İçeriğe geç

(tae)cher's pet |taekook|

Bölüm 3 · 7 dk okuma

(tae)cher's pet |taekook|

Bölüm 3

•rhythms•

rihanna: shut up and drive

ilâhi bakış açısı.

Kusur nedir?

İdeal olmamak mı? Yoksa, ideal olmak mı?

Kusursuz dediğimiz ve standart kalıplara soktuğumuz o insanların aslında herkes gibi kusurları sahip olduğunu bilir miyiz? Bazıları kusurları olmadığı için yüceltilirken, bazıları ise kıskanılır ve dışlanır.

Bir de hem yüceltilen hem de kıskanılan kişiler vardır.

Saat 10:00 sularına gelirken, kapı dışarı edilen ve köşkün dış kapısına yaslanıp ağlayan Jungkook gibi.

Güzel çocuk, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kendisi de biliyordu ki, bu zamana kadar çok daha kötü geçirdiği günler olmuş; çok daha büyük yaralar almıştı. Fakat şimdi sanki en hassas gününde, ufak bir patlak noktası verilmiş gibiydi. Dokunulsa bile ağlayacak durumdaydı.

En kötüsü -gidebileceği bir yer olmaması göz ardı edilirse- yanında arkadaşlarına ulaşabileceği bir telefonunun bile olmamasıydı. Akıllı kol saatini de odasında bıraktığından, gerçekten de kimseye ulaşabilecek herhangi bir alete sahip değildi. Tabii telefonunu bile almamışken, parasının olmamasından bahsetmiyorum bile.

Nereye gideceğini bilmiyordu, hele ki gecenin bu saatinde hiç bilmiyordu. Jimin'in yanına gidemezdi, keza çocuk yurtta kalıyordu. Jennie'nin de yanına gidemezdi, çünkü kız şu anda ailesinin yanına Gangnam'a dönmüştü. Aklına bin bir türlü tanıdığı gelse de, Jimin ve Jennie dışında kimin yanına giderse gitsin yarına tüm okulda dedikodusunun dolanacağını biliyordu.

Aslında her gün dedikodusu dolanıyordu. Fakat üniversitenin sahibi babası, mükemmel bir aile tablosu yaratmak için büyük bir çaba gösterdiğinden, bu dedikodu duyulursa; hiç de iyi şeyler olmazdı.

Sonuç olarak yapabileceği hiç bir şey yoktu.

Belki tekrar köşke girer ve bahçenin bir köşesine kıvrılırdı. Emindi ki, babası sabaha kadar öylece kalmasına izin vermeyecek ve kendisini affedecekti.

Çocuk bir köşeye kıvrılmış içli içli ağlayarak tam bu gece uyuyacağı yeri düşünürken, ansızın duyulan araba sesiyle kafasını kaldırdı. Köşkün bahçesinin dışında, sokaktaki kaldırımda oturduğu için kafasını kaldırmasıyla gelen arabayı görmesi bir olmuştu.

Ki gördüğü araba da, her okul çıkışı gördüğü arabanın aynısıydı.

Kan kırmızısı renginde, Porsche 911 model, lüks arabasından inen genç adam; kaldırımda bir başına ağlayan oğlanın yanına gelmiş ve endişeyle sormuştu. "Jungkook? Ne oluyor?"

O uzun saçlı genç adam da, tıpkı herkes gibi onun ağlayabileceğini düşünmeyen kimselerdendi.

Jungkook duygularını göstermeyen, sert bir mizaca sahip birisiydi. Birinden hoşlansa söylemez, hoşlanmazsa mimikleriyle belli ederdi.

Her ne kadar kaldırımda diğer bir yanına oturmuş olan genç adamdan pek haz etmese de, şu an da içinde olan -kendisini yiyip bitiren- şevkat duygusu, kollarını boynuna dolamasına ve güzel yüzünü boynuna gömmesine neden olmuştu.

Sanki bunu beklermiş gibi anında beline sarılan Hyunjin, bir anlığına aklındaki -Jungkook'u kendi büyük partisine götürmeye dayalı olan- planının aksine çok daha güzel bir plan düşünmeye başlamıştı.

"Güzelim sorun ne?"

Çocuk tek kelime bile etmiyor, yalnızca içli içli ağlıyordu. Dışarıdan onu gören birisi hâline acır, içi burkulurdu. Fakat bazenleri öyle insanlar vardı ki, bu durumda bile aklından bin bir türlü düşünce geçebiliyordu.

Tıpkı bu genç adam gibi.

"Seni evime götürmemi ister misin?" diye sıvazladı oğlanın sırtını. Jungkook, Hyunjin'in boynuna gömdüğü yüzünü kaldırdı ve yanağını omzuna yaslayarak nefeslendi. Burun çekişleri bir yana, üzerindeki tatlı pijaması ve kıpkırmızı yüzüyle bir bebekten farkı yoktu.

"Sadece gitmek istiyorum." dedi ağladığı için çıkan boğuk ve titrek bir sesle. Elleri hâlâ adamın boynuna dolanmış olduğundan, adam ayağa kalktığında da kucağında sallanır hâle gelmişti. Rahat olduğu kadar rahatsız da hissediyordu. Biliyordu ki Hyunjin'e güven olmazdı. Fakat yapabileceği bir şey yoktu. Hiç olmazından geceyi geçirebileceği bir ev ve sıcak bir yatak arıyordu.

Adam onu arabasının ön koltuğuna oturttu ve kapısını kapattıktan hemen sonra arabanın önünden dolanıp kendi koltuğuna yerleşti. Kendi kapısını da kapatırken bakışları Jungkook'a kaymış ve çocuğun şişik gözleri ve büzdüğü dudaklarıyla camdan dışarıya baktığını fark etmişti. İçinde kendisine olan gururlu gülümsemesini, çocuk ağladığı için sunamadığından; yalandan üzüntülü bir ifade takınıyordu.

Lakin bunda pek de başarılı olduğu söylemezdi. Keza Jungkook olurda ona dönerse, yüzündeki ifadenin yapmacık olduğunu hemencecik anlayabilirdi.

Uzun saçlı olan adam, çocuğa doğru eğildi ve yüzleri arasında saçma bir yakınlık kurmayı es geçmeden; ehliyet kemerini bağladı. "Zarar görmeni istemeyiz."

"Kapa çeneni ve sür."

Yüzündeki sinir olduğu belli olan gülümseme çenesini kasmasını sağlarken, dilini dudaklarında gezdirdi ve kendi koltuğa yerleşip geriye yaslandı. Derin bir iç çekerken içinden söylenmeyi de ihmal etmiyordu. 'Bu gece altımda ağlarken de böyle emir verebilecek misin acaba, sürtük?"

Arabayı çalıştırdı ve bir kaç dakikanın ardından sonunda karanlık sokaktan çıkmayı başarabildi. Gözleri ara sıra güzel oğlana kaydığından, sürekli olarak bildirim düşen telefonunu göremiyordu. Görseydi, belki de bu gece, çok daha farklı senaryolar yaşanabilirdi.

Direksiyonu bir eliyle becerikli bir şekilde döndürürken, kavşaktan ilerlemiş ve ilk ışıklarda durmak zorunda kalmıştı. 2 dakikalık bekleme süresince, Jungkook ile konuşabilmek için birden çok şey düşünse de en son akışına bırakmaya karar verdi.

"Ee? Ne olduğunu anlatmayacak mısın?"

"Hayır."

Aldığı net cevapla bir kaşını kaldırıp çocuğa dönmesi bir olurken, tam tekrar sık boğaz etmeye çalışacağı sırada Jungkook bakışlarını dışarıdan çekmeden konuşmaya başlamıştı. "Bu gece gerçekten geleceğini düşünmüyordum."

"Hadi ama..." diye güldü. "Bir söz ettiysem, elbet yaparım."

"Neden?" diye döndü çocuk, yüzünün aldığı ifade biraz öncekine nazaran tamamen duygudan yoksun ve sert iken. "Hayırdan anlamıyor musun?"

Hyunjin aniden böyle bir tepki beklemediği için bir an şaşırıp boğazını temizleme ihtiyacı hissetmiş, ardından ise tekrar samimiyetsiz ve gereksiz tedirgin bir şekilde gülümsemişti. "Beni arkadaşlarımın yanında rezil etmene izin mi verseydim?"

"Peşimde kuyruk gibi dolanarak beni tül okula rezil ediyorsun. Sence ben buna neden izin vermeliyim?"

"Senden izin alan yok Jungkook." Yeşil ışın yandığında arabayı sürerken, yavaş yavaş gerçek ifadesine bulanan yüzünü saklamaktan bir saniye olsun çekinememişti.

"İzin veren de yok."

Yüzünü çocuğa döndüğünde yüzü milimine dek kaskatı kesilmiş gibiydi. Fakat daha fazla Irdeleyerek çocuğun kaçmasını istemiyordu. Bu gece ona dair planları vardı ve bu planlar bozulursa gerçekten kötü olacaktı. "Evet Jungkook. Haklısın."

"O hâlde neden buradasın?"

Fakat ukalalığa dayanamıyordu. "Burada olmasam o kaldırım köşesinde sabahlardın."

"Gelmeni isteyen olmadı."

"Geldim ama."

Nedensizce aralarında kısa süreli bir sessizlik oluşurken, Hyunjin sinirle direksiyonu sıkıyor; Jungkook ise ağrıyan başına elleriyle masaj yapıyordu. Yanındaki kişi bir başkası olsaydı ve gerçekten iyi niyetli bir şekilde yardım ediyor olsaydı kesinlikle verdiği tepki bu olmazdı. Fakat Hyunjin'in amacı belliydi.

"Amacın beni evine götürüp sikmekse baştan anlaşalım, öyle bir şey olmayacak."

Adam göz çevirmekten çekinmemişti. "Önceden yapmadığımız şey sanki..."

"Hyunjin! Biz ayrıldık farkındaysan-"

"Farkındayım! Sağolasın günde bin defa tekrarlıyorsun."

O dakikadan sonra da pek konuşmuş sayılmazlardı. Hyunjin iç çekmek ve sinirlerine hakim olmakla, Jungkook ise bugün yaşadıklarını ve yarının nasıl olacağını düşünmekle geçirmişti zamanını.

Ortalama 7-8 dakikanın ardından deniz manzaralı bir köşkün yanına geldiklerinde, içeriden gelen yüksek sesli müzik ve renkli renkli ışıklar ile bu köşkün Hyunjin'e ait olduğunu anlamıştı Jungkook. Fakat bir sorun var gibi duruyordu.

Bu partide yüksek sesli müzik ve renkli ışıkların dışında, pek de bir şey yoktu. En önemlisi ise o renkli ışıkların, kırmızı ve mavi çoğunlukla olması ve görünen o ki, polislerin de bu partiye eşlik ediyor oluşuydu.

İkisinin de kaşları anlamsızca çatılırken Hyunjin arabasını olduğundan daha yavaş kullanarak evinin garajına park etti. Dışarıdaki polislerin dikkatini çekmesi de aklını kurcalarken, gözüne takılan telefonu ve parlayan ekranındaki onlarca mesaj ona şimdilerde gözüküp, kaderin bir cilvesini yaratıyordu.

•

•

baekhyun:

hyunjin

acil telefonuna bak

partiyi polisler bastı

baekhyun:

sikeyim

sanırım birisi partide ot sattığımızı ihbar etmiş

•

•

"Siktir. Siktir siktir." Ellerini uzun saçlarına geçirdi ve yüzünde oluşan dehşet içerisindeki ifadesiyle zar zor arkadaşının numarasını tıklattı ve kulağına götürdü.

"Ne oluyor?"

O kadar kötü bir durum içerisindeydi ki, Jungkook'u bile umursamaz hâle gelmişti. Neyseki yalnızca bir kaç çalmanın ardından telefon cevaplanmış ve çocuğun ufak bir sinir boşalması yaşamasına engel olmuştu.

"Sikeyim Baek! Ne sikim diyorsun sen?!" Ses tonu kısıktı fakat sinirle çığırıyordu telefonun diğer bir ucundaki arkadaşına doğru. "Ne bok yediniz de polisler geldi?!"

"Bilmiyorum amınakoyayım! Hiç bir şey yapmadık!"

"Lan nereden öğrenecekler o zaman?! Bak delirtme beni!" Resmen sinir krizi geçiriyordu. Alnında damarları belli olmuş, ellerini bir oraya bir buraya savuruyordu.

O sırada Jungkook ise üzerinden ortalama 1 hafta geçen yıpranmış duran tırnaklarına bakmakla meşguldü. Cidden kafayı yiyecekti... Nasıl 1 haftada bu kadar yıpranabilirdi, anlamıyordu!

"Siz neredesiniz şimdi? Karakolda mısınız?"

Konuşma fazlasıyla canını sıktığından daha fazla dayanamadı ve göz devirmekten ve oflamaktan çekinmeden ehliyet kemerini çözüp arabadan indi. "Bir dakika- Jungkook! Gel buraya!"

"Sana iyi hapisler, bıraktığın için de sağol. Yanımda şöför parası yok, hapisten çıkınca alırsın artık." Ve kapıyı kapattı.

Bir kaç polis arabanın içerisindeki Hyunjin'e doğru adımlarken güzel oğlan ayaklarının onu nereye götürdüğünü bilmeden ifadesiz ve şişik duran yüzüyle köşkün olay yeri incelenen dış bahçesine ilerliyordu. Kollarını birbirine dolayıp polislerin yanına ilerlerken, o polislerin arasında duran bir beden kendisine hiç olmadığı kadar tanıdık geldi.

Üzerindeki deri ceketi ve içine giyindiği boğazlı siyah kazağı, altındaki o kalın uyluklarını saran dar kotu ile baştan aşağıya siyahlara boyanmış olan orta yaştaki adam; bir kaç adım ötedeki güzel oğlanı görünce zaten ciddi duran ifadesiyle kaşlarını çatarken, vücudunu ona doğru döndürmüştü. "Jeon?"

Aslında böyle berbat bir gecenin ortasında gerçekten de, geceyi eğlenceli hâle getirebilecek şeylerin olmasını beklemiyordu Jungkook.

Fakat bazen kader, gerçekten de kendi leyhine işleyebiliyordu.

"İyi akşamlar, Bay Kim?"

•

•

•

Bilin bakalım kim smutu bu bölüme sığdıramayıp bölümün adını rhythms olarak değiştirdi✌

biliyorum doğal olarak smutshota geldiğiniz için smut okumak istiyorsunuz ama... Ben hikayelestirmeden duramam mxqşldwls

merak etmeyin bir sonraki bölüm kesin moans olacak. bu bir istisnaydı. çünkü konu örgüsü ancak böyle toparlanabilirdi.

yorum ve oy sayısındaki düşüş inanılmaz sinirimi bozuyor. hepinizi kaçırırım. bakın annenizin kaçışı yok

ona göre

neyse cok bos yaptım

byes muck

Bölüm sonu

10 yorum