İçeriğe geç

"Gece'nin Sıcaklığı"

Bölüm 2 · 4 dk okuma

"Gece'nin Sıcaklığı"

Bölüm 2

Bölüm 2 — Ayın Altındaki Yabancı

Liora, gözlerini açtığında ilk hissettiği şey sıcaklıktı. Bunun garip olduğunu düşündü çünkü en son hatırladığı şey soğuk toprağın üzerinde yatarken bedeninin titremesiydi. Ormanın keskin havası, yüzüne vuran rüzgâr ve etrafını saran karanlık hâlâ zihninin bir köşesinde duruyordu. Fakat şimdi üzerinde yumuşak bir örtü vardı ve yakınlarında yanan bir ateşin hafif çıtırtısını duyabiliyordu.

Gözlerini açmaya çalıştığında başına yayılan ağrı yüzünden birkaç saniye boyunca hareket edemedi. Görüntüler bulanıktı; taş bir tavan, loş bir ışık ve yabancı bir oda… Nerede olduğunu anlamaya çalışırken zihni yavaş yavaş kendine gelmeye başladı.

Orman.

Kaçış.

Ağaç.

Sonra hiçbir şey.

Liora nefesini tuttu. Hatırladığı son şey karanlığın içinde duyduğu sesti. O ses hâlâ kulağında gibiydi. Derin, soğuk ve tuhaf bir şekilde ürkütücüydü.

Başını hafifçe çevirdiğinde odanın diğer tarafında duran adamı gördü.

Onu ilk kez bu kadar net görüyordu.

Adam pencerenin önünde duruyordu. Dışarıdaki ay ışığı yüzünün bir kısmına vuruyor, diğer tarafını gölgede bırakıyordu. Koyu saçları hafif dağınıktı, yüzündeki ifade ise sanki dünyaya karşı sürekli sabırsız olan birine aitti. Öylece durmasına rağmen bile çevresinde garip bir ağırlık vardı.

Liora onun sıradan biri olmadığını daha ilk anda hissetti.

Belki de sadece korktuğu içindi.

Belki de gerçekten farklı olduğu içindi.

Kıpırdadığında adam hemen fark etti. Sanki onu izliyormuş gibi hızlıca döndü.

“Uyandın.”

Sesi beklediğinden daha sakindi ama o sakinliğin altında bir sertlik vardı.

Liora birkaç saniye boyunca cevap veremedi. Sonra kendini toparlayıp biraz doğruldu. Yabancı bir evde, tanımadığı bir adamın yanında uyanmıştı ve ne kadar yardım etmiş olursa olsun içindeki korku hâlâ oradaydı.

“Sen… beni mi buldun?”

Adam ona baktı ve kısa bir cevap verdi.

“Evet.”

Liora’nın kaşları çatıldı. Bu kadar basit söylemesi garip şekilde sinirini bozmuştu.

“Beni buraya sen mi getirdin?”

“Evet.”

“Peki neden?”

Adam birkaç saniye sessiz kaldı. Sanki bu sorunun cevabını anlamakta zorlanıyordu.

“Çünkü ormanın ortasında baygın yatıyordun.”

Liora ona baktı. Sonra bakışlarını odada gezdirdi.

“Belki de beni orada bırakmalıydın.”

Bu söz üzerine adamın yüzündeki ifade hafifçe değişti. Kaşları biraz kalktı.

“Çoğu insan kurtarıldığında teşekkür eder.”

Liora istemsizce ona baktı.

“Çoğu insan karanlık bir ormanda tanımadığı biri tarafından bulunmaz.”

Adam birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra başını hafifçe yana eğdi.

“Cesaretin var.”

Liora hemen cevap verdi.

“Hayır.”

Adam şaşırmış gibi baktı.

“Hayır mı?”

“Hayır.” dedi Liora daha yavaş bir sesle. “Sadece korkuyorum.”

Bu cevap Kael’i beklemediği kadar durdurdu.

Çünkü insanlar genelde korkularını saklardı. Güçlü görünmeye çalışır, seslerini titretmemeye uğraşırlardı. Ama bu kız korktuğunu açıkça söylüyordu ve yine de karşısında oturup ona cevap veriyordu.

Garipti.

Kael Arden için gerçekten garipti.

Liora odanın geri kalanına baktı. Burası büyük değildi ama huzurlu bir yerdi. Taş duvarlar, eski kitaplarla dolu raflar, şöminenin yaydığı sıcaklık… Burası bir evden çok dünyanın geri kalanından saklanan birinin sığınağı gibiydi.

“Burası neresi?”

“Evim.”

Liora ona döndü.

“Ormanın içinde mi yaşıyorsun?”

“Evet.”

“Tek başına?”

Kael omuzlarını hafifçe kaldırdı.

“Alıştım.”

Bu tek kelime Liora’nın dikkatini çekti.

Alıştım.

Sanki yalnızlık onun seçtiği bir şey değil de taşıdığı bir yük gibiydi.

Ama Liora daha fazla soru sormaya cesaret edemedi.

Karşısındaki adam yardım etmişti ama hâlâ onu tanımıyordu.

Kael masanın üzerindeki küçük kaseyi alıp ona uzattı.

“Bunu iç.”

Liora kaseye baktı.

“Bu ne?”

“İlaç.”

Şüpheli bakışları Kael’in dikkatinden kaçmadı.

“Zehir olmadığını nereden bileceğim?”

Kael’in yüzündeki ifade değişti. Sinirlendiği belliydi.

Ama Liora geri adım atmadı.

Birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra Kael derin bir nefes verdi.

“Eğer sana zarar vermek isteseydim bunu yapmanın çok daha kolay yolları olurdu.”

Bu cümle Liora’nın içini biraz ürpertti.

Ama garip olan şuydu ki…

Ona inanıyordu.

Belki de adamın sertliğinin altında farklı bir şey olduğunu hissediyordu.

Kael kaseyi masaya bıraktı.

“Unut.”

Liora onun hemen uzaklaştığını fark etti.

Bu adam insanları kendinden uzak tutmaya alışmıştı.

Gece boyunca Liora uyumakta zorlandı. Bir yandan kaçtığı hayatı düşünüyordu, diğer yandan karşısındaki yabancıyı anlamaya çalışıyordu.

Kael Arden.

İsmini öğrenmişti.

Ama isminin dışında hiçbir şey bilmiyordu.

Neden ormanda yaşıyordu?

Neden insanlardan uzak duruyordu?

Neden onu kurtarmıştı?

Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyordu.

Sabah olduğunda Liora kendini daha iyi hissediyordu. Başındaki ağrı azalmıştı ve artık gitmesi gerektiğini düşünüyordu.

Sessizce ayağa kalktı.

Kapıya yöneldi.

Tam kapıyı açacakken arkasından Kael’in sesi geldi.

“Gidiyorsun.”

Bu bir soru değildi.

Liora yavaşça döndü.

“Evet.”

Kael sadece baktı.

“Beni durdurmayacak mısın?”

“Gitmek istiyorsun.”

“Ya tehlikeli bir yere gidersem?”

Kael’in bakışları kısa bir an yumuşadı.

Çok kısa bir an.

Sonra tekrar eski haline döndü.

“Bu senin seçimin.”

Liora kapının önünde durdu. Nedense bu adamın onu durdurmaması beklediğinden daha fazla canını sıkmıştı.

Ama nedenini bilmiyordu.

Belki de ilk defa biri ona seçim hakkı vermişti.

Belki de ilk defa biri onu zorlamamıştı.

“Yine de…”

Kael ona baktı.

Liora hafifçe gülümsedi.

“Teşekkür ederim.”

Kael hiçbir şey söylemedi.

Sadece onu izledi.

Çünkü yıllardır kimse ona böyle basit bir teşekkür etmemişti.

Liora ormana doğru yürürken Kael olduğu yerde kaldı.

Kendine kızıyordu.

Bir insanın gitmesi onu ilgilendirmemeliydi.

Ama nedense ormanın sessizliği, kızın ardından daha boş gelmişti.

Ve Kael Arden henüz bilmiyordu…

O gece kurtardığı kızın, hayatındaki bütün dengeleri değiştireceğini.

🌙 Devam edecek…

(Okuduğunuz için çok teşekkür ederim 🫶🏻)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.