Sadece Changbin in sesleri yankılanıyordu zihnimde. (Artık başkasından hoşlanıyorum, arkadaş kalmaya devam edemez miyiz?" "Peki seninle tekrar arkadaş olmak için ne yapmalıyım!?"...) "Changbin,... Bana biraz zaman ver kafam çok karışık. Özür dilerim!"
Deyip yanından ayrıldım. Gerçekten kafamın içindeki düşünceler... Belkide hakettiğim budur.
Düşüncelerle boğuşurken aynı zamanda ilerliyordum ama nereye gideceğimi bilmiyordum.
Eve girmem gerekiyordu ama Changbin ile konuştuktan sonra ,eve dönmek yerine bir anda vücudum diğer yöne ilerledi.
Evimin yakınındaki bir parka gittim.
Siyah düz bir salıncak gördüm.
Saat biraz geç olduğu için haliyle kimse yoktu.
Karanlıkta esen rüzgar yüzünden salıncaklar sallanıyordu.
Ne yalan söyleyeyim biraz ürkütücü görünüyordu.
Titreyen ama neden titrediğini bilmediğim vücudumu sakinleştirip, yavaş adımlarla salıncağa ilerledim ve oturdum. Salıncağı yavaşça ayağımla salladım.
Düşüncelerimi kontrol etmek yoruyordu.
Her zaman düşünmek, düşünmek, düşünmek.
İç geçirdim, belkide sadece ben böyle bir durumdaydım.
O sırada bir anda birisinin kollarının belime sarılışını hissettim.
"Artık beni dinlemek istiyor musun?"
Dedi Minho arkamdan.
Sadece sustum. Ve hareketsiz kaldım.
"Cevap vermeyeceksin demek, peki."
Nefesini kulağımda hissettiğimde kulağıma doğru yaklaştığını anladım.
Minho fısıldayarak konuştu.
"Ama bu önemli duymak istemiyor musun?"
Dedi hafif gülüş atarken.
Sonunda pes ettim, belli ki beni rahat bırakmayacaktı.
Gözümün önüne kolyem gelmişti, bu da ne alakaydı şuanda?
Geçiştirdim ve konuştum.
"Peki, belli ki rahat bırakmayacaksın söyle o zaman."
Minho bir anda gerginleşti. Ne olduğuna bir anlam verememiştim.
Ve garip bakışlarımı farketmiş olacak ki, şu cümleyi kurdu.
"Gerçekten hala anlamadın değil mi Jisung?"
Neyi anlamamıştım? Gerçekten kafam o kadar doluydu ki anlamamış olmama şaşırmadım bile.
Sadece anlamsız bakışlarla Minho ya bakmaya devam ettim.
Minho kafasını eğip iç çekti, cesaretini toplarcasına ve konuştu.
"Jisung, ben senden..."
"Benden ne?"
Gerginleşmişti. "Hoşlanıyorum!"
Demişti çekingen ve kısık bir ses tonuyla.
O şaka falan yapıyor olmalıydı değil mi? Ciddi olamazdı.
"Minho, şuan şakanın sırası mı?!"
"Jisung, ben şaka yapmıyordum!"
"Ne!? "/son/
(Evet artık biraz saçma oldu biliyorum ama bu seriyi hangi ruh halimle yazdıysam asla eskisi gibi yazamıyorum bu yüzden seriyi hızlıca bitirip eskisi gibi komedi tarzıma geri döneceğimm öpuldünüzz ᥫ᭡ᥫ᭡ᥫ᭡)
