#Alkın etiketli eserler
Arama sonuçları
Bana Mutluluğu Çiz / TEXTING
Leyal Beria
0583***: Beyaz bi tuvalin içinde kendini mi buldun 0583***: Ahşap şövalelerin üstünde yeni bi dünya mı kurdun 0583***: Renkler ve zevkler tartışılır mı bu yeni dünyada 0583***: Yoksa sen de bana sahte bir evren mi sundun 0583***: Bana mutluluğu çiz boyansın ellerin Her renkten koy kamaşsın gözlerin 0583***: Bozmasın onu ne gündüz ne de Soğuk ve sessiz karanlık gece
Soğuk Mühür
Hatice Gülen Kuru
SOĞUK MÜHÜR Karanlığa defalarca mahrum bırakılmıştım. O çıkmaz sokaklar yuvan olmaya hak kazanmıştı. O lambanın aydınlatmadığı alanlar benimdi o gecelerde. Ayın aydınlatmadığı orman benimdi. Gecenin karanlığına bırakılmıştım ben. İlk önce çocukken ailem tarafından, daha sonra ise sevdiğim adam beni reddettiği o gün. Bu yüzden belki de insanların acı çekmesinden, canlarının yanmasından bu kadar zevk alıyorumdur. Ben kendimi bu hayatta kaybettim. Canım öylesine fazla yandı ki, artık dayanamıyordum. Ben bu acıyı defalarca yaşadım, peki diğerleri? Neden onlar aynısını yaşamıyor? İşte benim adaletim buydu herkes gibi benim ilk aşkımı elimden alan o kadında acısını çekecekti. Ne pahasına olursa olsun ona öyle bir acı yaşatacaktım ki, hayatı boyunca unutmak dâhi istemeyecekti. Kendisi ölümü dileyecekti lâkin ölüm kendisini bulamayacaktı. Ben ölümüne sert duvarlar çekecektim. Son nefesine kadar ona acıyı öğretecektim. Acı denilen o duygu onun iliklerine kadar işleyecekti. Soğuk Mühür’ün arkasında derin, karanlık bir oda duruyordu. Duvarlar, yaşanmış acılara şahitlik etmişti ve bu acıların izleri hâlâ hapsedilmişti. Oda soğuktu, soğukluğuyla insanı içine çekiyordu. Duvarların gri, rutubetten kabarmış ve yıpranmış yüzeyleri, yıllardır süren acıların yansıması gibiydi. Oda ortasında, kırılmış bir kalp şeklinde bir görüntü beliriyordu. Bu, kelimenin tam anlamıyla bir acı sembolüydü. Kalp, soğuk ve donmuştu, başkalarının acısına neden olan kişi tarafından terk edilmişti. İçindeki yaraların izleri, kalbinin her köşesinde derin çizikler oluşturmuştu. Düşündükçe, kalp daha fazla buzla kaplanıyor, daha da donuyordu. Soğuk Mühür’ün yanındaki masada, buzdan bir kadeh vardı. İçindeki sıvı, soğukluğun simgesiydi. Bu özel sıvı, acıyı büyüten, arttıran ve hiç bitmeyen bir güce sahipti. Kadehteki sıvının etrafında hafif bir buğu vardı, sanki oda daha da soğuyor, daha da donuyordu. Oda sessizliğin içinde kaybolmuştu. Soğuk rüzgarların fısıltısı, ruhun derinliklerinde hissedildi. Acının yoğunluğu, her bir hücrede kıvranıyordu. İçerideki insanın gözleri, hüzünlü ve donmuş bir ifadeyle baktığı duvarlara sabitlenmişti. Gözlerdeki yalnızlık, kaybedilmiş bir ruhun ifadesiydi. Soğuk Mühür’ün etrafında, karanlık bir atmosfer hakimdi. Tıpkı insanlarının hayatlarında bıraktığı izler gibi o da bir iz bırakmıştı insanın ruhuna. Soğuk Mühür’ün anlamı, acı ve hırstı. İşte bu yüzden adaleti simgeliyordu. Ancak, Soğuk Mühür’ün ardında daha fazlası vardı. Daha fazla acı, daha fazla hırs, daha fazla yıkım. Her biri alev alev yanan gözyaşlarıydı. İblislerin dünyasında acımasızca dans eden ateşti. Soğuk Mühür; acı, keder ve intikamla titreyen bir kalbin sembolüydü. İçinde yaşanan acılardan besleniyor, daha fazla acı vermek için var gücüyle çalışıyordu. Soğuk Mühür, en karanlık duygularımızı temsil ediyordu. Oda buz gibi soğuktu, içindeki insanın ruhunu donduran bir yerdi. Ruhunu soğuk bir kafese hapsederek onu orada mühürlüyordu. Soğuk Mühür, insanların kalplerini donduruyor, onları duygusuzlaştırıyordu. İşte bu yüzden, Soğuk Mühür’ün etrafındaki atmosfer, bir huzursuzluk kaynağıydı. Soğuk Mühür, kendini kaybetmiş bir insanın içindeki karanlığı temsil ediyordu. Ne kadar acı çekilirse çekilsin, adaletin karşılığını vermek isteyen bir ruhun sembolüydü. Soğuk Mühür, hayatta kaybolmuş bir insanın son umudu, son direnişi ve son nefesiydi. Son feryadıydı, duyulmayı bekleyen bir melodinin son hırçın ezgisiydi. Soğuk Mühür’ü kendine yara bilen kadın herkesin acı çekmesini istedi lâkin bunların sebebi ailesi olması ile beraber sevdiği adam tarafından reddedildiği gün yüzündendi. Soğuk Mühür, çocukluğunda ailesiyle beraber yaşadığı şiddet dolu zamandan hem fiziksel hem de duygusal olarak büyük yaralar taşıyan bir kadın idi. Soğuk Mühür’ün ailesi karanlık bir geçmişe sahiptir ve bu geçmişin yükü çocuklarına da fazlasıyla hissettiriliyordu. Soğuk Mühür, anne ve babasının sürekli tartışmaları, şiddet dolu anları ve korku dolu atmosferi arasında büyümüştü. Çocukluğunda dayak yemek, hakarete uğramak ve sürekli bir korku içinde yaşamak zorunda kalmıştır. Bu şiddetin etkisiyle Soğuk Mührün üzerinde derin yaralar oluşmuş ve büyüdüğünde bile bu izlerden kurtulamamıştır. Soğuk Mühür’ün, içerisindeki acıları ve korkuları adeta bir buzdan oluşan içini öfke ve hırsla doldurmuş şekilde taşır. Dış dünyaya kapalıdır, duygularını bastırmaya çalışır ve kendini korumasız hissettiği anlarda yoğun bir soğukluk sergiler. Etrafındakilere güvenmekten çekinir ve geçmişte yaşadığı şiddetin gölgesi onu her adımda takip eder. Ancak o, büyüdükçe bazı umut ışıkları bulur. Bir gün, içindeki duyguları açmayı başardığı ve gerçek bir sevgiye inanarak bir adamla tanışır. Soğuk Mühür, ona duygularını anlatır ve kalbini açar. Ancak hayal kırıklığıyla karşılaşır. Sevdiği adam, Soğuk Mühür’ü reddeder ve ona duygusal olarak sadece arkadaş dışında hiçbir şey hissetmediğini söyler. Ama farkında değildir bu söyledikleri ile onun başına ve aynı zamanda sevdiği kadının başına neler geleceğinden dâhi haberi yoktu. Bu olay, Soğuk Mühür için bir dönüm noktası olur. Sevdiğinin reddi, onda daha da derin yaralar açar. Çocukluğunda yaşadığı şiddetin izlerine bir yenisini daha ekler. Soğuk Mühür, bir kez daha güvenini kaybeder ve kendini değersiz hissetmeye başlar. Hayatın ona verdiği bir diğer darbeyle yüzleşmek zorunda kalan Soğuk Mühür, içine daha da çekilir ve soğuk bir şekilde yalnızlığını kucaklar. O yalnızlık içinde kıvranıp acıya sarılarak avutur kendini. Soğuk Mühür, onun hikayesi değildi. Kendisinin arkadaşına, çevresine vurduğu, insanların canını yakmasının ve karşısındaki rakibinin çelişkisinin hikayesidir.

