mazur kaldığından çok daha kızarık ve ıslak duran deliğe ilk olarak orta ve işaret parmağını değdirmiş ve ıslaklığı dağıtmıştı. Yanlızca parmaklarının değiyor oluşunun bile, deliğin kasılacak ve Jungkook'un koltuk başlığına yüzünü gömeceği kadar etkilediğinin ve çocuğun üzerindeki gücünün o an farkına varmıştı.

İşaret ve orta parmağını içeriye doğru gönderirken, Jungkook'un aniden kafasını kaldırıp yüzünü dönüp yaşlı gözlerini kendisine yöneltmesiyle, adam oyun oynar gibi yeterince bile hazırladığını düşündüğünden fazla beklemeden, bir kaç gelgitten sonra yüzük parmağını da kattı. Jungkook aslında alışmıştı fakat canı tatlı olduğundan, nazlanmaktan çekinmiyordu. Fakat deliğinin daha ne kadarını alabileceğini hesaplamak ister gibi aniden tüm parmaklarını sokan adam, bu sefer gerçekten de canını yakınca, tam dönüp kızgın bir bakış atacağı sırada; tüm elini içine yollarken hızlı gitgelleriyle kendisini ödüllendiren Taehyung, Jungkook'un sinirinin duraksamasına ve kafasını geriye atıp zevkle inlemesine neden olmuştu. Keza tüm bu zevki yaşatırken bir yandan da penisini çekiştirmesi kendisini öldürecek gibiydi. Üzerindeki bu etki öylesine büyüktü ki, bir kaç saniye daha dayanamadan adamın eline geldi ve seslice inlerken gelmesiyle adamın elini içine çekmek ister gibi kastı.

Evet, şimdi ikisi de ,bir bütün olduklarında ne olacağını merak ediyorlardı.

Taehyung elini kasan delikten yavaşça parmaklarını kurtarırken ellerini neredeyse yığılmak üzere olan çocuğun incecik beline götürdü ve kendisine doğru döndürdü. Koltuktan ayrılıp doğrulurken, kollarını kendisini kucaklaması için uzatan Jungkook'u kucakladı. Zaten çocuğun dizlerindeki şortu kucağına gelirken düşmüş ve geriye bir kaç düğmesi ilikli olan gömleği kalmıştı. Taehyung, kucağındaki bedeni en yakınındaki masaya yüz üstü yatırıp arkasına geçti ve kalçasını kendisine göre yakınlaştırdı. Masa pek uzun değildi fakat Jungkook'un ayakları tam olarak yere değmiyordu. Baş parmaklarıyla kendisine destek sağlasa da, belinin iki yanından tutup destekleyen adam, bedeninin tüm hakimiyetini ona bırakmasını sağlamıştı bile. İki elinin dirseğini de kırıp önünde tutarken, bakışlarını arkasındaki adama döndürdü ve neler yapacağını izlemeye başladı.

Taehyung her şeyden önce artık kendisine yük olan eşofmanından kurtuldu ve tekrardan çocuğun arkasındaki yerini buldu. Gözyaşlarının ıslatıp kızarttığı bambi gözlere bakıp aletini çekerken, kaşları çatılmış dudakları aralanmıştı. Bu el işi sürecini pek fazla uzatmayıp, aletinin ucunu pespembe deliğe konumlandırdı ve bir saniye bile beklemeden içine gönderdi. Kendisini sarmalayan bu darlık ve yakıcı sıcaklık, titremesini ve anında şişmesini sağlarken bedenini ileri geri hareket ettirerek, çocuğun içini talan etmeye başladı. Her ne kadar anın büyüsüne kapılsa da, kendisini şaşırtan bir şey yaşanmış olacak ki, duraksamadan aletinin köküne kadar içine girdi ve Jungkook'a doğru eğildi. Tıpkı tahmin ettiği gibi, güzel oğlanı zevk dolu çığlıklarını susturmak ister gibi parmaklarını ağzına sokup kendisini susturmuştu. Gözyaşları boynuna dek süzülüyor, kahkülleri terlediği için bir bir alnına yapışıyordu. Resmen en dibine kadar içini dolduran adamın, altında bir beşik misali sallanmaktan pek bir hoşnuttu.

Taehyung ise gördüğü bu manzarayla büyülenmiş misali, gözlerini yumdu ve delirmemek için yanlızca penisini sarmalayan deliği düşündü. Keza o da biliyordu ki Jungkook'un güzelliğini düşünürse, işin içinden çıkamazdı.

Sırtı geriye doğru eğimlenecek şekilde aletinin en ucuna kadar çekildi ve hızla yeniden en köküne kadar girdi. Jungkook'un eliyle ağzını kapatarak inlemelerini yutuyor oluşu sinirlenerek daha da sert davranmasını sağlıyorken çocuğa yaklaştı ve elini saçlarına dolayıp, masaya yaslı bedenin kendisine doğru gerilemesine neden oldu.

"Ahmm! Ta-Taehyung!!" Bir saniye bile gelgitlerini durdurmadan çocuğun ensesine eğildi ve boynuna, boynundan ise kulak memesine dek ıslak bir yol çizdi. İkisi de terlediği için dilinin ucuna gelen tuzlu tat, kendisini hiç iğrendirmişe benzemiyordu. O sırada Jungkook kulağına çarpan sıcacık nefes ve kulak memesini dişlerinin arasına adamın üzerindeni etkiye oldukça şaşırıyordu. Ayakları yere değmediği için zaten dengesini sağlamakta zorlanırken, adam kendisini bir beşik misali sallıyor; git gide daha da hızlanıyordu.

Taehyung'un bir eli kendisinin incecik olan belindeyken diğerini kalçasına götürüp avuçladı ve resmen bembeyaz tende kıpkırmızı bir el izi çıkarttı. "Aferin güzelim. İnlemelerini saklama." Fısıltısı doğrudan çocuğun kulağına dolmuş, artık tamamen alışmasıyla zevk dolu inlemelerini salmaya başlamıştı. Sıcaklamaya başladığını hissederken, üzerindeki bir kaç düğmesi ilikli gömleğinin diğer düğmelerini de bozmaya çalıştı fakat üzerindekinden Taehyung kurtulmasına rağmen dengesini bir türlü bulamadı. Hatta düşmemek için ellerini tekrardan masaya yaslamak zorunda kalırken bile destek aldığı masanın kırılacağını düşünüyordu. Hayatı boyunca hiç bu kadar hızlı ve zevkli bir seks deneyimi yaşamamıştı ve bu kendisini resmen şoka uğratıyordu.

İncecik bedeninin bir oyuncak gibi kaldırılması ve tam olarak adamın kucağında yer alması bir olmuştu. Taehyung, çocuğu kalçalarından ve baldırlarından tutarak kucaklarken; Jungkook bacaklarını adamın belinin iki yanından geçirip pozisyon almıştı. Adam bir hışımla bir melekten farkı olmayan dağılmış yüzün dudaklarına kapanmış, aletini kendisi için genişlettiği deliğine konumlandırıp içinde kaymıştı. Elleri çocuğun kalçalarını ayırırken, onlara tutunarak destek alıyor ve kucağında indirip kaldırıyordu. Pozisyonlarına ve öpüşmelerine rağmen hızlarında en ufak bir azalma yoktu, hâlâ Jungkook zevkten dolayı hıçkırarak ağlıyor, hâlâ Taehyung bu manzaraya karşı aralık dudaklarından sızan inlemelerin tadını çıkartıyordu. Jungkook'un boynuna sarmalanan kolları, sanki acısını çıkartmak ister gibi saçlarını çekiştirirken; o da acısını dudaklarından çıkartıyordu.

Aletinin patlamak istercesine dolduğunu hissettiğinde, aniden en köküne kadar çocuğun içine kaydı ve Jungkook'tan gecenin en büyük çığlığını aldı. Bu doluluk onu öylesine delirtmişti ki, içini sarmalayan ve zevk noktasını körelten penisin baskısını neredeyse karnının biraz altında hissebilmişti. Uzamaya başlayan tırnakları adamın geniş sırtında esmer tenine kanlı bir yol çizerken, ikisi de acı eşiklerinin farkında bile değillerdi. Mesela Jungkook'un dudaklarından akan kan boynuna doğru süzülmüş, Taehyung'un ise koyu kahve saçları pek fazla olmasa da küçüğünün avucunda kalmıştı. Fakat ikisinin de çok daha önemli öncelikleri vardı. İkisinin de orgazma çok yakın olması gibi.

Zevk noktasına onlarca kez bir saniye bir duraksamadan vurulması ve ikisinin bedeni arasında kalan penisinin sürekli olarak uyarılmasıyla geleceğini anlayan Jungkook, kucağında bir beşik misali sallandığı adamın dudaklarından ayrılmış ve inlemekten dolayı artık kısılan sesiyle muhtaç bir şekilde yalvarmıştı. "Lü-Lütfen... Durma Taehyung." Kısılmasına rağmen oldukça yumuşak ve nahif çıkan sesiyle ona yalvarıyor oluşu, adamın zaten son derece hızlı olan hareketlerini daha da hızlandırmasına neden oldu. Fakat bu pozisyonda zorlanacağını düşündüğünden bir hışımla oğlanı tekrardan -bu sefer sırt üstü- yatırıp kendini konumladı ve bir elini incecik beline götürürken, diğerini -biraz sıkmış olsa gerek- kızaran bacaklarına götürdü ve bacaklarını olabildiğince araladı. Jungkook, sevdiği adam araladığı sağ bacağını kendi geniş omzuna atarken, gelmesine yakın -pozisyonlarından dolayı- sürekli uyarılan testisleriyle beraber penisini baştan sonra hızla çekiştirmeye başladı ve boştaki elini ise dikleşmiş göğüs ucuna götürdü. Resmen zevkten bayılacak gibiydi fakat dayanmaya çalışıyordu.

O sırada Taehyung, duraksamayı unuttuğu için şişen ve hamlanacağına emin olduğu karın kaslarını umursamadan; kendisini daha da hızlı ve daha da sert bir şekilde itmeye ve zorla da olsa onu orta yolda karşılayan melek çocuğa unutamayacağı bir seks deneyimi yaşatmaya çalışıyordu. Keza kendisi için öyleydi. Belki Jungkook, başka birisinin aksine kendisine apayrı bir şey vermiyordu; fakat ağlarken kızaran ve parlayan bambi gözleriyle, bembeyaz ve zarif ellerinin ipekten saçlarını kulağının arkasına itiyor oluşuyla, incecik belini sarmalarken iki elinin parmak uçlarının neredeyse birbirine değebilecek olmasının adamda bıraktığı etkiyle; ve tam da şu anda, boşalırken yüzünün aldığı ifadesi ile Kim Taehyung'un yalnızca rüyalarına kazınan bir öğrencisi olma konumundan çıkıyordu. Keza Jeon Jungkook apayrıydı.

Çocuk hıçkıra hıçkıra boşalırken kendisini öylesine kasmıştı ki, deliğinindeki penisin hiç olmadığı kadar dar bir yerde bulunmasına yol açmıştı. Tabii bu darlıkta bulunmasıyla, çok geçmeden Taehyung da tam da çocuğun içine içi su dolu bir balon misali patlamış ve derin sesiyle uzunca inlemişti.

İkisinin de gözleri kapalıydı. Öyle çok yorulmuşlardı ki, Taehyung'un ilk gözünü açabilecek kişi olması bir yana, Jungkook neredeyse baygın vaziyete gelmişti. Adam kısık kedi gözlerini açtı ve önündeki dağılmış ve resmen birbirlerine karışan vücut sıvılarıyla duş almış gibi ıslanan oğlanına bakarken, nefes nefese kalmış bir şekilde aletini içinden çıkartmıştı. Elini erkekliğine atıp kalan menilerini, kendisine cenneti yaşatan bacak arasına attırırken, göbek deliğindeki şimdi fark ettiği piercingine de sıçradığını görmüş ve bir dudağının köşesi havalanacak şekilde gülümsemişti. "Jeon..." diye konuştu boğuk ve nefes nefese kalmış sesiyle.

Çocuğun vücuduna doğru eğildi ve dudaklarını olabildiğince nahif bir şekilde kasıklarından göğüs kafesine, boynuna, aralık dudaklarına, kızaran yanaklarına ve kapalı bambi gözlerine doğru buseler kondurdu. Sanki her bir öpücüğü kendisini canlandırmış gibi gözlerine konan öpücükten sonra zar zor ceylan gözlerini aralayan çocuk, adamın elini kendi minik yumruğuna götürüp açmaya çalışmasıyla zaten birazcık kalan gücünü de avuç içine uyguladığını ve tırnaklarının avuç içinde kanlı izlerini bıraktığını fark etti. İkisinin de bakışları çocuğun yumruğuna ve avcunu açtığı an yumruğu içerisinde sıkışan koyu kahve saçlara yöneldiğinde, Taehyung şaşkınlıkla parmaklarını kafasının sızlayan arka tarafına götürmüş, Jungkook ise Taehyung'a kopan saçlarının acısını unutturacak kadar tatlı bir şekilde kıkırdamıştı.

Tavşan dişleri gözüküyordu. "Saçlarını kopartmışım." Çok güzeldi.

Adam resmen ona bakarken parlayan gözlerini tavşan dişlerinde gezindirirken, tekrardan çocuğa doğru eğildi ve tavşan oğlanının kollarını boynuna dolayıp belini sarmaladı.

"İyi yapmışsın..."

Sonra ise dudakları birleşti.

Ayrılmamak üzere.

•

•

•

Son.

•

•

•

Hayatımda ilk defa bu kadar uzun bir bölüm yazdım xlwldlwldwm umarım begenmissinizdirr

Zaten biliyorsunuzdur ama yine de söyleyeyim. Bu shotımızın son bölümüydü. Artık diğer ficlerimde görüşmek dileğiyle... Hepinizi çok çok çok seviyorum.

kendinize iyi bakınn🌸💖💗

AY Bİ DE LOVE CHARMI VE HAPPY HOLİDAYI OKUYUN BYE

Bölüm sonu

3 yorum