Ona bakarken bir anda yüzümde Changbin'in ellerini hissettim.
Ne olduğuna anlam vermeye çalışırken dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
Tepki veremedim.
Kalbim çok hızlı atmaya başlamıştı.
Changbin geri çekildiğinde yüzüne baktım.
Üzgün bir şekilde yere bakıyordu.
Ne diyeceğimi bile bilemedim.
Changbin yere bakarken konuştu.
"Seni sanırım bir daha göremeyeceğim, yaptığım şey için özür dilerim."
Dedi yine ağlamaklı bir sesle ve koşarak yanımdan ayrıldı.
Resmen şoka uğramıştım.
Kafamı tekrar Minho'ya çevirdiğimde benim olduğum tarafa doğru bakıyordu.
Ama umursamadım.
Şimdi daha önemli bir konu vardı, Changbin.
Napıcağımı bilmiyordum.
Her zaman ki gibi biraz dolaşıp kafamı dağıtmaya karar verdim.
Çünkü yapabileceğim tek şey buydu.
Okulların açılmasına az kalmıştı.
Bundan dolayıda ders tekrarı yapabilirim veya da kitap okuyabilirim diye kütüphaneye gitme kararı aldım.
Kütüphaneye doğru ilerlerken kendime bir dondurma aldım ve yemeye başladım.
Aynı üzgün olduğum zamanlar Changbin'in benimle yediği gibi.
Kütüphaneye gittiğimde bir kitap seçtim ve oturup okumaya başladım.
Fakat düşüncelerim yüzünden asla kitaba odaklanamıyordum.
Hemde mutsuz hissediyordum.
Kütüphanede şapka takan birisini gördüm.
Tanıdık gelmişti. Ama yüzünü göremiyordum.
Aklıma Changbin gelmişti.
İlk tanıştığımız gün şapka takıyordu.
Gözümü şapkalı çocuktan ayırıp kitaba odaklanmaya çalıştım.
Düşüncelerimi bir türlü durdurmayı beceremiyordum.
Gözüm sürekli şapkalı çocuğa kayıyordu.
En sonunda bu durumdan sıkılıp pencereden dışarı bakmaya başladım.
Kısa bir süre sonra kendimi rahatlatmak ve sakinleştirmek için kolyemi tuttum.
Ve gözlerimi kapatıp kafamı masaya koydum.
Ve uzun bir süre o şekilde durdum.
Bir anda birisinin yanağımdan öptüğünü hissettim ve gözlerimi açtım...
(Şimdi size bir sorum olacakk sizce bu hikayeyi Minsung olarak mı devam ettiriyim yoksa Changsung mu olsun?)










