#taht etiketli eserler
Arama sonuçları
ELYSIAN
Merve Pınar Kılıç
İnsanlar, duygularının kaynağını bilmezler; hiç de düşünmezler. Merhum hükümdar, Elysian'in kralı olarak yüzyıllarca Dünya'daki duygu dengesini korumaya çalışmıştı. Zaafına yenilene kadar her şey yolundaydı. Dünya'yı istemeden savaşa sürüklediği vakit beş kızını bir sınava tabii tutmaya karar vermişti. En büyük kızı Bilun; Dünya’dayken hor görülen bilgiyi kurtardığı için sınavı geçememiş, Elysian’e bilgeliğin ve adaletin temsilcisi olarak dönmüştü. Hesna; aşkın büyüsüne kapılmış, sevginin ve sadakatin temsilcisi olarak geri dönmüştü. Eva, Dünya’dan ölümsüzlüğü çalmış ve evrendeki tek ölümsüz canlı olarak Elysian’e döndüğünde nefretten aldığı güçle yenilmez olmuştu. Felin, Dünya’nın çetin şartlarına dayanamayıp kaybolmuştu. Sona kalan kız ise bir zaaf edinemeyecek kadar güçlü olandı, veliahttı.
BÜYÜLÜ KILICIN ESARETİ
Melonis ✧
Karanlık ruhların etkisi altına girmiş bir diyarda hükümlerin değil, kan ve kaosun konuşulduğu bir yerdi Astantra Krallığı. Krallıkta halkın ve kölelerin uğradıkları zulümlerin sonu yoktu ve Ares onlardan yalnızca biriydi. Küçük yaşlardan itibaren işittiği sesler onun zihnini ablukaya almış bir zanlı konumundaydı ve artık bu esaretten kurtulmak zorundaydı. Astantra Krallığı'nın Prensesi Desina, Ares'e yaptığı evlilik teklifi ile hayatına bir yol çizdi ama bu yol geçmişini ve kim olduğunu öğrenmesini sağladı. Peki ya onların aşkı, karanlık ruhlara kalkan olabilir miydi? Kimsenin yerini bulamadığı büyülü kılıcın esaretinden kurtarabilir miydi? Esaret, onlar için yalnızca kalpteydi ve bunu aşmayı başarabilirlerse kimse önlerinde duramazdı. Ölümcül bir aşkın savaşıydı bu. Bir kölenin ve prensesin ruhlarla olan savaşı. 1. Kitap "Kanlı Gül" tamamlandı. 2. Kitap "Ateşin Varisi" tamamlandı. Fantastik/Romantik/Gizem
MECBURİ MÜHÜR (Beş Diyarın Efendisi)
Cansever GÖRGÜLÜ
"Şimdi ne olacak bana?" dedi gözlerini içine bakarken. Zack gayet basit bir şey söylermiş gibi, "Alfa krallığının kraliçesi olacaksın." dedi. Liyan şaşkın gözlerle gözlerine baktı. Bunu beklemediği kesindi. "K-Kraliçe mi?" "Jeff yani ağabeyim, Alfa krallığının kralı bu demek oluyor ki sende krallığın kraliçesisin. Ne yani, Jeff sana bundan bahsetmedi mi?" bu soru ona da duymaktan korktuğu bir emare veriyordu. Liyan başını hayır anlamında salladı. Dişlerinin arasından nefesini içine çekerken "Oops! sanırım Jeff benim canımı fena okuyacak." İşte şimdi başı beladaydı. O sırada kapı açılıp Jeff içeri girdi. Gözlerini ona dikip "Evet kardeşim hemde fena halde!" diyerek öfkesini sakin çıkan sesinde onun anlayacağı bir tınıda verdi. Zack son yudum kahvesini yutmakta zorluk çekerken hızla ayağa kalktı. Liyan'a görüşürüz der gibi göz kırpıp usulca dışarı çıktı. Liyan ise arkasından şaşkın gözlerle sadece Jeff'e bakıyordu. Oturduğu yerden kalkıp "Şimdi bu adam kral mı?" dedi içinden. Jeff ('Ve sende artık kraliçesin.') "Bunu nasıl yaptın?" "Neyi?" "Kafamın içinde senin sesini duydum." ... Fantastik bir evrenin içinde hayallerin ötesinde büyük bir güç... "Bir sürü alfasını, alfada sürüsünü takip eder."
Trimorphis: Hekate
York
Son bitiş mi gerçekten? Yoksa her şeyi en baştan yazabilir miyiz? Mesela ellerimizden kayıp giden hayatı tutabilir miyiz? Kaybettiğimiz aşkları; Kaybettiğimiz benliğimizi; Kaçışımız için kaybettiğimiz yılları; Kaybettiğimiz ailemizi; Bir hiç uğruna giden hayallerimizi ; Elimizden alınan doğuştan hakkımız olan şeyleri; Çocukluğumuzu, sağlığımızı ve güzel oyunlarımızı; Sadakati? Bunları tekrar yazabilir miyiz yoksa suyun akıntısına göre mi gideceğiz? ... Ay Döngüsü üçlemesinin ilk kitabıdır.

Kül Taht
Zerda
Ashen Krallığı dışarıdan bakıldığında altınla kaplı, güçlü ve düzenli bir imparatorluk gibi görünür. Ama bu düzenin altında yüzyıllardır saklanan tek bir gerçek vardır: Kül Taht. Efsaneye göre Kül Taht, yalnızca “külle mühürlenmiş gerçek varis” tarafından uyandırılabilir. Ve bu kişi ortaya çıktığında krallık ya yeniden doğacak ya da tamamen yok olacaktır. Krallığın prensesi Alisa Ashen, sarayın içinde korunaklı ve planlı bir hayat yaşadığını sanır. Ta ki annesi Kraliçe Vespera Ashen’in sert kontrolü, sarayda yapılan gizli toplantılar ve farklı krallıklardan gelen tehlikeli isimlerle yüzleşene kadar… Alisa zamanla fark eder ki hayatı aslında bir yaşam değil, baştan sona hazırlanmış bir planın parçasıdır. Ve bu planın merkezinde hep o vardır.
Kayıp Prenses
Lvsmsi
Bir varmış bir yokmuş. Evvel Zaman içinde kalbur saman içinde... Tüm masallar böyle başlardı değil mi? Bir zamanlarda düşman iki krallık vardı. Bu iki krallık, Namos halkının nüfusu tahmin edildiğinden daha fazla büyümesiyle, Namos'ların soylarını tüketmek için, yıllar süren küslüğü bir kenara atıp, birlik olmak istediler. Fakat Atomus kralı Abaris ve Hermes kralı Glikon, öylece bir birlik sağlayamazdı. Bu birliğin sağlanması için bir şart vardı... Bir bağ bulunması. Onlar için bu bağın tek çaresi evlatlarını evlendirmekti. Düşündüler ve ortak bir karara vardılar; Hermes'in prensi ve Atomus'un prensesi evleneceklerdi. Fakat sorun şuydu ki; Prens henüz 15, Prenses ise 11 yaşındaydı. İki Kral'da evlatlarını umursamadan bu kararı kesinleştirdiler. ...... Ortaklıklarını açıklayacakları ve evlatlarını evlendirecekleri büyük güne haftalar kalmıştı. Fakat günlerden bir gün Atomus'un prensesi ortalıktan kayboldu. Nere baktıysadılar bulamadılar. Ne bir iz bulundu, ne bir ipucu. Prenses sanki kuş olup uçmuştu. Aylar yılları kovaladı. Yıllar ayları, ama prensesten hiçbir haber bulunamadı. Prensin ortadan kaybolması ile binlerce rivayet çıktı ortaya. Kimisi kaçtığını söylüyor, kimiyse öldüğünü. Fakat gerçeği bilen yoktu. Prenses kaybolduğunda ne ortaklık gerçekleşti ne de evlilik. Bu evlilik gerçekleşmese de prens ve prensesin kaderi birbirine yazılmıştı. Ne olursa olsun Kader onları bir araya getirecekti.
Muhteşem Yüzyıl Kösem ⧽ Gecenin Sultanı Baş Haseki Dolunay Sultan
Nazlıcan
Ben Luna. Luna Puigmarti Espi. İspanyol köle. Bir zamanlar İspanyol İmparatoruyla evlencekken kaçıp Osmanlı'ya satılan İspanyol güzeli. Sultan Murad Han'ın gözdesi, Baş Hasekisi, 11 evladının annesi Dolunay Sultan. Güzelliği, asaleti, zekâsı, cesareti, gururu ve adilliği ile dünyaya nam salmış, Sultan Murad'a olan aşkı ile tanınmış Osmanlığı Hanedanın Haseki Sultanı.
Mavi Ay "Kralın Gözü"
Batının Hanımı
300 Yıl öncesinin hikayesi. Nesiller boyunca aktarılan bir taht savaşı. Dünyada doğanın her yerinden bir elçi vardı. Güneş’in Elçisi, Yaşam’ın Elçisi, Ölüm’ün Elçisi, Ay’ın Elçisi ve daha niceleri. Onlar Yaratan’ın elçileriydiler ve görevlerini yerine getirmekle yükümlüydüler. Ay’ın Elçisi Kraliçe Luna insanların güç savaşından etkilenmişti. Kimin daha güçlü olduğunu göstermek istemişti. Kuralları çiğnemiş ve görevlerini yerine getirmemişti. Kendisine verilen gücü kendi çıkarları için kullanmıştı ve sonunda yeni elçi tarafından kıyamete kadar duracak şekilde taşa çevrilmişti. Olmaması gereken oldu ve Kraliçe uyandırıldı. Savaş tekrardan başladı. Nişanlı bir adam kraliçenin kölesi oldu. Birkaç sıradan insan o gün savaşçı oldu hatta içlerinden birisinin hobisi gücü oldu. Okçu bir kız en iyi olmanın şansını yakaladı ve Kral Orion’un askeri oldu. Kraliçeyi uyandıranlar bedel ödemeye mahkûm kaldılar. Artık o insanlar için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Sis hazırlandı, ölümün atlıları beklemeye başladı…
Muhteşem Yüzyıl Kösem ⧽ Gecenin Sultanı Baş Haseki Dolunay Sultan
Nazlıcan
Ben Luna. Luna Puigmarti Espi. İspanyol köle. Bir zamanlar İspanyol İmparatoruyla evlencekken kaçıp Osmanlı'ya satılan İspanyol güzeli. Sultan Murad Han'ın gözdesi, Baş Hasekisi, 11 evladının annesi Dolunay Sultan. Güzelliği, asaleti, zekâsı, cesareti, gururu ve adilliği ile dünyaya nam salmış, Sultan Murad'a olan aşkı ile tanınmış Osmanlığı Hanedanın Haseki Sultanı.
Sislerin Ardından : Denizin Lordu
Nabaa Albadrani
Herkesin içindeki savaşı kazanması dileğiyle Olaylar apetra adındaki kız etrafında dönüyor ve bu kızımız 6 yaşında bulundu ve bir korsan okuluna gönderildi çok çalışır ama başarsız olunca bir korsan tarafından alınıp eğitilir ve bir aşçı olarak başladığı serüveni korsan yardımcısı kaptanı olarak bitirir ve bir lokanta açar ve mutlu bir şekilde çalışır taki Alex adında biri ona iş teklif edene kadar ama bilmediği bir şey vardır oda Apetra’ nın güven sorununu ve kurnazlığıdır
Ölümcül Taht
Şühedaa_ T
Uzak bir ülke... O ülkenin en küçük ve en değersiz görülen prensesi Myna Mallow 'un hayatı ansızın gelen bir haberle tamamen değişirken sadece kendinin değil tüm dünyasının seyrini değiştiren kişinin peşine düşerken hayatın karşısına çıkardığı yolları düşünmeden geçebilir mi?
Umay: Başlangıç
Sevde Betül Gürsoy
Bundan uzun yıllar öncesi... İnsanlığın savaşlar ve doğa arasında sıkıştığı, aklı eşkin, kılıcı keskin olanların yaşayabildiği bir devir. Amansız bozkırda hakimiyet yarışına girmiş iki büyük devlet ve aralarında gittikçe yaklaşan bir savaş, Üstün yetenekler vaad eden üç büyük taş ve bu taşın değiştireceği üç farklı hayat. Umay, hepimizin görebileceği sıradan biri olarak büyümüş biriydi. Niyeti bir an önce memur olmaktı. Ta ki o güne kadar... Bilmediği bir hayatın içine düşen genç kadının aynı anda öğrenmesi gereken bir çok şey vardı. Ona miras kalan güçleri ise sadece başlangıç olacak, iyi ve kötünün kadim kavgasında yerini alacaktı. ...Ve taşlar layık olan gelene kadar göğün yedi katında saklandı.”
The Inheritor
Xera
Tahtın tek varisi olmak için gözü dönen Prenses Ishtar ve kraliyetin en güçlü kadın askeri Deborah'ın iş birliği ile koca krallığın yıkılışını ve içten içe oluşan minik aşkların doğuşunu konu alan kitap The Inheritor huzurlarınızda..
Karanlığa Hükmeden
İlayda Akçay
M.Ö. 700’lü yıllarda, vampirler karanlığın gölgesinde gizlenerek yaşamak zorundaydı. Kan açlıklarıyla kıvranıyor, yok olmanın eşiğinde bir yaşam sürüyorlardı. Özgürlükleri ellerinden alınmış, varlıklarını saklamak zorunda bırakılmışlardı. Ta ki kralın oğlu Markus, bu acı sona bir dur diyene kadar. Markus, vampir halkına seslendi. Onlara artık gizlenmeyeceklerini, insanlardan üstün olduklarını haykırdı. Bu çağrı, vampirler arasında büyük bir uyanış başlattı. Artık sabretmeyecek, diz çökmeyeceklerdi. Kısa sürede insanlar ve vampirler arasında kanlı bir savaş patlak verdi. İki taraf da ağır kayıplar verdi. Sonunda, daha fazla yıkımı önlemek amacıyla bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmaya göre, vampirler insanları öldürmeyecek, onların arasında birer insan gibi yaşayacaklardı. Yüzyıllar boyunca bu barış sürdü. Ta ki Alaric doğana kadar.
SESSİZLİK'
Sevim.gemci
Bazen bir bakış, bir sır, bir dokunuş... her şeyin başlangıcı olur. Benimkisi de öyle başladı. Sessizdi, fark edilmeyecek kadar sıradan… ama altında çok şey saklıydı.d Ben Duru. İsmim gibi dingin sandılar, öyle sandım belki ben de. Ama bazı şeyler vardır, insanın içini kemiren, sesi çıkmayan ama hep konuşan. Onlardan biriydim. Gülümserken bile içimde kıpırdayan bir fırtına vardı. Hiç kimse görmedi. Görmek istemedi. Ama hayat, bir gün sustuğum ne varsa önüme koydu. Bazen tek bir an yeter.Tek bir kart, tek bir kapı, tek bir karar… Ve insan, kendini tanımaya başlar. Şimdi soruyorum: Bu tahtada kim piyon, kim şah?
Kırık Ayna
Lerrywon
(Yavaş ilerleyen, yoğun güç savaşı ve tensel temaslar içeren +18 BL kurgusu.) Annesinin ölümüyle sarayın loş koridorlarında yapayalnız kalan prens, krallığın tek varisi olduğunu sanıyordu. Ta ki üvey annesiyle birlikte saraya adım atan o adamı görene kadar. Alistair... Asil, tehlikeli derecede yakışıklı ve etrafındaki herkesi tek bir bakışıyla domine edebilen bir güç. Kralın gözündeki tüm değeri, hakkı olan tahtı ve geleceği Alistair'e kaptıran genç prens, bu kibirli adamdan nefret ediyordu. Ancak Alistair için bu sadece bir taht savaşı değildi. O, zayıf bulduğu bu narin prensi tamamen kendi gölgesinde eritmek, onu her anlamda boyun eğdirmek istiyordu.Sarayın soğuk duvarları arasında nefretle başlayan bu çatışma, Alistair’in sert dokunuşları ve üstten bakan yakıcı gözleriyle kaçınılmaz, tensel bir esarete dönüşecekti.

Koldoff İlk Destan - Diyarın Aslanı
İhsan AKBEL
Diyarın Aslanı, fantastik bir evrende geçen, heyecan dolu bir hikayeyi anlatan, dramatik ve sert bir öyküdür.. Bu kitap, Koldoff üçlemesinin ilk kitabıdır ve genç yetişkinler için idealdir. Kitabın ana karakteri Delterhanda Harringstone, Koldoff bölgesini birleştirip antik Koldoff İmparatorluğu'nu yeniden kurmayı amaçlayan bir liderdir. Delterhanda, cesareti ve liderliği ile "Diyarın Aslanı" lakabını kazanmıştır. Hikaye, yazar tarafından detaylı bir şekilde tasarlanmış olan Enigma adlı fantastik bir diyarda geçer. Bu diyar, çeşitli ülkeleri, kültürleri ve dinleri içerir. Kitap, okuyucuya bu evrenin karmaşık ve etkileyici politik sistemini, heyecanlı ve stratejik muharebeleri sunar. Ayrıca, bu olayların ekseninde dönen bireysel ilişkileri ve ana hikayeye bağlanan çeşitli yan hikayeleri de içerir.
Gökyüzünün Şarkısı- Laura 1-
Sonay
Gökyüzünün yüz yıl önce söylemiş olduğu şarkı.Tüm kehanetçilerin yaydığı o kehanette ki kız ve herkesin umudu olan o kişi Ya herkesin koruyucusu olacak. Yada herkesin Düşmanı. Büyük savaşta o ve onunla birlikte yüz kişininde ortadan kaybolduğu Büyük savaş, Gizemli ve açıklanamayan savaş.Binlerce kişinin öldüğü Büyük savaş. Herşeyin bir hisle başlaması. Kim bilebilirdi ki o hissin insanın sonu ve başlangıcı olacağı.
DİYARLARIN SAVAŞI 1 - MAURON'UN ÖFKESİ
göksu
"Onlara, halkıma yaptıklarının aynısını yapacağım." dedi odadaki herkese tek tek bakarak. Gözlerinden âdeta ateş fışkırıyor, kelimeleri yakıyordu. "Benden her şeyimi aldılar. Ben de onlardan her şeylerini alacağım. Hakkım olan tahta geçecek ve onlar acı içinde kıvranırken en son benim yüzümü gördüklerinden emin olacağım." Syfenia yedi yaşındayken zalimliğiyle bilinen mapenti ırkı tarafından yetim düşmüştü. Ailesi ve tüm halkı gözleri önünde öldürülmüş, katillerinin arasında büyümek zorunda kalmış ve on dört sene boyunca sarayda basit bir hizmetçi olarak yaşamıştı. Ta ki halk arasında konuşulan kehaneti duyan Carina, onun infazına yol açana kadar. Artık kuzeye kaçmaktan başka hiçbir şansı yoktu. Aynaya döndü ve yaşlı adamın buruşmuş yüzünün yansımasını seyretti. "Bu kaçış sana bir sürü şeye mâl oldu. Yaratılışına dair gerçekler tarafından sarsıldın ve artık her yeni güne sadece bambaşka acılar çekmek için uyanıyorsun. Güçlü olmalısın yıkılmış imparatorluğunu birleştirebilmek için, Syfenia. Fakat eğer pes edersen, eğer ayakta durmaktan vazgeçersen... İşte o zaman tüm diyarın sonu olur. Sen kaderi her şeyi yok etmek olan kraliçesin, kızım. Kontrolü kaybettiğinde, er ya da geç kaosun gezegenimizi tamamıyla sarmış olacak. Eğer bir canavar olmak istemiyorsan kadim tanrıya bile karşı gelmek zorundasın. O, seni yaratan, senin en büyük düşmanın. Ve bu diyarla ilgili ne yapacağın tamamen sana bağlı."
Yıldız Tozlarından Yüzük: texting
York
Yıl 1461. Güllerin Savaş'ını kral 4. Edward kazanmış ve tahta çıkmış. Ancak bir farkla. Telefon var. Sosyal medya var. George Plantagenet ise 2. Oğul olmasının yanı sıra bütün kızların hayran olduğu o çocuktur. Kötü, umursamaz, hırslı, gösteriyi ve gösterişi seven ancak tırnaklarını kapattığında kedi gibi delikanlıdır. Hayatı ise gelen tek bir mesajla değişmek üzeredir.
Fısıltılar Prensesi
Fantastik Kitap
Tahta oturmak için soyadı dışında her şeye sahipti. Herkes onun Batı ve Kuzey bölgelerinin arasında istemeden kurulmuş bir köprü olduğunu biliyordu. Gayrimeşru bir prenses olduğu için halk ancak fısıldayarak adını anabiliyordu. O, Fısıltılar Prensesiydi ve hakkı olanı almak için insan ırkının düşmanı Peri soyu ile müttefik olmak zorundaydı. Peki tahtı öz babasını katlederek ele geçiren bir Peri kralına güvenebilir miydi?
Çirkin ve Güzel
Asiye çömez
"Küçükken annemin anlattığı korku masallarındaki yatağın altından çıkan canavar sen misin?"kalbim hala hızlı hızlı çarpıyordu ve ben yapacağımı bilmiyordum. ~ Sarı saçları,yeşil gözleri,zayıf kolları vardı .Bu hâli ile ne kadar masum olduğu görünüyordu,bu yüzden onu korumam lazımdı. ~ Lanet kırılmış ve herşey düzene girmişti. İki büyücünün başlattığı savaş ve lanet onların çocuklarında son bulmuştu ama mutsuz son. ~ "Kral'a haber gönderin onun en değerli hazinesini çalmaya geliyorum" ~ Fantastik kurgudur... Kurgu tamamen bana aittir çalınması yada kopyalanması durumunda yasal işlem başlatılacaktır.
Taht Kavgası
Kayıp
Kraliyet ailesinden intikam alıp, tahta geçmek isteyen ve öldü sanılan bir prens ; yakın arkadaşı ve aynı zamanda yetenekli bir büyücü olan Lenora ile yıllarca çalışıp planlar yapar. Bakalım sonunda saraya sızmayı başaran Arthur ve Lenora nın planları istedikleri gibi ilerleyecek mi?
Fetih Sanatları:Kanlı Kral
Burak Sabancılar
GİRİŞ Karanlığın dip köşelerinde, hıçkırık sesleri yavaş yavaş artıyordu.Ağlayan küçük bir kız çocuğuydu.Bir kaldırım taşına oturmuş öylece bekliyordu.Saçları gece kadar siyah, teni sanki beyazdan daha da akdı.Yüzünü kapatan siyah saçları ve gözlerinden akan damlaların saçlarından ince ince süzülmesi...Kız yavaş yavaş kafasını kaldırdı.Karşısında gördüğü kişi onu ürkütmüştü.Ona bakan kişi altın kadar sarı, parlak ve uzun saçlara sahip biriydi.Elinde ki meşalesiyle kıza doğru yöneldi.Kız ayağa kalktı, sinirlice… Gözlerinden gelen damlalar küçük yağmur taneleri gibi yere düşerken, kendisine şaşkınlıkla bakan bu adamı inceliyordu.Adam şaşkındı.Son derece mutsuz ve üzgün olan bu kızın yüzünü incelemek için yanına gitmek istediğinde kız elini ‘’dur.’’ diyormuş gibi havaya kaldırdı.Sonra yere bakan gözlerini kendisine odaklanmış adama doğru yöneltti.Adam ürktü.Ürkmemek mümkün değildi zaten.Kız gökyüzünden daha koyu, buzdan daha keskin gözleriyle saçlarının arasından adamı izlemeye başladı.O kadar ağlamıştı ki, gözünün gökyüzü mavisi renginin çevresine kan kadar kırmızı bir ton eklenmişti sanki.Adam yardım etmekle etmemek arasında kaldı.Ne yapabilirdi ki.Meşalesi hala elindeydi.Saçlarında parlayan ateş güzel bir görsel şölen sunuyordu sanki.Kızın dikkatini adamın saçları çekti.Dudaklarında acı bir gülümseme vardı.Kıpkırmızı dudakları, sanki dalga geçermiş gibi gülüyordu.Dik olan kaşları lanetli bir yaratıkmış gibi çatıldı.Birden acı gülümsemesi kayboldu.Saçlarını arka tarafa doğru elleriyle savurdu, sanki adama yüzünü göstermek istiyormuş gibi.Sonra siyah pelerinini savurup kafasına geçirdi, sanki başkalarının onu tanımamasını istermiş gibi. Kafasını iyice dikleştirip gözlerini kapattı, sanki uzaktan gelen bir müzik sesini dinliyormuş gibi.Bu garip davranışlarının hemen ardından ellerini göğsünün üzerinde avuç içleri birbirine bakacak şekilde birleştirdi.Aniden büyük bir rüzgar başladı her tarafta.Karlar savruluyordu.Adam neler olup bittiğini anlayamıyordu.Etrafına bakınmaya başladı, korku dolu gözlerle.Bakıyordu ama her yer o kadar beyazdı ki, sanki ateşi kardan olan bir cehennemmiş gibi.Göz alabildiğince beyaz buzdan bir deniz gibiydi sanki adamın etrafı.Yumuşak bir buz.Şaşkınlığına devam etti, anlam veremeden olan bitenlere.Bu kadar kısa bir sürede nasıl olabilirdi bu?Birileri onunla dalgamı geçiyordu?Yoksa yine o kabuslarından biriyle baş başa mı kalmıştı?Kabus olsaydı şu ana kadar uyanması gerekmez miydi?Belki de bu onun kontrol edemediği rüyalarından biriydi.Düşündüğü onca zamandan sonra kıza döndüğünde onun yine ağladığını fark etmişti fakat bu sefer ki öyle bir ağlama değildi.Göz yaşı yerine kan vardı.Kırmızı dudakları morarmıştı.Gözlerinin gökyüzü mavisi, gecenin kör karanlığı kadar siyahtı.Gözlerinde karanlık gökyüzünün tek bir yıldızının bile parıltısı kalmamıştı artık.Hafif bir hırıltı ve küçük şirin bir kızdan gelemeyecek şekilde olan kalın, kaba ve korkutucu bir sesle, ‘’Sen öldün.’’ dedi.Adam, korku ve panik dolu gözlerle kıza bakmaya devam ederken elindeki meşaleyi kıza doğru fırlattı.Küçük kız, meşale daha havadayken, üstünde yanan ateşi yok etti.Adam koşar adımlarla çocuktan uzaklaşmaya çalışırken, karşısında başka simsiyah gözlere sahip, gençten bir adamla karşılaştı.Aynı yüz ifadesi, aynı gözler, aynı çatık kaşlar…Adam hemen yolunu çevirip bu sefer çaprazdan kaçmaya karar vermişti ki, bu sefer de aynı ifadelere sahip başka bir tanesiyle karşı karşıya geldi.Bu şekilde devam ederken, etrafına bakındığında on farklı siyah gözlere sahip insan üstü yaratığın kendi etrafında çember oluşturduklarını ve onu tuzağa düşürdüklerini anladı.Düşünüyordu.Bunlar kim?Neden ona tuzak kurdular?Gerçekten onlar insan mıydı?İstedikleri neydi? Kafasında bu sorulara cevap ararken dizlerinin arkasından aldığı bir darbe ile yere yığıldı.Bunu yapanın, masum küçük bir kız sandığı lanetli pislikten başkası olmadığını fark etti.Etrafı sarılmıştı, kaçamazdı.Kurtulmanın bir yolu yoktu.Sanki ne kadar kaçmaya yeltense, o kadar çoğalıyorlardı.Gözlerini onlara dikti ve kendisini öldürmemeleri için yalvarmaya başladı.Damla damla yaşlar akıyordu gözlerinden.Sonrasında siyah gözlü, insan görünümüne sahip bu yaratıkların arkalarından, kan kadar kırmızı gözlere sahip, esmer teni ile düz, uzun, siyah saçları olan bir adam çıktı.Acımasız gülümsemesi sanki çok şey anlatmaya yetiyormuş gibi, büyük ve korkutucu bir kahkaha attı.Siyah giysisinin içerisinden gri tonlarında, sivri uçlu, demirden yapılmış uzunca bir cismi çıkardı.Kan kadar kırmızı gözleriyle korku salan bu iblis, sarı saçlı adamı saçlarından tutup yukarı doğru çekti ve elindeki bu cismi adamın kalbine sapladı.Adamın ağzından kanlar geliyor ve gözleri yavaş yavaş kırmızıya dönüyordu.Bir müddet yerde çırpındı, çok büyük acılar çekiyordu.En sonunda bedeni hareketsiz ve kanlar içerisinde cansız bir şekilde yerde yatıyordu.

