#İmparator etiketli eserler
Arama sonuçları
Gölgedeki Parıltılar
Görünmez Yazar
NOT: Wattpad Kullanıcı Adı: gorunmezz_yazar 💫 Külvarisi serisi #1 🪄 Güçlere sahip insanlar 👑 Zalim bir imparatorluk ⛓ Ölüme mahkum bir prenses ⚔ Devrim grubu ❤🩹 İhanet, dostluk ve enemies to lovers 💌 Found family Büyük Yıkım'dan etkilenmeyen tek yer olan Kızıl Alev krallığı, o günden sonra tüm dünyayı kontrol etmeye başladı. Yaptığı en önemli şey ise Büyük Yıkıma sebep olan güce sahip insanları öldürmek oldu. İnsanların kanında bu güç varken tek seferle onlardan kurtulmak elbette imkansızdı. Doğa eski hale dönüşürken yeni yaranan krallıklar artık imparatorluk olan Kızıl Alev'e savaş vermeye başladı, karşılık olarak imparatorluk zalim yollara el attı. Şimdi, 200 yıl sonra imparatorluğun emrine girmeyen birkaç krallıktan biri olan Lumidia da, krallığı zalim bir şekilde yönetiyor. İsyanları arttığı bir dönemde tehlikeli güçleri ortaya çıkan tahtın en geç varisi, ölüme mahkum edilir ve krallık tarafından eziyet gören aşağı sınıfa sığınır, hem de bir isyan grubuna... En fazla ne olabilir ki? © Her hakkı saklıdır
Öfke Şehri
Zey0ns
gaddar bir imparator yıllardır yoksul halktan sihirli güçleri olan bir bebeği arıyor, toplanan bebekler aradıkları kişi çıkmadığında ya öldürülüyor ya da asker yapılıyor... dünyanın aradığı sihirli bebek Lamia ile komutan Aray bu yıkımın üstesinden gelebilecek mi?
İmparator'un Azizesi
Estelle
Sakin bir hayat yaşıyordum. Belki de bu sakinlik, fırtına öncesi sessizlik gibiydi. Ama ben anlayamamıştım. Her şey ölmem ile başladı. Evet, öldüm ve başka bir bedenin içine girdim. Tek sıkıntımız, sahip olduğum bedenin kaderinin belli olması. Ben, daha önceden okuduğum bir kitap olan -İmparator'un Azizesi'-nin içine girdim! Tek yapmam sakin ve huzurlu bir şekilde yaşamaktı. Ama bütün herkes bunu engelledi. Önce Veliaht Prens, "Bana verdiğin sözü tutmalısın." sonrasında ise abim "Sen bizim geleceğimizsin." ve daha bir sürü kişi... Eğer istediğiniz buysa kötü karakteri en iyi şekilde oynayacağım.
Yanlışlıkla melez
Beyzanur
Türkiye'de anlaşmalar ile bir arada duran iki ırk vampirler ve insanlar. Her 3 ay'da bir insanlar 20 suçluyu vampirlere kurban vererek birlikte yaşamlarını sürdürüyorlar. Prens SİMONE'nin yaptığı hata nelere yol açar bilinmez ama genç kızın Prens ile birliktelik bağı ortaya çıkıyor. Devamında neler mi oluyor ? Hadi hep beraber Prens Simone ve Ece'nin neler yaşayacağına gelin hep birlikte bakalım...
Cadı intikamı
animecizeynep
Ona öyle şeyler gizlice fark ettirmeden yaşayatacağım ki yaptıklarına pişman olacak.

Yavuz Sultan Selim Şiirleri
Vanessa
Ben Yavuz Selîm Han’ım. Kılıç elde cihânı titrettim, kalem elde gönlümün sırlarını döktüm. Şiirim, süs için değil, hakikat içindir. Duyduğumu söyledim, gördüğümü yazdım. Aşkı da, kederi de, celâdeti de beytime kattım. Benim sözüm yumuşak değildir; merttir, açıktır, keskindir. Her mısra, benim nefesimdir, her kelâm, benim özümden çıkar.
Kışa Meydan Okuyan Gül
Hazen Author
Hiç kimse üzerine kara bulutların çöktüğü, dünyadaki cennet olarak görülen bu görkemli imparatorluğun başına onun geçeceğini hayal edemezdi. Arseiyah, başkente uzak bir vilayette yaşayan kimsesiz bir genç kızdı. Ne damarlarındaki kan, ne de ona bahşedilen lütuf kimse tarafından öğrenilmemişti. Ta ki İmparator rüyalarında ondan haberdar edilinceye kadar. Böylece Tughrul ile Kongrul kardeşlerin efsanesi bir kez daha dilden dile anlatıldı. Tıpkı onların küllerinden yeniden doğmaları gibi ulus da iki defa yıkımdan ve esaretin eşiğinden iki hükümdarla geri döndü. İşte bu hikaye o iki hükümdardan biri olan İmparatoriçe Ertera’yı anlatır. Kışın ayazına meydan okuyan gül, gecenin karanlığını yırtıp aşan şafak, küllerden can bulan Kongrul. Tarih İmparatoriçe Ertera Arseiyah Tesifran’ı böyle andı. Ama siz sevgili okuyucu, onun bunlardan fazlası olduğunu bileceksiniz.
Fetih Sanatları:Kanlı Kral
Burak Sabancılar
GİRİŞ Karanlığın dip köşelerinde, hıçkırık sesleri yavaş yavaş artıyordu.Ağlayan küçük bir kız çocuğuydu.Bir kaldırım taşına oturmuş öylece bekliyordu.Saçları gece kadar siyah, teni sanki beyazdan daha da akdı.Yüzünü kapatan siyah saçları ve gözlerinden akan damlaların saçlarından ince ince süzülmesi...Kız yavaş yavaş kafasını kaldırdı.Karşısında gördüğü kişi onu ürkütmüştü.Ona bakan kişi altın kadar sarı, parlak ve uzun saçlara sahip biriydi.Elinde ki meşalesiyle kıza doğru yöneldi.Kız ayağa kalktı, sinirlice… Gözlerinden gelen damlalar küçük yağmur taneleri gibi yere düşerken, kendisine şaşkınlıkla bakan bu adamı inceliyordu.Adam şaşkındı.Son derece mutsuz ve üzgün olan bu kızın yüzünü incelemek için yanına gitmek istediğinde kız elini ‘’dur.’’ diyormuş gibi havaya kaldırdı.Sonra yere bakan gözlerini kendisine odaklanmış adama doğru yöneltti.Adam ürktü.Ürkmemek mümkün değildi zaten.Kız gökyüzünden daha koyu, buzdan daha keskin gözleriyle saçlarının arasından adamı izlemeye başladı.O kadar ağlamıştı ki, gözünün gökyüzü mavisi renginin çevresine kan kadar kırmızı bir ton eklenmişti sanki.Adam yardım etmekle etmemek arasında kaldı.Ne yapabilirdi ki.Meşalesi hala elindeydi.Saçlarında parlayan ateş güzel bir görsel şölen sunuyordu sanki.Kızın dikkatini adamın saçları çekti.Dudaklarında acı bir gülümseme vardı.Kıpkırmızı dudakları, sanki dalga geçermiş gibi gülüyordu.Dik olan kaşları lanetli bir yaratıkmış gibi çatıldı.Birden acı gülümsemesi kayboldu.Saçlarını arka tarafa doğru elleriyle savurdu, sanki adama yüzünü göstermek istiyormuş gibi.Sonra siyah pelerinini savurup kafasına geçirdi, sanki başkalarının onu tanımamasını istermiş gibi. Kafasını iyice dikleştirip gözlerini kapattı, sanki uzaktan gelen bir müzik sesini dinliyormuş gibi.Bu garip davranışlarının hemen ardından ellerini göğsünün üzerinde avuç içleri birbirine bakacak şekilde birleştirdi.Aniden büyük bir rüzgar başladı her tarafta.Karlar savruluyordu.Adam neler olup bittiğini anlayamıyordu.Etrafına bakınmaya başladı, korku dolu gözlerle.Bakıyordu ama her yer o kadar beyazdı ki, sanki ateşi kardan olan bir cehennemmiş gibi.Göz alabildiğince beyaz buzdan bir deniz gibiydi sanki adamın etrafı.Yumuşak bir buz.Şaşkınlığına devam etti, anlam veremeden olan bitenlere.Bu kadar kısa bir sürede nasıl olabilirdi bu?Birileri onunla dalgamı geçiyordu?Yoksa yine o kabuslarından biriyle baş başa mı kalmıştı?Kabus olsaydı şu ana kadar uyanması gerekmez miydi?Belki de bu onun kontrol edemediği rüyalarından biriydi.Düşündüğü onca zamandan sonra kıza döndüğünde onun yine ağladığını fark etmişti fakat bu sefer ki öyle bir ağlama değildi.Göz yaşı yerine kan vardı.Kırmızı dudakları morarmıştı.Gözlerinin gökyüzü mavisi, gecenin kör karanlığı kadar siyahtı.Gözlerinde karanlık gökyüzünün tek bir yıldızının bile parıltısı kalmamıştı artık.Hafif bir hırıltı ve küçük şirin bir kızdan gelemeyecek şekilde olan kalın, kaba ve korkutucu bir sesle, ‘’Sen öldün.’’ dedi.Adam, korku ve panik dolu gözlerle kıza bakmaya devam ederken elindeki meşaleyi kıza doğru fırlattı.Küçük kız, meşale daha havadayken, üstünde yanan ateşi yok etti.Adam koşar adımlarla çocuktan uzaklaşmaya çalışırken, karşısında başka simsiyah gözlere sahip, gençten bir adamla karşılaştı.Aynı yüz ifadesi, aynı gözler, aynı çatık kaşlar…Adam hemen yolunu çevirip bu sefer çaprazdan kaçmaya karar vermişti ki, bu sefer de aynı ifadelere sahip başka bir tanesiyle karşı karşıya geldi.Bu şekilde devam ederken, etrafına bakındığında on farklı siyah gözlere sahip insan üstü yaratığın kendi etrafında çember oluşturduklarını ve onu tuzağa düşürdüklerini anladı.Düşünüyordu.Bunlar kim?Neden ona tuzak kurdular?Gerçekten onlar insan mıydı?İstedikleri neydi? Kafasında bu sorulara cevap ararken dizlerinin arkasından aldığı bir darbe ile yere yığıldı.Bunu yapanın, masum küçük bir kız sandığı lanetli pislikten başkası olmadığını fark etti.Etrafı sarılmıştı, kaçamazdı.Kurtulmanın bir yolu yoktu.Sanki ne kadar kaçmaya yeltense, o kadar çoğalıyorlardı.Gözlerini onlara dikti ve kendisini öldürmemeleri için yalvarmaya başladı.Damla damla yaşlar akıyordu gözlerinden.Sonrasında siyah gözlü, insan görünümüne sahip bu yaratıkların arkalarından, kan kadar kırmızı gözlere sahip, esmer teni ile düz, uzun, siyah saçları olan bir adam çıktı.Acımasız gülümsemesi sanki çok şey anlatmaya yetiyormuş gibi, büyük ve korkutucu bir kahkaha attı.Siyah giysisinin içerisinden gri tonlarında, sivri uçlu, demirden yapılmış uzunca bir cismi çıkardı.Kan kadar kırmızı gözleriyle korku salan bu iblis, sarı saçlı adamı saçlarından tutup yukarı doğru çekti ve elindeki bu cismi adamın kalbine sapladı.Adamın ağzından kanlar geliyor ve gözleri yavaş yavaş kırmızıya dönüyordu.Bir müddet yerde çırpındı, çok büyük acılar çekiyordu.En sonunda bedeni hareketsiz ve kanlar içerisinde cansız bir şekilde yerde yatıyordu.
Tabiatın Sesi
tektasada
Mükemmel bir hayat, bir kargo kutusunun içinden çıkan ultrason fotoğrafıyla paramparça olur. Belin, nişanlısı Atlas'ın ihanetiyle yüzleşir ve sadece aşkını değil, ona dair her şeyi geride bırakmaya karar verir. Yeni bir evde, yeni bir başlangıç yapma umuduyla çıktığı bu yolda, parkenin altından çıkan gizemli bir ayna tüm planlarını alt üst eder. Aynanın etrafında beliren ışıklar ve gecenin sessizliğini bozan arp sesleri, Belin'i bilinmezliğe doğru çeker.
《Ölülerin Senfonisi》
sepet
Kanlı taht savaşına hazır mısın? Bu diyarda güç ;görsel şölenli stratejilere ve zekaya göre ölçülür! ¤ Bulazir imparatorluğunda ,imparator ve imparatoriçe bir sonraki kuşağa kadar krallığı yönetir fakat bu ülkede saltanat yok! Yöneticilerin seçilmesi için aristoklar zamanı geldiğinde çocuklarını "sınav"a hazırlanmaları için "eğitim"e gönderir. Bu okulların en iyisi olan Bulazir okulu adını ülkesinden almıştır. BÖLÜMLER 2025 YAZINDA YÜKLENECEKTİR!
ARDENT
İkra Nur Sünger
Kıtaları aşan bir imparatorlukta, insanların düşünceleri ve zevkleri tek bir kalıba sokulmuştu. Herkes aynı düşünüyor, aynı şeyleri seviyor ve aynı hayatı yaşıyordu. Ancak bu eşitlik maskesinin ardında, farklılıklarını korumaya çalışan küçük bir topluluk gizleniyordu. Onlar, imparatorluğun monoton düzenine meydan okuyor ve değişim için fısıldıyorlardı. Farklı olmanın yasak olduğu bu dünyada, onlar özgürlüğün sesini yükseltmeye kararlıydılar. Bu topluluğun umudu, imparatorluğun en küçük prensindeydi. Dışarıdan bakıldığında, prens de diğerleri gibi normal biri gibi görünüyordu; ancak o, Asperger sendromuna sahipti ve bu durum ona farklı bir perspektif sunuyordu. Topluluk, prensin de onlar gibi düşündüğüne inanıyor ve onu devrimin bir parçası yapmak istiyordu. Ancak prens, sorumluluk almak istemeyen ve mevcut düzenden memnun biriydi.

